CHP’den ayrıldıktan sonra Memleket Partisi Genel Başkan Vekilliği görevini üstlenen sonrasında da Memleket Partisi’nden de istifa eden şehrin önemli siyasetçisi Prof. Dr. Gaye Usluer ile Eskişehir Haber Ajansı olarak bir söyleşi gerçekleştirdik. Gönlündeki Cumhurbaşkanı adayından, şehirdeki siyasi kavgalara kadar çok özel değerlendirmelerde bulunan Usluer, özellikle şehrin aktörlerine yönelik söyledikleri ile çok konuşulacak.

1 Cumhuriyet Halk Partisinde önemli bir başarı sağlayarak yeniden parti meclisine girmeyi başardınız. Şehirdeki teşkilatlar anlamında da güçlü bir rol edindiniz. Böyle güçlü bir zemin oluşmuşken CHP’den bir anda ayrılma kararı vermeniz şok etkisi yarattı. Söz konusu ayrılma hikayesine dair çok fazla dedikodu yapıldı ama bu kararı almanızdaki asıl nedenleri sizden öğrenmek isteriz.

Evet o dönemki gelişmeler sizin anlattığınız gibiydi. Partide pek çok kademede görev yaptım. Kadın Kolu MYK, Parti Okulunda, 3 koordinatörden birisi oldum, Türkiye’yi 3 kez dolaştım. Devamında 5 kez parti meclisi üyeliği görevine seçildim. Bunların ikisinde Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesindeydim. Ama diğer üçünde listede yoktum, listeyi deldim. Listeyi delmek tabiri belki kaba bir tabir ama siyasetin içinde kullanılan biz söz ama zor bir iş. Çünkü 1200 delege var ve delege yapısından seçilebilir bir sürece ulaşmak gerçekten kolay değil. Buna rağmen her defasında daha yüksek oy alarak seçildim. 800’lere yaklaşan oylar ve ikisinde birinci oldum. Benim için çok kıymetli, vekillik dönemim için çok kıymetli. Ancak bir de demokrasi mücadelemiz de oluyor. Bir kavga, gürültü, bir kırgınlık hiç olmadı. Bu noktada Kılıçdaroğlu dinleyen, çok toleranslı bir kişi. Bununla birlikte bazı vekil arkadaşlarımızla birlikte daha çok demokrasi talep ettik. Kurucu bir parti, 100 yıllık bir parti. Böyle bir partide demokrasi daha fazla olmalı. Belki zaman zaman bizim de hırçınlaştığımız zamanlar oldu. Zaman zaman çok güçlü istekleri parti içinde dile getirdik. Böyle bir sürecin içerisinde tabi bir de şehir dinamikleri de var. O dinamiklerin devreye girmesi, onların yarattığı olumsuzluklar da çok önemli ve ciddi faktörler oldu. Sonrasında olağanüstü kurultay talebi süreci yaşandı. O zamanlarda sözcü olarak görünen kişiydim ama hiçbir zaman Sayın Muharrem İnce’nin 24, 25 kişilik kadrosu içinde olmadım. Genel kurul talebi ortak bir talebin süreciydi. Sonrasında tüm bu talepler, şehir dinamiklerinin oluşturduğu olumsuzluklar, kendi taleplerimizin karşılık bulamaması gibi bir sürü haklı ya da haksız faktör günün koşullarında bir araya geldi.

2 Memleket Partisi sürecine girişiniz nasıl oldu?

‘Sayın Muharrem İnce’de yeni bir partide birlikte olabilir miyiz, bu yolda gidebilir miyiz?’ dedi. Türkiye için yeni bir seçenek oluşturabilmenin, kafamızın içindekileri hayata geçirebilecek bir alanın oluşmasının ve bununla Türkiye’ye bir umut vermenin doğru olabileceğini düşündük. Çok ciddi bir karar elbette. CHP benim için bir yuvaydı, bir okuldu. Benim için siyasi eğitim sürecinin başladığı ve beni olgunlaştırdığı, güçlendirdiği bir yerdi. Bu kararı almak kolay değildi, çok zor oldu. Sonra o yol başladı. Bir yılın sonunda Memleket Parti’sinden istifa ettim.

3 Tıpkı CHP’de olduğu gibi Memleket Partisi’nden ayrılışınızda siyasette şok yarattı. Pekiyi bu ayrılışın nedeni neydi?

Yeni bir parti kurmak zor. Artı o yeni partiyi var edip, çoğaltmak, büyütmek kolay değil. Çoklu faktörler geçerli. Bir parti içindeki dinamikler, oluşturduğu projeler, onları hayata geçirebilmesi ve vatandaşı ikna edebilmesi. Bunun yanı sıra birde dış dinamikler var ki, burada Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ortam. Seçim sürecinin çok yakın olması. 20 yıllık bir iktidar. Ve yaşanan ekonomik buhran. Ülkenin tüm kurumlarının içinin boşaltıldığı bir süreç. Yurttaşların son derece kaygılı olması ve bir değişim isteğinin ete kemiğe bürüneceği bir zaman. Bir yılın sonuna geldiğimde parti içindeki projelerin daha hızlı hayata geçmesi, geçememesi gibi eleştirilerim vardı. Ama onlardan daha önemli olan bir altılı ittifak var. Bu ittifakın lokomotifi CHP. Böyle bir partiden ayrılıp başka bir partide siyasete başlamışız. Bu noktada CHP’yi kötüleyerek ya da CHP’ye bir alternatif oluşturmaya çalışarak, yani muhalefete muhalefet ederek doğru bir sürecin yönetilmeyeceği konusunda kaygılarım vardı ve bunu dillendirdim. Bu kaygılarım karşılık bulamadı. Hedef Adalet ve Kalkınma Parti’sini değiştirmekse, iktidardan indirmekse kime karşı siyaset yaptığınız alanı çok net belirlemek gerekiyor. Hem onu kötülüyeyim hem onu kötülüyeyim dediğinizde ne aynı ideolojide olduğunuz partinin seçmeni size gelir ne de bu taraftaki seçmen gelir. Ve bir karar alma noktasına geldiğimde şunu düşündüm. Türkiye bir dönüm noktasında ve kendi açımdan baktığımda ya kazanılacak ya kazanılacak bir süreç. Kaybetmenin telaffuz bile edilmemesi gereken tarihi bir dönem. Bunun sonunda bir kez daha şikayet ettiğimiz ekonomik kriz, yurttaşların yakınmalarıyla, kurumların içinin boşaltılmasıyla çok yakındığımız süreç iktidar değişikliği ile sonuçlanmazsa bu tarihi bir dönüşüm noktası olacak. Ve bu dönüşümde ben tarihi bir katkı sunan bir siyasetçi olarak tarihe geçmek istemedim.

4 Anlaşılan asıl beklentilerin hayata geçmediği dahası muhalefette bile birbirine muhalefet eden bir konuma düşüldü.

Sayın İnce iyi bir hatip. Sevilen, saygınlığı olan bir kişi ama bir partiyi büyütmek için bunlar yetmiyor. Bir de konjonktür var. Yani bir partinin büyümesi, çoğalması ve büyümesi için o konjonktür de önemli. Benim burada en büyük kaygım CHP’ye muhalefet ederek ya da CHP’nin lokomotifi olduğu 6’lı masaya muhalefet ederek siyaset yapmak sürece olumsuz katkı anlamına geliyordu. Ben bu ülkede hala hedefleri olan bir kadınım. Cumhuriyet kadınıyım, çocuklarım var. Çocuklarımın çocukları var, onların gelecekleri var. Bunun içinde olumsuz katkı sunmam dahilinde bunun benim için bir tarihsel sorumluluk, tarihsel bir yük olacağını düşündüm. Radikal bir karar ama o yüke ortak olmamanın doğru olduğuna inandığım için orayı bitirdim. CHP’den ayrılmak çok daha zordu. Çünkü orası eviniz, aidiyetiniz çok güçlü. Memleket Partisinde olduğum sürece şunu söyledim. ‘Partiden ayrıldık, bir itirazımız vardı ama parti burada duruyor. Bunu kamusal alanda da çokça söylediğim için bu konuda hiçbir kaygım yok.

MHP, Eskişehir hedefini koydu MHP, Eskişehir hedefini koydu

5 Siyaset yaptığınız süre boyunca hep muhalefet partileri içerisinde oldunuz. Son zamanlarda muhalefete karşı artan şikayetler de yok değil. Muhalefet tarafının görevini tam olarak yerine getiremediği serzenişleri artıyor. Sizce de Türk siyaseti bir muhalefet sorunu yaşıyor mu? İktidarın bunca yıldır görevde kalmasının nedenlerinden birisi de muhalefette mi?

Tabiiki bir faktör olarak bakmak lazım. Bunlar iktidara giderken çok iyi şeyler yapıyorlar, bu yolda iyi argümanlar oluşturuyorlar kısmı varsa da tek başına da bundan söz edemeyiz. İktidar tarafında bir başarı öyküsü varsa, bu tarafta da bir eksiklik var. Şu anda hayata geçirilmek istenen süreç, işte o eksiklikleri giderecek, karşı mahallenin güvenini kazanacak, oradan da oy alıp iktidar değişimini sağlamak olacaktır. Bu noktada ülkede bir iktidar sorunu yok, muhalefet sorunu var demek iktidarın sevdiği bir argümandır. Böyle bir şey yok. İktidar sorunu değil de, iktidardaki parti sorunu var. Ve 20 yılın sonunda artık bağırsakların temizlenmesi olayı değil, her yer irin oldu patladı. Nereye bassanız oradan bir irin patlıyor. Bunun sorumlusu 20 yıldır ülkeyi yönetmeye çalışan ama iktidarı bırakmayan kişilerdir. Bakın bir suç örgütünün liderinin söylemleri sosyal medyada hepimiz tarafından izleniyorsa ve bunlar en üstlere kadar gidiyorsa, bunun karşılığında ülkenin Cumhuriyet Savcıları hiçbir görev edinmiyorsa çok ciddi bir sorun var demektir. Buradaki sorunu muhalefet sorunu gibi adlandırmak doğru değil. Ama muhalefet kendini daha iyi ifade etmek, daha iyi iletişim araçları kullanmak, dün yaptığından daha iyi işler yapmak zorunda ki, o değişimi sağlayabilsin. Üstelik 20 yılın sonunda devlet ve parti bütünleşmiş durumda. En büyük sorun, bir tarafta devlet gücü var ve o gücün üzerine oturmuş bir siyasal oluşum, parti var. Ve yönetilen seçim süreçlerinin tamamen devlet gücüyle hayata geçtiği bir durumdan söz ediyoruz. Örneğin 2002 ve 2007 seçimlerini bir kenara koyarsak bundan sonraki seçimlerin tamamında devlet gücünün baş aktör olduğu ve bu gücün kullanılarak kazanıldığı seçimler oldu. Bundan bir başarı öyküsü çıkarmak doğru değil. Bir 17-25 Aralık yaşadı bu ülke. Bu ülkenin 4 bakanı çok kirli işlerle anıldı. Eğer yüce divanda yargılanıp aklansalardı bugün bunları konuşmuyor olurduk. Bu yargılama iktidar partisi tarafından engellenmişse sorun çok ciddi demektir. Eğer biz 15 Temmuz darbe girişimini yaşadıysak ve o güne kadar iktidarda olanlar tukaka dediği o terör örgütüyle birlikte çalışmışsa, devletin kritik noktalarını bile isteye onlara teslim etmişse burada sadece FETÖ terör örgütünden bahsetmek yerine bu ülkeyi bu örgüte kim nasıl teslim ettiğini de konuşmamız lazım.

6 Ankara’da siyaseti çok yakından takip edenlerdensiniz. 6’lı Masa konusunda dönersek, sözünü ettiğiniz değişimi sağlayacak güç o masa mıdır? Yoksa farklı yöntemler mi düşünülmeli?

6’lı masa çok kıymetli. İdeolojileri örtüşmeyen, dünyaya bakışları farklı siyasal oluşumlar bir araya geldi. Ve bu masanın lokomotifi, en büyük uzlaşıyı sağlayan gücü daha önce de söylediğim gibi CHP ve Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu. Bu anlamda 6’lı masa Türk siyasi tarihinde çok değerli bir oluşum çünkü bugüne kadar böyle bir şey olmamış. Bu yüzden iktidar partisi ve yandaşları sürekli 6’lı masayı bozmak için her şeyi yaparken bile hala ayakta durabilmek çok kıymetli. Ancak gelinen noktada iktidar partisinin kaybetmesi için onlarca neden varken hala düşük hızda iniyor olmaları durumu var. İrtifa kaybediyorlar ama hala pek çok ankette hala birinci parti konumundalar. Recep Tayyip Erdoğan’ın seçenekler arasında hala birinci isim olarak öne çıkması, 6’lı oluşumla ilgili büyük oranda bir iletişim sorunu olduğunu gösteriyor. Çokça projeler oluşturuluyor, yan masalar kuruluyor, her ay toplanılıyor ama her ayki toplantıların sonunda seçmen beklediği açıklamayı buluyor mu dersek, bulamıyor olduğunu görüyoruz. Seçmen hala ‘Cumhurbaşkanı adayını belirleyin’ derdinde değil. Belirlense mutlu olabilir mi, olabilir. Ama bu başka tartışmaları da getireceği için ertelemek belki de doğru bir yol. Fakat aylık kararları açıkladıktan sonra bir iletişim, tanıtım ve kendini çoğaltma aşamasında bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.

7 Hocam ülkenin siyasi gündemine dair son bir soru sormak istiyorum. 6’lı masadan herkes bir adaya dair görüş belirtiyor. Herkesin gönlünde farklı Cumhurbaşkanı adayı var. Sizin gönlünüzdeki aday kim? Sizce 2023’ün adayı kim olmalı?

Bu soruya iki şekilde cevap vereyim. Birincisi tabiiki Recep Tayyip Erdoğan aday olmamalı. İkincisi 6’lı masanın seçmen nezdinde büyük ortağı, o masayı birbirine bağlayan, çoğaltan, güç veren CHP olduğuna göre masanın diğer ortaklarının burada ortak aday konusunda CHP’ye destek vermeli. Eğer mevcut genel başkanlardan birisi cumhurbaşkanı adayı olacaksa, ki yapılan açıklamalarda adayın bu masan çıkacağı hep söyleniyor. Öyleyse o 6 kişi içerisinde adaylığı en çok hak eden ve sonrasında cumhurbaşkanlığını en çok hak ettiğini düşündüğüm kişi Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

8 Yeniden size dönelim hocam. Son zamanlarda özellikle şehir kulislerinde yeniden CHP’ye döneceğiniz yönünde beklentiler var. Böyle bir tasarrufunuz olacak mı?

Ben şu anda bir CHP seçmeniyim. Bunun lamı cimi yok. Yeniden üye olacağım yeniden içinde olacağım parti CHP olacaktır. Ama böyle bir süreç işlemezse bile ben bir CHP seçmeniyim. CHP’ye yeniden üyelik olur mu, olur. Bu konuda bir süreç var mı, var tabiiki. Şu an için hayata geçmiş bir süreç yok. Ama bir görüşme süreci yaşanıyor. Karşılıklı talepleşmede bir engel var mı veyahut yeniden bir geçiş önleyecek durum var mı, o da yok. Sonuçta bir ihraç sürecinde bile, ihraç edilmiş kişilerin partiye geri dönüş süreçlerinde bile CHP’lilik, eski çalışmalar, alınan görevler gibi pek çok faktör var. Başka ideolojiye, farklı fikirlere sahip kişiler de gelebiliyor CHP’ye. Bu nedenle benim 12 yıllık partililik sürecimin dışında hep bir parti seçmeni olma durumum var. Benim yeniden CHP içinde siyaset yapmam çok daha kolay. Ancak şu kadar ete kemiğe bürünmüş bir durum yok. Önümüzdeki günler nasıl cereyan eder onu bilmiyorum.

9 Hocam, akademik gündemi de açmak istiyorum. Rektör seçimlerinde birinci çıkmanıza rağmen, rektör olarak görevlendirilmemiş, bunu da sosyal medya hesabınızdan yeniden gündeme gelen Abdullah Gül’e bir sitemle iletmiştiniz. Akademik atamalar geçen zamanda çok fazla değişti. Şimdi seçimlerin hiçbir şeffaflığı kalmadı. Bu sorun içerisinde bir mihenk taşı olarak ne dersiniz?

YÖK Yasasının eski halinde, üniversitede yapılan seçimin ilk 6 ismi YÖK’e bildirilir. YÖK, yapılan mülakatların ardından 3 ismi Cumhurbaşkanı’na gönderir. Cumhurbaşkanı da bu 3 isimden birisini rektör olarak görevlendirirdi. Ben bu sürecin içerisindeydim. Ben hem buradaki seçimde birinci oldum hem YÖK’teki mülakatta da birinci olmayı başardım. Bu durum akademik yaşamımda çok kıymetli.  Sonrasında listenin birincisi olarak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e dosyalarımız gönderildi. Sonra sayın Sezer dedi ki; ‘Benim görevim bittiğinde, mevcut rektörün de görevi bitmiş olacak. Görevi benden sonra sona erecek olan bir rektör için atama yapmam etik olmaz. O yüzden atamayı benden sonraki Cumhurbaşkanı yapmalı.’ Bunu bana ikili yaptığımız görüşmede de izah etti. Ondan sonra Sayın Abdullah Gül, o kadar çok seçilmiş kişiyi atamadı ki, ben ilk oldum. Benim özelliğim ilk olmam. İkincisi, bu konuyu sadece benim yeniden gündeme getirmemin sebebi, unutulmasın diyedir. Bu sürecin hatırlanmasını istediğimdendir. Benim unutulmam değil, o günler unutulmasın. Fakat 15 Temmuz’dan sonra daha kötü bir süreç işletildi. Rektör atama aşamaları lağvedildi doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlandı. YÖK, her ne kadar görüşme yapsa da çokta bağlayıcı olmuyor. YÖK artık sadece isme göre bir liste yapıp Cumhurbaşkanı’na sunuyor. Sonrasında ise işe başka etkenler giriyor. Cemaatler giriyor, vakıflar giriyor. Bir sürü farklı etkenler giriyor. Mevcut rektörleri tenzih ediyorum ama süreç maalesef böyle işliyor. Sonuçta yayın sayısı çok olan, atıf sayısı çok olan, en kıdemli olan, bu işi en iyi yapan değilde oraya ulaşanların atandığını görüyoruz.

10 Şehre dönersek. Sayın Hocam, artık aleni bir hal alan parti içi uyumsuzluklar var. CHP’deki istifa sürecini anlatırken şehirdeki dinamiklerin de etkisinden söz ettiniz. Önümüzde zorlu bir seçim varken o dinamikler arasındaki bu türlü mücadeleler için neler söyleyeceksiniz?

Herkesin aklını başına alması lazım! O 6’lı masadan ve birliktelikten bahsederken şehirlerin de kendi dinamikleri içerisinde uzlaşıcı, ortak noktada birleştirici pozisyon almaları gerekiyor. Ki siyasi aktörlerden söz ediyorum. Yoksa seçmeni içine almayan, seçmeni dinlemeyen, “Kimi koysak bizim şu kadar oyumuz var. Kim olsa kazandırıyoruz” düşüncesi olmaz. Bu 2018’de de hayata geçmedi, bugün hiç geçmeyecek. Bu nedenle şehir dinamiğini oluşturan aktörlerin, “Benden olsun, benim dediğim olsun”dan öte siyasette ortaklaşma ve uzlaşma yolunu seçmeleri çok önemli. Yeni seçim sistemine göre herkes aldığı oy kadar temsiliyet kazanacak. Bu yüzden diğer partilerden içimize aldıklarımız ve kendi dinamiklerimiz ile en iyilerle, seçmeni küstürmeyecek, seçmeni ortaklaştıracak, seçmene “Bak yine bana aday dayatıyorlar” sözünü yine ettirmeyecek adaylarla yola çıkmamız gerekiyor. Şehrin dinamikleri olarak iktidar olmak istiyorsak en az 4 milletvekili çıkarmak zorundayız.