Siz hiç “Yoğurdum Ekşi” diyene rastladınız mı?
Ben rastladım. Çok şaşırdım. Üstelik bunu diyen biri “İletişim” ihtisasına sahip olduğu için daha da hayret ederek sizlerle de paylaşmak istedim.
Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’den bahsediyorum.
Hani göreve gelir gelmez yaptığı ilk iş odasında bulunan Atatürk fotoğrafını daha küçük bir fotoğrafla değiştirmeyi önemli bir atılım olarak gören ve bana göre kamuoyuna dolaylı bir mesaj veren rektörümüzden.
Rektörümüz kısa zamanda çok ve büyük işler yaparak başarılarına bir yenisini daha ekledi.
Kulağa garip gelecek ama AÖF bünyesinde olan İşletme ve İktisat Fakülteleri kapatıldı.
Ve bu kapatma kararı Rektör bey, akademik kadrosu, tüm Türkiye, KKTC ve tüm dış temsilciliklerde coşkuyla kutlandı gibi bir hava estirildi.
Fakültelerin kapatılması, açılması teknik yönden elbette tartışılabilir. Belki niyetin samimiyetine göre farklı yorumlanabilir. Lakin rektör kapatıldı deyince alkışlayan ve doğru diye imza atanların yarın rektör vazgeçtik yeniden açıyoruz dese “yanlıştan dönüldü, rektörümüz çok harika iş yaptı” diyeceğine adım gibi emin olduğum için şahsen kapatılma kararının çok masum ve teknik bir tercih olduğunu düşünmeyenlerdenim.
Aslında işin bu kısmı bana çok şaşırtıcı gelmemişti. Zira 2025 yılı başında zaten AÖF iktisat ve işletme kadroları İİBF kadrolarına geçirilmiş hatta kadro şiştiği için 2 profesörün daracık bir odada mesai yapmak zorunda kaldığını duymuştuk.
Duymuştuk diyorum çünkü Üniversite öyle eskiden olduğu kadar rahat girİlebilen bir yer değil. Belki rektörü alkışlayanlar sorun yaşamıyordur ama benim gibi eleştirenlerin vetolu olduğunu ispat edemem ama yemin edebilirim. Neyse konumuza dönelim.
Beni şaşırtan, tekrar tekrar okumama vesile olan ve yazının başında belirttiğim adeta yoğurdum ekşi diyen açıklama dün geceye yakın saatlerde bizzat rektör Adıgüzel’in sosyal medyasında karşıma çıktı.
Rektör bey kapatılma kararı ile ilgili yaptığı açıklama ile dolaylı olarak AÖF öğrencilerine, bugüne kadar mezun olmuş yüz binlerce kişiye adeta sahtekar muamelesi yaptı. AÖF öğrencisi oldukları için onları deyim yerindeyse 2. sınıf öğrenci yerine koydu.
Şimdi muhtemelen ben öyle demek istemedim, çarpıtıyorsun, saptırıyorsun gibi bir cevap alabilirim ama o paylaşımla ilgili kime sorsam aynı mesajı almış durumda.
Mesaj şu şekilde… Kesmeden, biçmeden aktarıyorum
“DOĞRUYA DOĞRU
AÇIKÖĞRETİM
AÇIKÖĞRETİM’DİR!
14 Temmuz 2025 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Anadolu Üniversitesi bünyesinde açıköğretim sisteminde olmasına rağmen İktisat Fakültesi ve İşletme Fakültesi olarak diploma veren, yani açıköğretim olduğunu gizleyen eski sisteme son verildi.
Aslında hiçbir bölüm kapanmadı. İktisat ve işletme fakültelerinin bölümleri Açıköğretim Fakültesi altında eğitime devam ediyor.
Açıköğretimi gizleyen ve aslında itibarsızlaştıran düzene/düzensizliğe son verildi.
Olay budur.
Memlekete hayırlı uğurlu olsun.
***
Peki, siz bu paylaşımdan ne anladınız?
AÖF okuyanlar bunu normal diploma yerine koymak için gizli, saklı iş mi yapıyor?
AÖF tercihi yapanlar örgün eğitim sistemine puanı yetmeyenlerle mi sınırlı? Yoksa çalışan, örgün eğitime gücü yetmeyen insanların eğitim fırsatı değil mi?
Zaten AÖF sisteminin hayata geçirilmesindeki ana sebep “eğitimde fırsat eşitliği değil mi?”
O zaman herhangi birinin hele ki AÖF’nin de başında olan bir rektörün çıkıp böyle bir açıklama yapmasını sadece GAF olarak mı değerlendirmeli? Yoksa skandal bir açıklama mı demeli? Sizlerde bir dakika düşünün isterim.
***
Koskoca iki bölümü kapatmak için gerekçe diplomaların örgün eğitimle aynı olmasını mazeret gösteren sistem buna fakülteleri kapatmadan bir çözüm bulamıyor mu sizce?
Yani AÖF diploması ile İİBF diploması arasında kağıt üzerinde, imzalarda ya da ibarelerde değişiklik yapmak daha basit ve pratik değil mi?
Ama dedim ya, ben niyetlerden şüpheliyim ve bir gazeteci olarak bunu sorgulamak en büyük görevim.
***
Malumunuz yıllardır Anadolu Üniversitesi ile ilgili genelde eleştireler içeren notlar düşüyoruz buraya…
Çünkü Anadolu’yu kucaklayan, şehrin gururu olan bilim yuvası hem sosyal hem bilimsel üretim olarak ivmeyi yokuş aşağı salmış durumda.
TDKB süreci ile AÖF kasasından çekilen büyük miktar para ile birlikte bu ivme daha da hızlandı.
Önce AÖF gelirlerine el konuldu. Daha doğrusu gelirler Ankara’ya kaydırıldı.
Sonra AÖF kar edemiyor gibi bazı şehirlerdeki bürolar kapatıldı. Yaygınlığı azaltıldı.
Sonra bu kesmedi üniversitenin doğrudan şehre katkı veren döner sermayesi nerdeyse 5’te 1 oranına düşürüldü ve bilim yuvasına katkı verenlerin ekonomisi de, şehir ekonomisi de bozuldu.
Belli ki şimdide AÖF’nin tamamen pasifleştirilmesi ve eskiden kanunla sadece Anadolu Üniversitesi uhdesinde olan AÖF işi başka bir yere nakledilmek yani bir nevi bundan ticaret yapılmak isteniyor.
Hem AÖF’ye 2. sınıf muamelesi yapmak hem de bunu pazarlamak nasıl olacak bilmiyorum ama benim vardığım nihai sonuç bu.
Oysa Açık Öğretim dediğimiz sistem bizzat Atatürk tarafından öngörülmüş ve 1928 yılından bu yana hayata geçirilmek istenen ama ancak 1982 yılında gerçek anlamda hayata geçmiş bir projedir.
Üstelik bugün Anadolu Üniversitesi var ise kimse kusura bakmasın ama en büyük sacayağı AÖF’dir. AÖF olmasaydı A.Ü. dünyanın 10 büyük mega üniversitesinden biri olamazdı zira.
***
Bu arada 2 fakültenin kapandığına üzülmeyenler yeni bir bölüm açıldığı için sevinç naraları atıyor. İngilizce eğitim verecek olan Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi hayırlı olsun. İngilizce eğitim vereceği için kadro nasıl oluşacak merak ediyoruz tabi ama yeni bir fakülteye itirazımız olacak değil.
Bu noktada şunu eklemek istiyorum.
Bünyesinde temel bilimler olmayan kaç üniversite var ki? Mesela bugün ESTÜ’ye bağlı olan ama Anadolu yerleşkesinde bulunan Fen Fakültesi neden Anadolu’da değil? Ya da Anadolu hazır yeni bölümler açılıyorken bu önemli eksiği neden dolduramadı? Bunları da konuşmak lazım değil mi?
***
Velhasıl Anadolu Üniversitesi’nde kim ne derse desin işler iyiye gitmiyor.
Şehrin dışına çıksan bile içinden baksan bile benim için aynı durumda.
Özellikle AÖF kısmına odaklanmak ve fikri takip yapmak kıymetli.