Mutluluk Belediyeciliği

ETİ Lifalif ana sponsorluğunda 2-3 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek 6. Uluslararası Eskişehir Yarı Maratonu ve Spor Festivali’nin tanıtım toplantısında konuşan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce uzun zamandır hem yerel siyasette hem genel siyasette uzun zamandır hiç duymadığım hatta unuttuğumuz öyle bir söz söyledi ki bu cümlesini uzun süre konuşmamız gerekiyor diye düşündüm.

Ne dedi biliyor musunuz?

“Belediyelerin görevi halkını mutlu etmektir… Onlara konfor sunmaktır. Neşesini de yasını da paylaşmaktır...”

Yıllardır bu ülkede belediyecilik denince akla ya asfalt gelir ya kaldırım… Ya açılış kurdelesi kesmek ya da birbirine benzeyen beton yığınlarını süslemek… Ama kimse çıkıp da “Ben halkımı mutlu etmeye geldim” demezdi.

Çünkü “mutluluk” denen şey sanki yönetenlerin lügatinden çıkarılmış bir kavram gibi…

Ayşe Ünlüce, o lafıyla sadece bir vizyon koymadı ortaya… Aslında dünya sahnesindeki çağdaş liderlik akımına da göz kırptı.

Başkan Ayşe Ünlüce konuşmasında tarihi bir olayı da hatırlatarak şunları dedi;

“Ben belediyelerin, kentte yaşayan insanları mutlu etme, kentte yaşayanlara konfor sunma gibi görevi olduğunu düşünüyorum. Mark Twain Derneği, Atatürk’e bir ödül verdi. Ödülün gerekçesi de şuydu;Türk milletinin mutlu olma yolunu açtınız” Atatürk ise 'Hayatta işittiğim en büyük kompliman budur. Benim insan tarafımı övüyorlar.' diyerek çok mutlu olmuş. Ben de ne kadar zorlu süreçlerden geçersek geçelim, belediyecilik görevlerimizi yaparken ilçelerimize yol, sosyal projeler, yeşil alanlar hayata geçirirken en temel görevimizin halkımızı mutlu görevi olduğu inancını taşıyorum. Dolayısıyla belediyeciliğin asli görevleri arasında halkını mutlu etmek, ona konfor sunmak, onun neşesini de yasını da mutluluğunu da paylaşmak olduğuna inanıyorum.”

Müthiş bir açıklama, adeta bir manifesto…

Hatırlayın… Bir dönem dünya siyasetine kadın liderler damgasını vurmuştu. Finlandiya’da Sanna Marin… İzlanda’da Katrín Jakobsdóttir… Yeni Zelanda’da Jacinda Ardern…

Hepsi de yönettikleri ülkelere “Mutluluk Ekonomisi” diye bir yaklaşım getirmişlerdi.

Neydi bu?

Gayrisafi milli hasıladan ziyade, halkın yaşam memnuniyetine, psikolojik iyi oluşuna, toplumsal dayanışmaya, çevreye verilen değere göre kalkınma ölçüsü getirmek…

Yani kısaca, “İnsan mutlu mu? Bunu sorgulayalım” dediler.

Peki biz ne yapıyoruz?

Hâlâ “kaç metrekare asfalt döküldü” diye rapor okuyoruz…

İşte bu yüzden Ayşe Ünlüce’nin sözleri değerli. Hele ki Eskişehir gibi genç, dinamik, kültürle yoğrulmuş bir şehirde bu sözler bir belediyecilik manifestosuna dönüşebilir.

Başkan ünlüce’nin konuşmasında atıfta bulunduğu gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bile en çok mutlu olduğu konu buydu;

“Türk milletine neşe içinde yaşama yolunu açtı” demişler. Mark Twain Cemiyeti vermiş bu ödülü Atatürk’e… O da gururla kabul etmiş. Çünkü ona göre en kıymetli şey, insan tarafının takdir edilmesiydi.

Bugün hâlâ onun adını kullanan nice siyasetçi var ama onun gibi “mutluluk” temelli bir gelecek hayal eden kaç kişi var, söyleyin bana?

İşte bu yüzden Eskişehir’de başlayan bu küçük cümle, büyük bir kırılmanın habercisi olabilir. Eğer bir belediye başkanı “Ben halkımın mutluluğunu dert ediniyorum” diyorsa… Eğer bir şehir “Spor festivali yaparak, yeşil alanlar açarak, sosyal projelerle insanına nefes aldırmak istiyorsa” … işte orada umut başlar.

Ben artık şehirlerin sadece yol ve köprüyle değil, kahkahayla, neşeyle, yaşam dolu parklarla anılmasını istiyorum.

Eskişehir’deki bu yaklaşım, diğer kentlere de örnek olsun.

Çünkü bir ülkeyi refaha götüren şey sadece ekonomi değil… Gülümseyen bir çocuğun gözleri, sabah huzurla uyanan bir annenin yüreği, emekliliğinde parka gidip keyif çayı içebilen bir dedenin huzurudur.

Okura hatırlatma: Atatürk ve Mutluluğun Ödülü…

Mark Twain Cemiyeti, Atatürk’ün vefatından bir yıl önce, 1937’de ona bir madalya gönderdi. Çevresindekiler şaşırdı, çünkü Gazi, uluslararası ödüller konusunda oldukça seçiciydi. Daha önce İngiltere Kralı’nın ünlü dizbağı nişanını bile reddetmişti.

Ama bu ödülü kabul etti.

Çünkü gerekçesi şuydu:

“Türk milletine neşe içinde yaşama yolunu açtı.”

Cemiyetin başkanı Cyril Clemens’in gönderdiği mektupta şöyle yazıyordu:

“Mark Twain hayatta olsaydı, bugün Türk milletine gülmesini ve hayattan zevk almasını öğretmiş olan sizden fazla hiç kimseye hayran olmazdı.”

Atatürk, bu ödülü göğsüne taktı, bir fotoğraf çektirdi ve cemiyete altın monogramlı bir teşekkür hediyesi gönderdi.

Ve dedi ki:

Hayatta işittiğim en büyük kompliman budur. Benim insan tarafımı övüyorlar.”

Ayşe Ünlüce’nin sözleri işte tam bu çizginin bugünkü uzantısı…

Çünkü belediyecilik, insanı mutlu edebildiği sürece anlamlıdır!