Dil, insanın hem hafızası hem de karakteridir. Deyimler ise bu karakterin en renkli, en sahici ifadeleridir. “O taraklarda bezim yok” deyimi de, halk dilinin zarif reddedişlerinden biridir. Ne yüksekten konuşur, ne kaba. Ama sınırı net çizer: “Ben o işte yokum.”
Bu deyim, özellikle Türkçe'nin kırsal ağızlarında yaygındır. “Tarak” burada doğrudan anlamda bir saç tarama aracı değil, deyimsel olarak “uğraş, iş, meşgale” anlamına gelir. “Bez” ise o işte kullanılan araç-gereç ya da dolaylı olarak niyet, istek demektir. Yani bu ifade: “Ben o işle uğraşmam, o iş bana göre değil,” anlamında kullanılır.
Kökenine dair net belgeler olmasa da, deyimin özellikle eski berber dükkânlarından, tellaklardan veya el işçiliğiyle ilgili zanaatkarlardan doğduğu tahmin edilir.
Belki bir müşteri, bir berbere “şunu da yap, bunu da yap” derken, berber sabrının sonuna gelip: “O taraklarda bezim yok, efendi!” diye yanıt vermiş olabilir. Yani, “Benim işim o değil, haddimi ve sınırımı bilirim.” Zamanla bu ifade, sadece mesleki değil, ahlaki ve sosyal sınır çizgilerinde de kullanılır hale gelmiş olabilir. Bugün bu deyimi, biri sizi bir dedikodunun içine çekmek istediğinde, bir kirli işe bulaştırmak istediğinde ya da size uygun olmayan bir ortama çağırdığında söyleyebilirsiniz:
“O taraklarda bezim yok.”
Bu, pasif bir kaçış değil, bilinçli bir duruştur. Kendi değerlerini koruyan, hayır demeyi bilen insanların diline yerleşmiş bir sınır cümlesidir.
Belki de bugün, bu kadar çok "tarak" ortalıkta gezerken, asıl ihtiyacımız olan şey; hangi tarağın bize göre olmadığını söyleyebilecek cesareti göstermektir. Her davete icabet edilmez. Her işte bir bez aramayız. Bazen yok diyebilmek, var olmaktır.
Ve unutmayın; o taraklarda beziniz yoksa, o taraklardan size de zarar gelmez.