Eskişehir Eczacı Odası Başkanı Ecz. Mustafa Çelik, Eskişehir Haber Ajansı’ndan (EHA) Buse Kuşcu’ya çarpıcı bir söyleşi verdi. Söyleşide Türkiye’nin kanayan bir yarası, ilaç yokluğu en yetkili isimlerden biri tarafından tüm açıklığı ile ele alındı. Açıkçası Çelik’in anlattıkları insan ve toplum sağlığı açısından ne denli kötü bir ilaç politikasına sahip olduğumuzu gözler önüne serdi.
Mustafa Çelik’in sözleri, aslında bir eczacının feryadı değil de bir milletin sağlığına vurulan zincirin sesinin dışa vurumu gibi geldi bana.
Çelik, diyor ki “İlaç yok” demek, bir hasta için “tedavi yok” demekle eşdeğer.
İlaçta uygulanan sabit Euro kuru 21.67 TL, oysa güncel kur 47 TL.
Aradaki makas, bir makas değil, adeta bir giyotin!
Bu fark, ilaç firmalarının Türkiye’ye ilaç getirmesini zorlaştırıyor, hatta imkânsız kılıyor.
İlaç olmayınca da eczacılar hastayla karşı karşıya. Kim suçlu? Eczacı mı?
Asla!
Peki, bu sistem kimin eseri?
Şimdi düşünün, çocuğunuza dikkat eksikliği ve hiperaktivite tedavisi için ilaç bulmanız lazım ilaç yok.
Antibiyotik bile yok…
Uyarıyor Çelik, “Şu an yaz aylarındayız, yokluklar az hissediliyor,”
Eee kış gelince ne olacak?
Ya bir salgın kapıyı çalarsa? O zaman ne olacak?
Sabit kur politikası, sadece bugünü değil, yarını da tehdit ediyor.
Yeni nesil ilaçlar Türkiye’ye gelemiyor, ruhsatlı ilaçlar bile firmalar tarafından piyasadan çekiliyor.
Bu, bir sağlık skandalı değil de nedir?
Eczacıların derdi zam değil, ilacın ulaşılabilirliği.
Çelik, “Zam yapıldığında hastayla karşı karşıya kalan bizler oluyoruz,” diyor. Eczacılar, birinci basamak sağlık hizmeti veren kahramanlar. Ama ellerinde ilaç yoksa ne yapsınlar?
Hastaya “Kusura bakma, sistem böyle,” mi desinler?
Bu, bir doktorun “Ameliyat yapamıyorum, bistüri yok,” demesi kadar saçma!
Peki, çözüm ne?
Çelik açıkça söylüyor: Sabit kur politikası sürdürülebilir değil. Euro kuru 47 TL’yken, ilaç fiyatlarını 21.67 TL’ye sabitlemek, firmaları Türkiye pazarından kaçırmaktan başka ne işe yarar? Yeni ilaçların ruhsat alamaması, mevcut ilaçların piyasadan çekilmesi, hastaların sağlığını bir kur farkına mahkûm etmek değil mi? Bu, sadece bir ekonomi meselesi değil, bir insanlık meselesi.
Sağlık, bir ülkenin namusudur!
İlaç yoksa sağlık yoksa neyin siyasetini, neyin ekonomisini konuşuyoruz?
Bir çocuğun ilacı, bir annenin umudu, bir babanın çaresizliği kur farkına takılmamalı.
Devlet, bu işe el atmalı. Sabit kur politikası gözden geçirilmeli, yeni ilaçların önü açılmalı, hastalar ve eczacılar bu cendereden kurtarılmalı.
Sözün özü: “İlaç yok” cümlesi, bir eczanede duyulabilecek en korkunç cümle.
Sağlığımız, bir avuç bürokratın Excel tablosuna sığmayacak kadar kıymetli.