Emeklilerin artık “bütçeye yük” olarak görüldüğünü belirten Kılıç, yaşanan sürecin geçim sıkıntısı değil, planlı ve programlı bir sosyal yıkım olduğunu ifade etti. Kılıç, “Bizler, bu ülkenin fabrikalarında, tarlalarında, dersliklerinde, atölyelerinde ömür tüketmiş, değer üretmiş, bugün ise “bütçeye yük” olarak görülen milyonlarız. Ancak bilinmelidir ki, artık bıçak kemiği delip geçmiştir. Karşımızdaki tablo, basit bir ‘geçim sıkıntısı’ değil, planlı ve programlı bir ‘sosyal cinayet’ girişimidir. Hükümetin uyguladığı ekonomi politikaları, enflasyonu düşürmek adı altında talebi kısmayı, yani halkın alım gücünü yok etmeyi hedeflemektedir. Bu politikanın en savunmasız kurbanları ise örgütsüz bırakılmaya çalışılan emeklilerdir. Elimizdeki veriler ve 2025 yılının ikinci yarısındaki ekonomik göstergeler, 2026 Ocak ayında emeklileri bekleyen karanlık tabloyu netleştirmektedir. Öngörülerimiz ve sahadaki gerçekler göstermektedir ki; iktidar, resmi enflasyon rakamları dışında emekliye ve memura zırnık koklatmama niyetindedir. ‘Enflasyonla mücadele’ adı altında yürütülen süreç, aslında ‘emekçiyle mücadele’ sürecidir” ifadelerini kullandı.
18 Bin 900 TL Bir Aylık Değil, Bir ‘Ölüm Harçlığı’dır
Kılıç, TÜİK’in verilerine göre Ocak 2026’da işçi ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 12, memur ve memur emeklilerine ise yaklaşık yüzde 18,4 oranında artış yapılması öngörülüyor belirterek, en düşük emekli aylığının yaklaşık 18 bin 900 TL seviyesinde kalmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Kılıç konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Ocak 2026’da işçi ve Bağ-Kur emeklilerine reva görülen artış oranı sadece yüzde 12 olacaktır. Çarşıda pazar fiyatlarının yüzde 50, kiranın yüzde 100 arttığı bir ortamda yüzde 12’lik artış, reel gelirde devasa bir kayıp demektir! Toplu sözleşme tiyatrosu ve enflasyon farkı hesaplamaları sonucunda, memur ve memur emeklilerinin alacağı toplam zam oranı yaklaşık yüzde 18,4 olacaktır. Bu oran, geçmiş kayıpları telafi etmekten uzak olduğu gibi, gelecek 6 ayın enflasyonu karşısında daha ilk aydan eriyip gidecektir! Hükümetin sözde bir “yasal düzenleme” lütfetmesi durumunda dahi, en düşük emekli aylığının yaklaşık 18 bin 900 TL seviyesine çıkarılması planlanmaktadır. Açlık sınırının 30 bin TL’yi zorladığı bir dönemde, 18 bin 900 TL bir aylık değil, bir ‘ölüm harçlığı’dır. Tüm bu hesaplamalar ışığında, Türkiye’deki ortalama emekli aylığının 23 bin 500 TL civarında kalacağı öngörülmektedir. Bu rakam, yoksulluk sınırının üçte birine bile denk gelmemektedir! Buradan tüm kamuoyunu uyarıyoruz. Büyük bir hak gaspı ile karşı karşıyayız. ‘Kök aylık’ adı verilen ucube sistem yüzünden, yaklaşık 4 milyon emekli, Ocak 2026’da yapılacak oransal zamlardan tek bir kuruş bile faydalanamama, yani sıfır zam gerçeğiyle yüz yüzedir. Eğer emeklinin kök aylığı, yapılan yüzde 12’lik artışa rağmen hazine destekli en düşük emekli aylığı sınırının altında kalırsa, bu emeklilerin eline geçen parada hiçbir artış olmayacaktır. Devletin kasasından çıkan para aynı kalacak, emeklinin cebine giren para aynı kalacak, ancak televizyonlarda ‘Emekliye Zam Yaptık’ naraları atılacaktır. Bu, açıkça halkı kandırmaktır.”
Kök aylık uygulaması kaldırılmalıdır
Kılıç, emekli aylıklarının bir lütuf değil, yıllarca ödenmiş primlerin karşılığı olduğunu vurguladı. Kılıç, “Yoksulluğumuzun teknik sorumlusu siyasi iktidarsa, uygulayıcı tetikçisi TÜİK’tir. TÜİK, açıkladığı her veriyle emeklinin sofrasındaki ekmeği küçültmektedir. Bizim yaşadığımız enflasyon ile TÜİK’in açıkladığı enflasyon arasında dağlar kadar fark vardır. Sadaka ekonomisini reddediyoruz! Emekli aylığı bir lütuf değil; yıllarca ödenmiş primlerin, dökülmüş alın terinin karşılığıdır. Sorun kaynak değil, tercih sorunudur. Taleplerimiz nettir. Gerçek enflasyon esas alınmalı, refah payı eklenmelidir. En düşük emekli aylığı, asgari ücretin altına düşmeyecek şekilde güvence altına alınmalıdır. Kök aylık uygulaması kaldırılmalıdır” dedi.





