Çakırözer, Merkezi yönetimin 2026 yılı yatırım programında Eskişehir’e ayrılan payın yetersiz olduğu, yol, sağlık, ulaşım ve kentsel dönüşüm başta olmak üzere kentin temel ihtiyaçlarına yönelik somut projelere yer verilmediği ifade etti. Çakırözer, “Eğer gerçekten müjde verilecekse, kentsel dönüşüm konusunda ya belediyelerin önü açılmalı ya da vatandaşlara doğrudan katkı sağlayacak modeller hayata geçirilmelidir” dedi.

İlçe yolları kaplumbağa hızında dahi gitmiyor

Merkezi Yönetim’in 2026 yılı yatırım programında Eskişehir’in aldığı payın yeterli olduğu söylenebilir mi? Sizce Eskişehir hak ettiği yatırımı alıyor mu?

Bulmuyoruz. Önceki yıllarda olduğu gibi bu yatırım programında da Eskişehir neredeyse yok denecek noktadadır. Oysa biliyorsunuz, 2026 yılı “Eskişehir Yılı” olarak ilan edilmişti. Gerek Büyükşehir Belediyemiz gerekse iktidar partisinin temsilcileri tarafından 2026 için projelerden, umutlardan söz edildi. Bir milyon Eskişehirli de bu söylemlerle birlikte beklenti içine girdi. İktidar kanadının bu kapsamda hazırladığı klibi ve logoyu da gördük. Logoda araba var, uçak var. Ancak baktığınızda o arabanın gideceği bir çevre yolu yok. Eskişehir’in hâlâ çevre yolu yok. Yirmi üç, yirmi dört yıllık bir iktidar dönemine rağmen bu sorun çözülebilmiş değil. Benzer şekilde ilçe yolları da adeta kaplumbağa hızında ilerliyor. “Yol yapıyoruz” deniliyor ama yapım sürelerine baktığınızda işlerin yıllara yayıldığını görüyoruz. Önümüzdeki on yılı konuşuyoruz. Klipte ve logoda Yunus Emre var. Yunus Emre, hem ülkemizin hem de Eskişehir’imizin gururu. Ancak Yunus Emre’nin memleketi Malıç’ın yolu, bu hızla giderse on yılda bile bitmez. Beş-altı yılda tamamlanırsa belki mutlu olacağız. Bugün Malıç’ın hâlâ düzgün bir yolu yok. Bu tabloya baktığımızda, yatırım programında Eskişehir’in maalesef yer almadığını görüyoruz. Üstelik sadece yol meselesi de değil, çok ciddi başka sorunlar var. Bunlardan biri Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesidir. Bu hastanenin depreme dayanıklı olmadığı raporlarla ortaya konmuş durumda. Aslında güçlendirme de yeterli değil; yeni bir hastane yapılması gerekiyor. Ancak bu yatırım programında hastane de yok. Logolarda Eskişehir “havacılığın merkezi” olarak tanımlanıyor. Logoya uçak koyuluyor, insansız hava araçları koyuluyor. Evet, Eskişehir’in bir havaalanı var ama havaalanında uçak yok. Havaalanımızı çalıştıramıyoruz. Daha da önemlisi, bu durumu düzeltme noktasında olanlar sorumluluk almıyor.

Eskişehir’den başmüdürlük alınıp birçok küçük ili bölge müdürlüğü yapıyorlar

Geçmişten devreden projelere baktığınızda, Alpı Yolu, Seyitgazi Yolu gibi yatırımlara yüzde 5, yüzde 6, yüzde 7 gibi son derece düşük oranlarda bütçeler ayrıldığını görüyoruz. Yani proje bütçesinin yalnızca yüzde 6’sı kadar bir paydan söz ediyoruz. Bu yaklaşım, projeyi gerçekten bitirmeye yönelik değil; daha çok “yaptık mı, yapıyoruz” diyebilmek için ayrılmış, göstermelik ödeneklerdir. Nitekim bu küçük bütçeler üzerinden “şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz” şeklinde açıklamalar yapıldığını da görüyoruz. Bu tabloda maalesef Eskişehir’in adı yok. Dahası, artık yatırım programında bir şey bulmayı geçtik, Eskişehir’den alınanlar var. Bunun en son örneği PTT Başmüdürlüğüdür. Eskişehir bir büyükşehirdir ve ülke genelinde belirli bir yapılanma içinde, sayısını tam bilemesem de 16–17 civarında bölge müdürlüğü oluşturulmaktadır. Buna rağmen Eskişehir’den başmüdürlüğü alınıyor; birçok küçük il bölge müdürlüğü yapılırken, Eskişehir gidip Bursa’ya bağlanıyor. Bu noktada iktidarın Eskişehir’e yapabileceği daha başka ne kalıyor? Bu, üvey evlat muamelesi değil de nedir? Biz bunun benzerini daha önce nerede yaşadık?

İktidar Eskişehir’i şehir olarak bile görmüyor

TÜLOMSAŞ’ta bunu yaşadık. TÜLOMSAŞ’ı kapattılar, Ankara’ya bağlı bir fabrika hâline getirdiler. Şimdi çıkıp övünmeye kalkıyorlar; “şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz” diyorlar. Madem bu kadar övünüyorsunuz, madem bu kadar seviyorsunuz, o zaman TÜLOMSAŞ’ı neden kapattınız? Yazık değil miydi o yatırıma? Bu şehirden Bölge İdare Mahkemesi gitti ve geri gelmiyor. Şimdi Baro, “Acaba buraya yeniden bir şey kazandırabilir miyiz, idare mahkemesini tekrar getirebilir miyiz?” diye çaba gösteriyor. Basın İlan Kurumu buradan gitti. Vakıflar Bölge Müdürlüğü gitti. Eskişehir büyükşehir statüsünde bir kent ama bu iktidara baktığınızda, neredeyse şehri şehir olarak bile görmediklerini hissediyoruz.

Eskişehir’in elinde ne varsa alınıyor

Mesele zaten Eskişehir’i kalkındırmak ya da yeni yatırımlar yapmak değil. Tam tersine, Eskişehir’in elinde ne varsa alınıyor. Asıl sorun da bu. Biliyorsunuz, Ulaştırma Bakanı’na gittik; iktidar ve muhalefet partilerinin milletvekilleri olarak, Sayın Valimiz ve önceki valimizle birlikte. Orada da taleplerimize nasıl yaklaşıldığını net bir biçimde gördük. Havalimanı dediğimizde “hayır, olmaz” deniyor. Çevre yolu dediğimizde ise “kamu bütçesinden olmaz, belki paralı yol olur” deniliyor. Yani olursa, ancak ücretli bir otoyolun kenarında bir çalışma yapılırsa yapılacak. O da programda yok, biliyorsunuz. Bunun dışında diğer yollar için de “bakarız, ederiz” denilerek konu geçiştiriliyor.

Eskişehir'in temel beklentileri için hamle yapılmalıdır

Somut bir şey aldınız dediğinizde maalesef elimizde bir şey yok. Yani Eskişehir'e yönelik tavrı iktidarın hiç değişmiyor. Şuradan çıkın Afyon'a gidin, çıkın Kütahya'ya gidin, çıkın civar illere gidin oraya nasıl baktıklarını gördüğünüzde maalesef Eskişehir'e yönelik tutum şehrimiz adına, hemşerilerimiz adına üzüntü vericidir. Umarız bu tavır 2026'da değişir. Çünkü yatırım programına evet konmamış olabilir. Arzu edilirse, gerçekten istenirse, gerçekten bu iktidarın Eskişehir diye bir düşüncesi, sorunu var ise arzu edilen projeler yatırım programında olsa olmasa da başlatılabilir. Eskişehir'in de umudu bu yöndedir. Beklentisi bu yöndedir. Gerçekten Eskişehir yılı diyorsak Eskişehir'in temel beklentileri için hamle yapılmalıdır. Gerçek anlamda, yani vaat değil gerçek anlamda projeler başlatılmalıdır.

“Tramvayı, otobüsü biz aldırıyoruz” şeklindeki bir yaklaşım doğru değildir

İktidar kanadı, Eskişehir’e 15 tramvay ve 15 elektrikli otobüs alımı için kredi kullanımının onaylanmasını “müjde” olarak açıkladı. Sizce bu gerçekten bir müjde mi? Eskişehir’in ulaşım sorunlarına çözüm olur mu?

Tabii ki Eskişehir’in ulaşım alanındaki ihtiyaçları yalnızca yol sayısıyla sınırlı değil. Çevre yolu nasıl bir ihtiyaçsa, ilçe yollarının yapılması da aynı şekilde bir ihtiyaçtır. Bunun yanında, Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin ulaşımda kullanacağı araçların alımı da önemli bir gerekliliktir. Burada şunu hatırlatmakta fayda var. Bu araçların bedeli Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından kendi bütçesinden karşılanacaktır. İktidarın yaptığı ise buna izin vermek ve hazinenin bir nevi garantör olmasıdır. Elbette bu durum Eskişehir’e bir katkı sağlar ve iktidarın da bu süreçte bir payı vardır. Ancak “tramvayı, otobüsü biz aldırıyoruz” şeklindeki bir yaklaşım doğru değildir. Çünkü ortada iktidarın cebinden çıkarıp verdiği bir kaynak yoktur. Büyükşehir Belediyesi, kendi bütçesinin önemli bir bölümünü bu alana ayırmak zorunda kalacaktır. Üstelik bu kaynaklar, yabancı dış kredi olduğu için euro ve dolar cinsinden kullanılan kredilerdir. Eğer gerçekten bir müjde verilecekse, bunun anlamı “Şu kadar hibe sağlıyoruz” ya da “Şu kadar otobüsün alımını Ulaştırma Bakanlığı veya hazine bütçesinden karşılıyoruz” demek olur. Peki, bu yönde somut bir adım atılıyor mu?

Bekleyen çok sayıda ciddi problem bulunmaktadır

Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin bu konuda da girişimleri bulunmaktadır. Asıl müjdelerin ve asıl katkının ise iktidarın hibe anlamında, hazineden doğrudan karşılayarak Eskişehir’e ne verdiği noktasında değerlendirilmesi gerekir. Çünkü Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin zaten kesilen bütçesi, bilindiği üzere, her geçen gün daha da küçülmektedir. Bu bütçeden bir de otobüs ve tramvay alım bedelleri karşılanacaktır. Şu anda yapılan, yalnızca bu sürecin yani prosedürün başlamasına izin verilmesidir. Bu durum önemsiz değildir ancak abartılacak bir gelişme de değildir. Elbette Eskişehir’e taş üstüne taş koyan herkese “Allah razı olsun” deriz. Ancak mesele, bu adımlarla Eskişehir’in sorunlarının çözülüp çözülmediğidir. Maalesef sorunlar çözülmüş değildir, aksine bekleyen çok sayıda ciddi problem bulunmaktadır. Bunların başında ESOGÜ Hastanesi meselesi gelmektedir. Her gün binlerce insanın giriş çıkış yaptığı bu hastanede, doktorlar, sağlık çalışanları ve hastalar deprem riski altında görev yapmakta ve tedavi görmektedir. Bu nedenle hastanenin bir an önce yenilenmesi büyük bir zorunluluktur.

Eğer gerçekten müjde verilecekse, kentsel dönüşüm konusunda olmalıdır

Benzer şekilde kentsel dönüşüm alanında da yatırım programında somut bir adım bulunmamaktadır. Eğer gerçekten müjde verilecekse, kentsel dönüşüm konusunda ya belediyelerin önü açılmalı ya da vatandaşlara doğrudan katkı sağlayacak modeller hayata geçirilmelidir. Örneğin İstanbul’da uygulanan, “yarısını vatandaş ödesin, yarısını devlet karşılasın” gibi modeller bulunmaktadır. Bu tür uygulamalar insanların kentsel dönüşümden faydalanmasını sağlamaktadır. Vatandaşlar da haklı olarak, bu modellerin neden Eskişehir’de ve diğer illerde uygulanmadığını sormaktadır. Eğer Eskişehir’e gerçek anlamda bir katkı sağlanacaksa, İstanbul için hayata geçirilen bazı projelerin, vaatlerin ve desteklerin Eskişehir’den esirgenmemesi gerekir.

İktidar göreve geldiğinde, emekli maaşıyla 8 çeyrek altın alınabilirken, bugün 1,5 çeyrek altın alınabiliyor

Resmî Gazete’de en düşük emekli maaşının 20 bin lira olarak yer aldığını gördük. Siz uzun süredir Meclis’te emeklilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekiyordunuz. Bu rakam emeklilerin sorunlarını çözer mi? Sizin Meclis’te dile getirdiğiniz çözüm önerileri nelerdi?

Bu iktidarın Eskişehir’e kazandırdıkları ve kaybettirdiklerini konuşuyorduk. Ancak bu iktidarın bir de Eskişehir’den, Eskişehirlilerden aldıkları ve çaldıkları var. Sadece Eskişehir’den değil, Türkiye’deki 86 milyondan çaldıkları var. Emekliler bunun başında geliyor. Ama mesele yalnızca emeklilerle sınırlı değil, asgari ücretliler de aynı durumda. Emekliler, bu iktidar göreve geldiğinde, 2002 yılında emekli maaşıyla 8 çeyrek altın alabiliyordu. Bugün ise sadece 1,5 çeyrek altın alabiliyor. Bunun adı gasp etmektir. Bunun adı, on yıllarca çalışmış emeklinin alın terinin, birikiminin gasp edilmesidir. Bunun adı hırsızlıktır ve bunu yapan bu iktidardır. Adalet diyerek yola çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi, bugün büyük bir adaletsizliğe imza atmaktadır. Aynı durum asgari ücretli için de geçerlidir. Asgari ücretlinin de yine çeyrek altın hesabıyla, alın terinin karşılığı olan birikimi elinden alınmakta, gasp edilmektedir.

Türkiye’nin dört bir yanında çiftçi feryat etmektedir

Bu sadece emekli ve emekçilerle sınırlı değil çiftçi de aynı durumda, esnaf da aynı durumda. Bugün çiftçi kredi alamaz hâle gelmiştir. Krediler fiilen engellenmektedir. Binlerce, on binlerce çiftçi belki bugün bunu henüz hissetmiyor olabilir ama ekim zamanı geldiğinde, kredi talep ettiğinde bu gerçekle yüzleşecektir. “Borcun var” denilerek krediler verilmemektedir. Türkiye’nin dört bir yanında çiftçi feryat etmektedir. Esnaf da aynı şekilde yüksek faizlerden şikâyetçidir. Esnafa uygulanan faizler artık piyasa faizi değil, adeta tefeci faizidir. Esnafa resmen tefeci gibi yaklaşan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Günde 35 lirayla bir çay bir simit bile alamaz emekli

Biz emekliler için ne dedik? “Bu kabul edilemez” dedik. “Emekliden gasp ettiğiniz, çaldığınız yeter” dedik. Sonra ne yaptılar? Çıkıp 20 bin liradan söz ettiler. Oysa maaşı 18 bin liraya çıkarmışlardı ve verdikleri bin lirayı adeta bir lütuf gibi sundular. Günde 35 lira… Günde 35 lirayla ne alınabilir? Çıkın Köprübaşına, günde 35 lirayla bir çay bir simit bile alamaz emekli. Asgari ücretli de aynı durumda. Milyonlarca emekli, milyonlarca asgari ücretli açlık sınırının, yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmiş durumda. Biz bunu kabul etmiyoruz dedik. Bu nedenle Meclis’te 15 gün boyunca nöbet tuttuk. Çünkü bu maaş düzenlemesini bir kanun teklifiyle getirmeleri gerekiyordu. O teklif komisyonda ve Genel Kurul’da görüşülürken, değiştirilmesi için neredeyse yalvardık. Sayın Bahçeli’ye, iktidar mensuplarına, teklifi getiren milletvekillerine, bakanlara defalarca söyledik: “Bu olmaz.” Önerimiz netti: En az asgari ücret kadar, yani 28 bin liraya çıkarılsın. Aradaki 8 bin küsur lira seyyanen zamla tamamlanıp sadece en düşük değil, tüm emeklilere uygulansın. Ardından kademeli artış yapılsın dedik.

7 gün 24 saat, tam 15 gün boyunca Meclis Genel Kurulu’nda nöbet tuttuk

Memur emeklilerine de, memurlara yapılan zammın aynen yansıtılması gerektiğini söyledik. Bunun için 7 gün 24 saat, tam 15 gün boyunca Meclis Genel Kurulu’nda nöbet tuttuk. Ama maalesef iktidarın bir kulağından girdi, öbür kulağından çıktı. Emekliler Eskişehir’de meydan meydan dolaştı. Emekliler Sendikası, Emekli-Sen, Emekliler Derneği hepsi tepkisini ortaya koydu. Neredeyse her gün eylem yaptılar. Ankara’ya geldiler, yürüdüler ama onları da dinlemediler. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel de şunu söyledi: “Tamam, bizim önerimizi kabul etmiyorsunuz ama siz bir şey yapın. 28 yapmıyorsanız bari 24 yapın.” Onu da kabul etmediler. “20 yapmayın” dedik, onu da kabul etmediler. Lafa gelince “Emekliler sefalet ücretine layık değildir” diyen iktidarın küçük ortağı, iş oylamaya gelince emeklilerin aleyhine el kaldırdı. Günde 35 lira ayda bin lira vermek için…

Bunun çözümü artık bellidir: Erken seçim

Bizim emeklilerimiz, emekçilerimiz bu sefalet ücretlerine, bu açlık ve yoksulluk sınırının altındaki maaşlara layık değildir. Bunun çözümü artık bellidir: Erken seçim. Sandık bir an önce milletin önüne gelmelidir. Millet bu iktidarı göndermek için sandığı beklemektedir. Eskişehir’de bekliyor, Tekirdağ’da bekliyor, Ardahan’da bekliyor, Trabzon’da bekliyor, Antalya’da bekliyor. Türkiye’nin dört bir yanında 86 milyon insan bu beceriksiz, bu basiretsiz iktidardan kurtulmak için seçim sandığını bekliyor. Biz de Meclis’te 15 gün nasıl nöbet tuttuysak, bundan sonra Türkiye’nin dört bir yanını karış karış dolaşacağız. Eskişehir’in tüm köylerini, tüm ilçelerini… Türkiye’nin her köşesini karış karış gezerek sandığı milletin önüne getireceğiz. Bu konuda kararlıyız. Artık Türkiye’yi emekliyi, emekçiyi, öğrenciyi, kadını, esnafı, çiftçiyi, yaşlıyı, engelliyi yok sayan bu iktidardan kurtaracağız. Halkın iktidarını milletimizle birlikte kuracağız.

Kaynak: Alperen Ata