İklim krizinin temelinde insan faaliyetlerinin yer aldığını ifade eden Süllü, bireysel tüketim alışkanlıklarının yanı sıra sanayi faaliyetleri, yoğun asfaltlaşma ve fosil yakıt kullanımının iklim krizini derinleştirdiğini belirtti. Süllü, şu ifadeleri kullandı:
“İklim meselesi dediğimizde çoğumuz önce bir irkiliyoruz. İklim krizi ya da iklim değişikliği gibi farklı adlarla anılsa da aslında sözünü ettiğimiz şey, hepimizin geleceğini, gezegenimizin ve tüm yaşamın geleceğini tehdit eden bir gerçekliktir. Bu krizin temel nedeni ise doğrudan insanoğlunun kendi faaliyetleridir. Lükse olan düşkünlüğümüzden, her yere otomobille gitme alışkanlığımıza; gündelik hayattaki tüketim tercihlerimizden vazgeçemeyişimize kadar bireysel davranışlarımız bu tablonun bir parçasıdır. Bunun yanında sanayinin aşırı yoğunlaşması, kentlerde giderek artan asfalt alanları ile atmosfere salınan karbondioksit ve diğer sera gazları da iklim krizini derinleştirmektedir. Kısacası hem bireysel alışkanlıklarımız hem de üretim ve tüketim biçimlerimiz iklim meselesinde doğrudan etkiye sahiptir.”
Fosil yakıtlar uğruna zeytinliklerimiz yok ediliyor
Geçtiğimiz yaz yürürlüğe giren “İklim Yasası”nın çevreyi korumaktan uzak olduğunu belirten Süllü, yasanın “bedelini öde ve kirlet” anlayışıyla hazırlandığını ifade etti. Bu düzenlemeyi “greenwashing”, yani “yeşil badana” olarak nitelendiren Süllü, “Geçtiğimiz yaz ‘İklim Yasası’ adı altında bir yasa çıkarıldı. Ancak bu yasa, gerçekte ‘bedelini öde ve kirlet’ anlayışını temel alıyordu. Biz buna greenwashing, yani göz boyama diyoruz. Zeytinlik alanlarımız yasalarla yok ediliyor, fosil yakıtlar uğruna tarım alanlarımız feda ediliyor. Maden projeleriyle su kaynaklarımız tahrip ediliyor” dedi.
Su kaynaklarımızı, havamızı ve toprağımızı koruma kararlılığındayız
Eskişehir’in çevre mücadelesi açısından görece şanslı bir kent olduğunu belirten Süllü, maden projelerine karşı verilen mücadelelerin önemli olduğuna dikkat çekti. Süllü, “Eskişehir olarak bu konuda bir nebze şanslıyız. Verilen maden mücadeleleriyle su kaynaklarımızı, havamızı ve toprağımızı koruma konusunda güçlü bir irade ortaya koyuyoruz. Ancak ne yazık ki bu mücadeleler her zaman olumlu sonuçlanmıyor” söyledi.
Bisiklet yolları ulaşımda ciddi bir rahatlama sağlıyor
Şehir içi ulaşımda bisiklet yollarının önemine de değinen Süllü, bisikletin karbon salımı olmayan çevreci bir ulaşım aracı olmasının yanı sıra trafik ve park sorunlarına da çözüm sunduğunu belirtti. Süllü, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Büyükşehir Belediyemiz son derece önemli bisiklet yolları yapıyor. Bu yollar ulaşımda ciddi bir rahatlama sağlıyor. Bir aracın park ettiği alana altı bisiklet park edebiliyorsunuz ve bisiklet hiçbir karbondioksit salımı yapmıyor. Eskişehirliler zaman zaman bisiklet yolları nedeniyle araçlara daha az alan ayrıldığını söyleyerek şikâyet ediyor. Oysa bizim hedefimiz, taşınması gerekenin araçlar değil, insanlar olmasıydı. Temiz, sağlıklı ve erişilebilir ulaşım bu nedenle son derece önemli.”
Temiz sanayiyi ön plana çıkararak iklim meselesinde daha güçlü adımlar atılabilir
Eskişehir’deki hafif raylı sistemin büyük bir avantaj olduğunu vurgulayan Süllü, araç trafiğinin azaltılması, beton ve asfalt kullanımının sınırlandırılması ve temiz sanayinin teşvik edilmesi gerektiğini belirtti. Süllü, “Hafif raylı sistem Eskişehir için büyük bir şans. Mümkün olduğunca araç trafiğini azaltarak, daha az beton ve asfalt kullanarak, gri altyapı yatırımlarını sınırlayıp temiz sanayiyi ön plana çıkararak iklim meselesinde daha güçlü adımlar atılabilir. Çünkü başka bir gezegen yok. Ne yazık ki Türkiye’de mevcut iktidar politikaları, sanki bu evrenden iki buçuk tane daha varmış gibi davranıyor ve gezegenimizi bilinçsizce tüketiyor.”
“Arabasız Pazar” hem çevre hem toplum için değerli
“Arabasız Pazar” uygulamasını da değerlendiren Süllü, bu uygulamanın hem çevresel hem de toplumsal açıdan çok kıymetli olduğunu ifade etti. Yolların yalnızca araçlara değil, insanlara ve tüm canlılara ait olması gerektiğini belirten Süllü, sözlerini şöyle tamamladı:
“Arabasız Pazar gerçekten çok güzel bir uygulama. Keşke her gün arabasız sokaklarımız olabilse. Çocukluğumuzun, bu kadar araç yoğunluğunun olmadığı günlerini özlemle anıyoruz. Bu uygulama, o özleme bir yanıt veriyor. Aslında yolların tüm canlılara ait olması gerekir. Ancak ulaşımda lüksümüze ve rahatımıza olan düşkünlüğümüz, lastik tekerlekli araçlarla yolları doldurmamıza neden oluyor. En azından ‘araçsız bir şehir nasıl olurdu’yu göstermek açısından bile bu uygulamayı çok değerli buluyorum. Bu nedenle Ayşe Başkanımıza da teşekkür ediyorum.”





