Eskişehir’in Deliklitaş Mahallesi’nde gerçekleştirilen 8 katlı bina yıkımı nedeniyle İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi’nin İki Eylül Caddesi ile Deliklitaş Caddesi arasındaki bölümü ulaşıma kapatıldı. 6 Nisan Pazartesi günü başlayan çalışmalar sırasında hem araç hem yaya trafiği durma noktasına geldi. Yıkımın kontrolsüz ilerlediğini savunan esnaf, ciddi mağduriyet yaşadıklarını belirtti.
Yıkım esnasında oluşan inşaat atıkları ve yoğun toz, cadde üzerindeki iş yerlerini doğrudan etkiledi. Bölgedeki birçok esnaf kepenk kapatmak zorunda kalırken, bazı dükkânlarda fiziksel zarar meydana geldi. Esnaf, yaşanan durumun sadece yıkım alanıyla sınırlı kalmadığını, çevredeki ticareti de olumsuz etkilediğini ifade etti.
“Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın dediler”
Yıkım sırasında dükkanının zarar gördüğünü belirten Kübra Ceylan, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:
“Üç gündür yıkım ekibiyle beraber gerçekten ciddi bir mücadele veriyorum. Az önce dükkânımın resmen yıkılışını ve enkaz oluşunu gözlerimin önünde izledim. Gerçekten bütün ürünler zarar gördü ve hâlâ kendime bir muhatap bulamıyorum. Yıkım ekibi olsun, yeni yapılacak binanın müteahhitleri olsun; sadece 'Duvarı örelim, tekrar devam edelim' derdindeler. Allah rızası için sesimizi duymanızı istiyorum. Ben kimseden sadaka istemiyorum; ben bu dükkanı emek emek var ettim. Bu dükkânda çocuğumu elektrikli battaniyeye sarıp oturttum. Ben bir kadınım ve bu dükkânı tırnaklarımla kazıdım. Şu an enkazını izlemek beni gerçekten çok yıpratıyor. Onları defalarca uyardım ama yıkım ekibi bana hep gülerek cevap verdi. Beni muhatap almadılar, emeklerimi önemsemediler. Üç gündür dükkânım kapalı olduğu için zaten çok ciddi bir ciro kaybım var. Ben burada küçük bir esnafım ve tırnaklarımla kazıdığım emeklerim şu anda yok oldu. Üstelik hâlâ bana 'Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın' diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Üç gündür dükkânımı açamadığım gibi bu enkazın gözlerimin önünde oluşması çok acı bir durum. Yıkım ekibine defalarca söyledim; sanki bu kaçınılmaz sonu hissetmiş gibi 'Yavaş girin, dikkatli olun' dememe rağmen, kepçenin üzerindeki adam dükkânın yıkıldığını görmesine rağmen 'Ben bu kepçeden inemem' dedi. Hâlâ dertleri 'Duvarı örelim, devam edin' demek. Ben bu kutulu ürünlerin tozunu alıp nasıl satabilirim. Ben ikinci elci değilim ki. Bu ürünleri bu şekilde satamam. Kendilerinin Allah korkusu veya kuldan utanması yok belki ama ben yapamam; bu vebaldir. Müşteriye bu ürünleri bu şekilde satamam.”
“Bir Allah’ın kulu bizimle iletişime geçmedi”
Esnaf Emre Özden ise yıkımın yapılacağını bildiklerini ancak bu şekilde olacağını kimsenin söylemediğini belirtti. Özden, “Şimdi bizim derdimiz bu binanın yıkımı değil. Bu binanın zaten yıkılacağını biliyorduk ve bunu baştan kabul ettik. Fakat binanın bu şekilde yıkılacağını bize kimse söylemedi. Yani caddenin bu şekilde kapanacağını; yıkımın bu kadar önlemsiz, güvenliksiz ve gelişigüzel yapılacağını kimse söylemedi. Burada görebilirsiniz, biz burada esnafız. Yan yana iki üç tane dükkânımız var. Arkadaşım, dükkânı da gösterebilirsin. Kepenk kapalı, önünde demirler ve tahtalar var; tentemi açamıyorum, içeri giremiyorum. Bizim sıkıntımız; dükkân kiramızı ödeyemedik. Kredimiz ve borcumuz var; her şeyden önce geçindirmek zorunda olduğumuz bir ailemiz var. Bizim kapalı olduğumuz günler ekmek paramızdan gidiyor. Bu zararları kimin karşılayacağını bilmiyoruz. Yıkım şirketine gidiyoruz, yüzümüze bakan yok. Müteahhide gidiyoruz, suçu yıkım şirketine atıyor. Yıkım şirketi müteahhide atıyor; müteahhit ise belediyeye atıyor. Muhtara gidiyoruz, o da kaymakama atıyor. Biz kime gideceğimizi şaşırdık. Bu şartlarda bu yıkım olmaz. Bizim zararımızı kim karşılayacak, biz kime gidelim, nasıl bir yol izleyelim bilmiyoruz. Bir Allah'ın kulu bizimle iletişime geçmedi. Yıkımcı burada, onunla konuşuyoruz; 'Ben ne yapabilirim hemşerim' diyor, 'Belediyeden izin aldım' diyor, 'Müteahhide gideceksin' diyor. Müteahhide gidiyoruz; o da 'Ben işi yıkımcıya verdim kardeşim. Ben ne yapabilirim, hanginizle ilgilenebilirim' diyor. Ne yapacağımızı şaşırdık. Mahalle muhtarına mı gidelim yoksa aramızda para mı toplayalım; biz bunu anlamadık. Biz bize dükkân verin demedik; sadece çoluğumuza çocuğumuza götüreceğimiz ekmek paramızı istedik” ifadelerini kullandı.
“Yeni evlendim, evime ekmek götüremiyorum”
Yeni iş yeri açtığını belirten Harun Avcı, yaşadığı mağduriyeti şu sözlerle anlattı:
“6 Nisan Pazartesi günü 'Bismillah' deyip dükkânımı açtım ama sabah geldiğimde karşılaştığım manzara buydu. Üç gündür kapalıyım. Ne bankacılar gelebiliyor ne de pos cihazı alabiliyorum. Müşterilerim arıyor, ama hiçbir şekilde görüşme sağlayamıyorum. Yaya yolunu kapattılar; üç gündür burada fazlasıyla mağduruz. Bununla ilgili muhatap bulamıyoruz. Müteahhide gidiyoruz; 'Yüklenici firmaya gidin' diyor. Yıkım firmasına gidiyoruz; onlar 'Müteahhide gidin' diyor. O da 'Belediyeye gidin' diyor. Hepsine ulaştık ama kimse bize bir çözüm üretmiyor. Biz burada kira, stopaj ve vergi ödüyoruz; bunlar şu an hep cebimizden gidiyor. Yeni evlenmişim ama evime ekmek götüremiyorum. Bu durumdan çok muzdaribiz. En yetkili kimse gelip burada bir açıklama yaparsa ve bize yardımcı olursa tek isteğimiz budur."
"Bana 'Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın' dediler"
Yıkımın olduğu alanda iki dükkânı olan ve bunlardan birinin zarar görmesi sonucu yetkililerle iletişime geçtiğinde kendisine gülerek cevap verildiğini anlatan Kübra Ceylan şu ifadeleri kullandı:
"Üç gündür yıkım ekibiyle beraber gerçekten ciddi bir mücadele veriyorum. Az önce dükkânımın resmen yıkılışını ve enkaz oluşunu gözlerimin önünde izledim. Gerçekten bütün ürünler zarar gördü ve hâlâ kendime bir muhatap bulamıyorum. Yıkım ekibi olsun, yeni yapılacak binanın müteahhitleri olsun; sadece 'Duvarı örelim, tekrar devam edelim' derdindeler. Allah rızası için sesimizi duymanızı istiyorum. Ben kimseden sadaka istemiyorum; ben bu dükkânı emek emek var ettim. Bu dükkânda çocuğumu elektrikli battaniyeye sarıp oturttum. Ben bir kadınım ve bu dükkânı tırnaklarımla kazıdım. Şu an enkazını izlemek beni gerçekten çok yıpratıyor. Onları defalarca uyardım ama yıkım ekibi bana hep gülerek cevap verdi. Beni muhatap almadılar, emeklerimi önemsemediler. Üç gündür dükkânım kapalı olduğu için zaten çok ciddi bir ciro kaybım var. Ben burada küçük bir esnafım ve tırnaklarımla kazıdığım emeklerim şu anda yok oldu. Üstelik hâlâ bana 'Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın' diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Üç gündür dükkânımı açamadığım gibi bu enkazın gözlerimin önünde oluşması çok acı bir durum. Yıkım ekibine defalarca söyledim; sanki bu kaçınılmaz sonu hissetmiş gibi 'Yavaş girin, dikkatli olun' dememe rağmen, kepçenin üzerindeki adam dükkânın yıkıldığını görmesine rağmen 'Ben bu kepçeden inemem' dedi. Hâlâ dertleri 'Duvarı örelim, devam edin' demek. Ben bu kutulu ürünlerin tozunu alıp nasıl satabilirim. Ben ikinci elci değilim ki. Bu ürünleri bu şekilde satamam. Kendilerinin Allah korkusu veya kuldan utanması yok belki ama ben yapamam; bu vebaldir. Müşteriye bu ürünleri bu şekilde satamam."





