CHP'de mutlak butlan kararı sonrası başlayan siyasi ve hukuki tartışmalar sürerken, gözler bir yandan Ankara'daki güç mücadelesine, diğer yandan örgütlerde yaşanan ayrışmalara çevrildi. CHP’de beş dönem Parti Meclisi üyeliği yapan Prof. Dr. Gaye Usluer, Eskişehir Haber Ajansı Yazı İşleri Müdürü Ayşe K. Uçak’a verdiği röportajda hem parti içindeki son gelişmeleri değerlendirdi hem de tartışmalı başlıklara ilişkin görüşlerini paylaştı. Usluer; mutlak butlan kararının hukuki sonuçlarından parti içindeki ayrışmaya, "tarihin doğru tarafı" söyleminden Eskişehir'deki il başkanlığı kulislerine kadar birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

“Şu an olağan koşularda değiliz, kurultay zorunluluğu yok”

Eski bir PM üyesi olarak, CHP’de 28 PM üyesinin istifasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Tüzük gereği 45 gün içinde bir olağanüstü kurultay yapılması artık yasal zorunluluk mu?

Normal şartlarda Parti Meclisi üye sayısının üçte ikinin altına düşmesi durumunda kurultaya gidilmesi gerekiyor. Ama şuandaki koşullar normal şartlar değil. Partiye bir tedbir uygulandı. Partinin yapılmış son kurultayları iptal edildi. 2023’deki parti yönetimi, genel başkanı, parti meclisi ve YDK üyeleri göreve geldi. Halen bir tedbir kararı var. Özgür Özel yönetiminin Yargıtay’a yaptığı bir temyiz başvurusu var. Dolayısıyla şuanda parti tüzüğünde normal şartlarda uygulanması gereken kurallar uygulanamıyor. 28 kişi istifa etmiş ama doğru da yapmamışlar. Kendi ellerini kollarını bağlamış görünüyorlar. Çünkü parti meclisinde kalıp itiraz edebilirlerdi. Oy haklarını kullanırlardı. Bu sayı 28’de değil. 4’ü tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiği için 24 kişi dememiz gerekiyor. Bir kurultay zorunluluğu yok. Parti Sözcüsü Müslim Sarı da yaptığı açıklamada ‘5 kişi de kalsa, Sayın Genel Başkan ve kalan üyeler aynı şekilde devam edebilir’ dedi.

"Bölünme CHP'ye zarar verir, yeni partiye alan açmaz"

CHP içindeki ayrışma her geçen gün derinleşiyor, hatta kulislerde artık yeni bir partiden bahsediliyor. Sizce CHP’den kopacak yeni bir hareket, hem partinin kemikleşmiş örgüt tabanında hem de seçmen nezdinde yeterli desteği bulabilir mi?

Birincisi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bölünmesini ve bir ayrışma olmasını hiç istemem. Bu bölünme partimize zarar verir, yeni partiye de özel bir alan açmaz. İkincisi, Özgür Özel ve arkadaşlarının daha önce de defalarca kamuoyu ile paylaştıkları gibi yeni bir parti kurmak veya kurulu bir partinin çatısı altında devam etmek gibi bir kararlılıkları zaten var. Ancak şuanda mevcut durum mümkün olduğunca parti içinde tartışma, arbede ve benzeri görüntülerin oluşması ve buradan da bir mağduriyet oluşturarak artan mağduriyetin gidişleri için bir neden oluşturması. Eninde sonunda istifa edip gidecekleri çok net…Zaten bunu daha önce Sayın Özgü Özel defalarca dile getirmişti. Ayak sürümelerinin nedeni mümkün oldukça çok mağduriyet oluşturmak ve bu mağduriyetten de gidişlerine bir neden yaratma çabası olduğunu görüyorum. İki taraf için de yıpratıcı bir süreç. Sayın Özgür Özel ve arkadaşları 'Biz haklıyız' derken, sürecin uzaması ve parti içindeki bu sonu olmayan mücadelenin devam etmesi, aslında onlar için artık bir mağduriyet oluşturmuyor. Aksine bu durum, 'kalabildikleri kadar kalma ve zarar verme arzusu' olarak görüldüğü için seçmen nezdinde de yavaş yavaş olumsuz yorumların oluştuğu çok rahatlıkla görülebiliyor.

"Özgür Özel ve arkadaşları toplumu yanıltıcı bilgi sunuyor"

Karşılıklı hamlelerin her gün devam ettiği bir süreç izliyoruz. Sizce yakın vadede CHP’de sular durulur mu, yoksa kriz daha da derinleşir mi?

Artık suların durulma olasılığının çok da yüksek olmadığını söyleyebiliriz. Ne yazık ki ok yaydan çıktı. Devletler yasalarla yönetilirler. Kurumların kuralları, yönetmelikleri ve tüzükleri vardır. Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarının bile isteye toplumu yanıltıcı bilgi sunumunda ve toplumu yanıltıcı bilgi aktarımında olduklarını üzülerek görüyorum. Partinin yönetmelikleri var. Meclis yönetmeliği, iç yönetmeliği var. Bunların hepsi kurumun kurallarını oluşturuyor. Parti Genel Başkanı hem genel merkez düzeyinde hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili olsun ya da olmasın en üstteki kişidir ve karar vericidir. Parti genel başkanının milletvekili olmaması durumunda mecliste onun temsiliyetini sağlayan bir grup başkanının olması gerekiyor. Milletvekili olsun ya da olmasın üç grup başkanvekili olur. Bu tüm siyasi partiler için de geçerlidir. Bizim partimiz için her salı grup toplantısı yapılır. Daha önce milletvekili olmayan Temel Karamollaoğlu, Meral Akşener ile Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan hatta Recep Tayyip Erdoğan partilerine ayrılan gün ve saatte grup toplantısı yapıyorlar. Bir genel başkanın milletvekili olsun ya da olmasın grup toplantısı yapabilmesi için milletvekillerinin olur vermesi, belli sayıda imza verilmesi gibi bir koşul yok. Bu toplumu yanıltan, toplumda yanılgı oluşturmaya yönelik bir açıklama. Grup başkanı, Sayın Genel Başkanın temsilcisidir. Ona bağlı çalışır ve ona karşı sorumludur. Onun istekleri ve planlamaları doğrultusunda meclis çalışmalarını yapar. O nedenle de grup başkanvekilleri bağımsız bir baş değildir. Toplumsal yanılsamaya çalıştıkları ’46 milletvekilinin imzasıyla toplanır, şu kadar milletvekiliyle grup açılır’ söylemi eğer ki milletvekilleri mevcut genel başkandan grup toplantısı isterse burada itiraz söz konusudur genellikle. Bunun için de belli sayıda milletvekilinin imzası gerekir. O toplantının açılması için belli sayıda milletvekilinin varlığı gerekir… Bunlar toplumu yanıltmaya ve kendini haklı göstermeye çalışan açıklamalar. Sayın Recep Tayyip Erdoğan her hafta Çarşamba günü gelip mecliste konuşma yapıyor. Erdoğan’ın mecliste konuşma yapmadığı zamanlarda ise AKP Grup Başkanı onun yerine grup toplantısı yapamıyor. Burada bir kural tanımazlık, kurallara karşı çıkma var.

"Düşünce ayrılmaksa, partiye zarar vermeden yollar ayrılmalı"

Tüm bunlar Sayın Özgür Özel’i haklı göstermediği gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüzel kişiliğine zarar veriyor. 103 yıllık bir parti kural bilmez, kural tanımaz ve kafaya göre kurallarla yönetilmeye çalışılan bir parti durumuna geçiyor. Mutlak butlan kararı çıktığı anda partinin genel başkanı değişti mi? Değişti. Mühür kimde? Yeni genel başkanda. İmza kimde? Yeni genel başkanda. Partinin bir MYK’sı oldu mu? Oldu. Fakat bakıyorsunuz sanki genel merkez ayrı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ayrı bir alan. Orada başka bir genel başkan var. Adı grup başkanı da olsa… Grup başkanı kendine bir MYK kurmuş. İki tane sözcüsü olan, iki tane genel sekreteri olan bir siyasi parti olabilir mi? Çok komik, zarar verici. Bile isteye yasaları yok saymak, kuralları yok saymak kimseye kazandırmaz. Ayrılma ya da bölünme hiçbir Cumhuriyet Halk Partilinin isteyeceği şeyler değildir. Fikirlerimiz ayrı olabilir ama ayrışma çok farlı bir nokta. Karar verilen düşünce ayrılma ise daha fazla ne kendine, ne karşı tarafa, ne de siyasi partinin kendisine zarar vermeden herkesin kendi yolunu bir an önce açması ve devam etmesidir.

"Bugün değişimci diyenlerin tamamı 13 yıl boyunca birinci halkadaydı"

2023 kurultayından bugüne kadar, partideki 'değişim' adı verilen hareketin içinde yer almayarak Kılıçdaroğlu’na yakın duruşunuzla dikkat çektiniz. Bu doğrultuda, önümüzdeki süreçte genel merkezde veya partinin karar mekanizmalarında sizi aktif bir görevde görecek miyiz?

‘Değişimciyiz’ diyen grupla hiç birlikte olmadım. Bu bir kişisel husumetten dolayı değildi. Bugün kendilerine ‘değişimciyiz’ diyen arkadaşların tamamı, Sayın Genel Başkanın 13 yılı boyunca onunla çok sıkı birlikte çalışan, defalarca aynı görevlerde bulunan hatta ‘değişim’ diye yola çıktıklarında bile Sayın Genel Başkanın birinci halkasındaki kişilerden oluşmaktaydı. 13 yıl boyunca Sayın Genel Başkanı hiç eleştirmemiş, hiç ‘hayır’ dememiş… Bugün eleştirdikleri konulara bakacak olursak; örneğin ‘dokunulmazlıkların kaldırılması’ konusu meclise geleceği gün ben örneğin meclise katılmadım. Bazı arkadaşlarımız katılıp ‘hayır’ oyu verdiler. Ama o zaman bu arkadaşlarımızın görevi partinin aldığı karara uymayan kişileri fişlemekti. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu için ‘dokunulmazlıkları kaldırdı, bu hataydı’ diyorsa grup, o gruba değişimci demek zor olur. Değişim o zaman olacaktı…

"Mühürsüz oylar mesajını attıran Sayın Bülent Tezcan’dır"

Türkiye’de önemli dönemeçlerden birisi 2017 referandumuydu. Mühürsüz oyların geçersiz sayılmasıydı… Son günlerde bu da çokça gündeme getiriliyor. Mühürsüz oyların geçerli sayıldığı referandumda bugün değişimci grubun ana aktörlerinden olan Sayın Bülent Tezcan hukuk işlerinden sorumluydu. Referandumun olduğu gün sayım öncesi Genel Merkez’den ‘mühürsüz oylar da geçerli sayılacaktır’ mesajını attıran Sayın Bülent Tezcan’dır. Bu kararı partinin almasını sağlayan kişi Sayın Bülent Tezcan... ‘Mühürsüz oylar Sayın Kemal Kılıçdaroğlu yüzünden kabul edildi’ demek haksızlık.

"Ekmeleddin İhsanoğlu kararı MYK'dan oybirliğiyle geçti"

Gelelim bir başka can alıcı noktaya; Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı yapılmasına… Bu da değişimci grup tarafından sıkça ele alınıyor. Ancak bu değişimci grup, grup başkanvekili olarak, genel başkan yardımcısı olarak Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu aday gösterildiğinde MYK’daydılar. Hiçbirinin şerhi yok. MYK’dan oybirliğiyle geçen bir karardan bahsediyoruz. Peki neye değişimdi diyeceğiz? ‘o gitti, ben geldim’, biz insanları değiştirdik. Esasında değişen zihniyet değil. Aynı zihniyet devam ediyor. Biz insanları değiştirdikse ‘değişimin’ adı ben buna katılmıyorum ve katılmadım. Başından itibaren buradayım.

"Tabii ki pavyonlarda değildim ama kurultayda normal işlemeyen bir süreç vardı"

Sayın Genel Başkanın genel başkanlığının düşmesi ve Sayın Özgür Özel’in genel başkan seçildiği kurultayda delege değildim ama oradaydım. Tabi ki pavyonlarda değildim ama orada neler olduğunu en az altı kurultaya katılmış bir kişi olarak her bir Cumhuriyet Halk Partili gibi bende gördüm. Normal işlemeyen bir süreçti. Dolayısıyla sonrasında hep Kılıçdaroğlu’nun yanında oldum. Bugüne gelecek olacak olursak, MYK olabilmek için Parti Meclisi üyesi olmak gerekiyor. Şuanda partimiz adına zorlu bir süreç. Bu süreç birbirimize destek olmak, dayanışma içinde olmak ve partimizin zarar görmemesini sağlama sürecidir. Bir futbol maçı izlemiyoruz. Gerçekten köklü bir siyasal partinin içinde bulunduğu zorlu süreci en az hasarla atlatmasını istiyoruz. Bu süreçte partim için, yönetiminde olan arkadaşlarımız ve Sayın Genel Başkanımız için çalışmaya devam edeceğim.

"'Tarihin doğru tarafında durmak' popülist bir siyasi retoriktir"

Son dönemde parti içi tartışmalarda 'tarihin doğru ya da yanlış tarafında durmak' ifadesi sıklıkla karşımıza çıkıyor ve bu durum siyasi aktörleri keskin bir tercih yapmaya zorluyor. Sizce bu dil partiye ve tabana nasıl bir mesaj veriyor?

Tarihin doğru tarafında durmak siyasi bir retorik… Popülist, siyasi bir retorik. Siyasette insanlar kendini doğru tarafta olduğunu tanımlayarak esasında kişileri kendi tarafına çekmeye çalışırlar. Öte yandan kendileriyle birlikte olmayan kişileri de tarihin yanlış tarafında olarak nitelendirirler. Bu nerede olduğunuza ve ne taraftan baktığınıza göre değişir. Tarihin doğru yerinde olmanın çokça yanlış olduğunu gösteren örnekler var. Örneğin Nazi Almanya’sında Hitler’in yanında olmak tarihin doğru tarafıydı. Bugün Nazi Almanya’sını ya da Hitler’in yanında olanları tarihin doğru tarafında diye anlatabiliyor muyuz? Anlatmıyoruz. Dolayısıyla tarihin doğru tarafında olunup olunmadığını tarih yazacak. Belki o da bir kuşak sonrası yazılacak. En erken iki sene sonra yazılacak. Bu bir retorik… Kişiler kendi haklılığını göstermek için bu retoriki kullanıyor ve tasvip ediyorlar. ‘Benden olanlar tarihin doğru tarafında, benden olmayanlar tarihin yanlış tarafında…’ Bir anlamda insanları vazgeçirmek, onları toplum nezdinde doğru yerde değil tanımlaması içinde tutmaya çalışmak… Bunların bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Siyasi retoriklerle kazanma zamanı geçti. Bence herkes kendini doğru yerde diye tanımlıyor. Ben tarihin doğru yerindeyim, çünkü on sene önce ne söylüyorsam bugün aynı şeyi söylüyorum. Hiç değişmedi… On sene önce neyi eleştirdiysem bugün aynı şey olduğunda yine aynı şeyi eleştirmeye devam ederim. Dolayısıyla tarihin doğru yerini tanımlamak kimsenin kendi üstüne bir vazife değil. Çünkü tarihi yazan ‘bugün tarihin doğru yerindeyim’ diyenler olmayacak.

"Eskişehir siyasetindeki arkadaşlar kendi özgeçmişlerine baksın"

Geçmişte Kılıçdaroğlu'nu eleştirerek Muharrem İnce ile yeni bir yol yürümüştünüz; bugün ise yeniden Kılıçdaroğlu'nun yanında net bir duruş sergiliyorsunuz. Bu durumu 'çelişki' olarak gören ve eleştirenlere nasıl bir yanıt verirsiniz?

Şuanda Eskişehir siyasetindeki arkadaşların siyasi özgeçmişlerine bakalım hepsi var olduklarından bu yana Cumhuriyet Halk Partisi üyesi miydi? Hiç gidip geldikleri olmadı mı? Giderken haklılardı, dönünce haklılardı…O günün gerçekleri, ben onları da eleştirmiyorum. Ama herkes bir kendi özgeçmişine baksın. Kişiler bir yere gidip gelirken normal…Benim de bir nedenim vardı…Biraz önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu nezdinde itiraz ederken aslında bir ekibin düşünce tarzına yaptığım itirazlardı. Biz 2018’de olağanüstü kurultay için imza toplarken, bugün bu arkadaşlar olağanüstü kurultay imzalarını çektirtmeye ve olağanüstü kurultayı yaptırtmamaya uğraşıyorlardı. Aynı kişiler bugün de başka bir yerdeler. Aktörler aynı, bugün onların yeri değişti. Kemal Kılıçdaroğlu’na en yakın kişilerken bugün de tam karşısındaki kişiler. Üstelik ben Memleket Partisi’nden ayrılırken, ‘Türkiye için çok kritik bir seçime gidiyoruz. Bu seçime giderken eğer ki Memleket Partisi’nde kalarak partinin kaybetmesine neden olacak yüzde 1’in içinde katkım olursa ben bunu göğüsleyemem’ diyerek ayrılmıştım. Dolayısıyla bu da benim durduğum doğru yer…

"Şu ana kadar hiçbir isme il başkanlığı teklifi yapılmadı"

Eskişehir’de bazı isimlere il başkanlığı teklifi gittiği ancak geri çevrildiği yönünde iddialar var. Siyaset kulislerini hareketlendiren bu iddialar doğru mu, yakın zamanda bir il başkanı değişimi görür müyüz?

MYK kuruldu, kurultay ceza davasında adı geçen ve haklarında fezleke olan arkadaşlar için tedbirli ihraç süreci başlatıldı. PM ilk toplantısını yaptı. Şuana kadar ‘il başkanlarını görevden alalım, hangilerini alalım’ gibi bir düşünce ve yapılanma olduğunu düşünmüyorum. Ancak iptal edilen kurultay sürecinde bizzat bu sürecin içerisinde olan bu süreci yöneten bazı il başkanları var. Onlar da ceza davasında yargılanıyorlar. Belki onlarla ilgili yaptırımlar olabilir. Benim ki bir duyum değil öngörü. Benim düşüncem, il başkanlarını görevden almak yerine onlara bir şans tanınacağı…’Bizimle birlikte çalışmak istiyor musunuz, istemiyor musunuz?’ ‘Hayır ben Özgür Özel ile çalışacağım, senin yanında değilim’ diyen kişilerin ise zaten bırakıp gitmeleri gerekiyor. CHP bir tüzel kişilik, bir şemsiye, o şemsiyenin altında olmayı istemek ya da istememek. Şuana kadar hiç kimseye bir il başkanlığı teklifinin yapıldığını düşünmüyorum. Bu konuda yaptığım görüşmelerde teyitte aldım. Böyle bir şey yok. Çünkü Genel Merkez henüz bunu düşünme aşamasında değil. Aceleyle ‘vuralım, kıralım…’ Çünkü hepsi bizim arkadaşlarımız. Süreç çok sıcak... O sıcaklık içinde herkes farklı davranışlar sergileyebilir. Gün ve gün hem il başkanlarından hem de belediye başkanlarından genel merkeze ziyaretler oluyor. Gelen arkadaşlar, Genel Başkanlar çalışmak istediklerini söylüyor. Bunlar yavaş yavaş ortaya çıkacak. Burada öfkeyle kalkmak, birbirimize kızmak doğru değil. Toplu hareketler önemlidir…Biraz sakin olup beklemek lazım. ‘Kalmayacağım’ diyene de ‘illa kal’ denilmez. Bunların hepsi kişisel tercihlerdir. Direk partinin, genel merkezin, genel başkanın aleyhinde küfür kıyamet, hakaret varsa tabi ki onlar için de gereği yapılır.

“Jale Nur Süllü'nün kendi doğruları çerçevesinde yargılanması doğru değil"

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’nün bu süreçte Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır alması Eskişehir siyasetinde ciddi tartışmaları ve tepkileri beraberinde getirdi. Aynı şehirde siyaset yapan bir isim olarak, Süllü'ye yönelik bu tepkileri ve sergilediği duruşu nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP seçmeninde genel bir toplumsal linç var. İki baş, ayrılan bir yol, ortaya çıkan bir mahkeme kararı dolayısıyla bir öfkeye neden oldu. Şuan bu tür tepkilerin olmasını normal karşılamak ve zamana yaymak lazım. ‘Jale hanım niye orada ya da orada değil’ diye yargılamak doğru değil. O da kendi doğruları çerçevesinde… Herkes kendi durduğu yeri doğru kabul ediyor. O da kendi durduğu yeri doğru kabul ediyor. ‘Niye orada’ diye onunla ilgili öfke, ‘illa gel burası doğru yer’ demenin ve zorlamanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Kaynak: Ayşe Kaytan Uçak