CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Eskişehir’e yönelik kamu politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Süllü, kentin son yıllarda idari, ekonomik ve çevresel açıdan geriye götürüldüğünü söyledi.
İktidarın Eskişehir’e yönelik tüm projeleri yok etme üzerinedir
Süllü konuşmasında, Eskişehir’deki kurumsal değişimlere ve tamamlanmayan projelere dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“İktidarın Eskişehir’e yönelik tüm projeleri taşıma, yok sayma ve yok etme üzerinedir. Eskişehir, idari yargıda Bursa Bölge İdare Mahkemesine bağlandı. TÜLOMSAŞ Genel Müdürlüğü Ankara TÜRASAŞ’ın bölge müdürlüğüne indirgendi. Vakıflar Kütahya’ya, Karayolları Ankara’ya bağlandı. Açık Öğretim Fakültemiz gelirlerinin yüzde 88’i YÖK’e aktarılıyor. Havalimanımızın iç hat uçuşları kaldırıldı. PTT Müdürlüğü kapatılmak üzere. Hastane sözü verilen, yıkılan devlet hastanemizin arsası özelleştirme kapsamına alındı. Çevre yolumuz yapılmıyor. Alpu yolu sekiz yıldır bitirilemedi, Seyitgazi-Kırka yolu sürüncemede, Mihalıççık yolunun projesi dahi yok. 2019’dan beri tamamlanamayan Mihalıççık-Mihalgazi yolu ve 2027’de bitirileceği sözü verilen Sarıcakaya-Mihalgazi yolunun ilçe halkı için bitirileceğini düşünmeyin sakın, yol, bir başka yok etme projesi Alpagut-Atalan Altın-Gümüş Madeni için hızlandırılıyor.”
Doğa ve tarım alanları yok edilmek isteniyor
Süllü, konuşmasının devamında özellikle Mihalgazi ve çevresindeki doğal alanların tehdit altında olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sakarya Nehri’ne 4 kilometre, mikroklima iklimine sahip, dört mevsim narenciye, çeşitli sebze ve meyvenin yetiştiği eşsiz bölgemiz yok edilmeye çalışılıyor. Anadolu’nun Çukurova’sı olarak bilinen yörede Mihalgazi ilçemiz ülkemizin sebze ihtiyacının yüzde 18’ini karşılıyor, zeytinyağı üretimi ve ipek böcekçiliği yapılıyor. Proje sahasında 28 endemik tür bitki, 61 omurgalı ve 28 kuş türü mevcut. Ayrıca, yörede I. derece arkeolojik sit alanı yer alıyor. 2.450 futbol sahası büyüklüğünde ruhsatlı alanda iklim krizinde en önemli yutak alanlarımız, ormanlarımız, yer altı, yer üstü sular ve yaban hayatı yok edilecek.”
Madencilik yöntemlerine sert tepki
Planlanan madencilik faaliyetlerinin çevresel risklerine dikkat çeken Süllü, şöyle konuştu:
“Eğimli geçirgen topografyasıyla orman ve tarım alanlarının iç içe geçtiği ekosistem tıpkı İliç’te olduğu gibi açık ocak işletmeciliği ve yığın liçi yöntemi, devasa pasa yığınlarıyla, siyanürlü çözeltilerin sızması hâlinde zarar görecek. Mikro klimanın bozulması, yok olan sular, toz, ağır metal ve kimyasal etkileşimlerle ürün verimi ve kalitenin düşmesiyle tek geçim kaynağı tarım olan üretici, dolayısıyla gıda güvenliğimiz de tehdit altında. Yerleşimlere yakınlığıyla patlayıcı kullanımı ve depolama faaliyetleri ciddi güvenlik ve halk sağlığı riski yaratıyor.”
Bu projeyi istemiyoruz, direniyoruz
Süllü, projeye karşı yürütülen toplumsal ve hukuki mücadeleye de değinerek şu açıklamayı yaptı:
“Biz Eskişehirliler, yöre halkı, muhalefet partileri, akademik odalar, çevre dernekleriyle dayanışma içinde bu yok etme projesini istemiyor ve direniyoruz. Büyükşehir, Tepebaşı Belediyelerimiz, TEMA, tabip odamız, baromuz ve Ekoloji Derneği dava açtı, 20 Nisanda bilirkişi sahada keşif yapacak, biz de orada olacağız ve sonuna kadar direneceğiz ancak karşımızda Cengiz Holding olunca endişeliyiz çünkü arkasındaki gücü hepimiz biliyoruz. İliç’te bilim insanlarının uyarılarına aldırılmamasıyla 9 canın liç yığınları altında kaldığı maden faciasında davalar ve yoğun kamuoyu baskısıyla maden açılamıyordu. 25 Martta Amerikan SSR Mining’in hisselerini Cengiz Holdinge devrettiği duyuruldu. İktidar nezdindeki gücüyle, özel hukuk ve izin süreçleriyle Cengiz Holding madeni açacak. Ne yazık ki ülkemizdeki vahşi madenciliğin arkasındaki en büyük etken iktidarın yağmaya yol açan tutumu. Şirketler iktidardan aldığı güçle sadece doğayı değil emekçilerin haklarını da yok sayıyorlar.”
Hızla devletten aldığı ihalelere devam ediyorlar
Süllü, madencilik faaliyetlerinin sadece çevreyi değil, çalışanları da olumsuz etkilediğini belirterek, “Mihalıççık ilçemizde TMSF’nin Yıldızlar Holding Doruk Madenciliğe devrettiği Yunus Emre Termik Santrali ve kömür madeninde yaşanan mağduriyetlerle emekçiler Ankara yollarına düştüler ancak tüm işletmeleri de mağdur eden şirket hızla, devletten aldığı ihalelere devam ediyor” dedi.
Sorun sistematik bir anlayış
Yaşananların ülke genelinde görülen bir yaklaşımın sonucu olduğunu vurgulayan Süllü, “Talan sadece, yüz ölçümünün yüzde 71’i maden ruhsatlı Eskişehir’e özgü değil. Ülkemizin dört bir yanında yağma, hak kayıpları, facialar, madenciliğin doğası gereği değil, kader ise hiç değil. Sorumlu, yer üstü kaynaklarını tüketip yer altı kaynaklarına gözünü diken, vatandaşını, emekçiyi, doğayı yok sayan iktidarın şirketleri kayıran zihniyeti” şeklinde konuştu.




