Yalaz, muhalefet belediyelerine yönelik idari süreçlerin ceza soruşturmasına dönüştürülmesinin “yargının siyasallaştığı” yönündeki kaygıları artırdığını vurguladı. Yalaz, ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı ya da hüküm bulunmadığını, yalnızca iddiaların söz konusu olduğunu belirterek masumiyet karinesine ilkesine uyulması gerektiğini ifade etti. Yalaz, “Son günlerde servis edilen iddianameler üzerinden yürütülen tartışmaların hukuki değil, bilinçli biçimde siyasi bir zemine çekilmek istendiğini üzülerek görüyoruz. Malumunuz olduğu üzere ülkemizde uzun süredir yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ciddi bir tartışma konusudur. Muhalefet belediyelerine yönelik her idari sürecin ceza soruşturmasına dönüştürülmesi ve iddianame düzenlenecek boyuta getirilmesi yargının siyasallaştığı yönündeki kaygıları daha da artırıyor. Tepebaşı ve Odunpazarı belediyelerimize karşı yapılan bu itibarsızlaştırma operasyonunun altını açıkça çizelim. Ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoktur. Ortada hüküm de yoktur. Ortada yalnızca iddialar vardır. Hukukun en temel ilkesi olan masumiyet karinesi hiçe sayılarak henüz yargılama dahi başlamamışken kamuoyu nezdinde bir mahkûmiyet algısı oluşturulmaya çalışılıyor” dedi.

Belediyenin asli sorumluluğu olan imar düzenlemesi suç gibi sunuluyor

Tepebaşı Belediyesi’ne ilişkin dosyanın ruhsata aykırı eklentilerle ilgili işlemler üzerinden şekillendiğini belirten Yalaz, belediyenin mevzuat çerçevesinde gerekli uyarı ve denetimleri gerçekleştirdiğini ifade etti. Yalaz, “Buna rağmen bazı çevreler bu minvalde bahse konu iddiaları fırsata çevirmeye çalışarak, daha yargılama süreci yeni başlarken hüküm dağıtıyor. Belediyelerimizi itibarsızlaştırmaya, kamuoyunda algı oluşturmaya ve siyasi rant üretmeye çalışıyor. Bu tutum hukuk devletinin değil, siyasallaşmış bir düzenin dili ve yöntemidir. Tepebaşı Belediyesine ilişkin dosya, ruhsata aykırı eklentilere yönelik yapılan işlemler üzerinden şekillenmiştir. Davaya konu yere ilişkin yoğun şikâyetler hem belediyemiz bünyesine yapılmış hem de CİMER başvuruları çok sıklıkla iletilmiş, kolluk kuvvetleri de tespitte bulunmuştur. Belediye, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde gerekli uyarıları yapmış, denetim görevini yerine getirmiştir. Bir belediyenin asli sorumluluğu olan imar düzenini sağlama görevi bugün suç gibi sunuluyor. Oysa kamu düzenini ve şehir planlamasını korumak belediyelerin görevidir” ifadelerini kullandı.

Odunpazarı’nda teknik bir olayın “ihaleye fesat” gibi ağır bir suçlamaya dönüştürülmesidir

Odunpazarı Belediyesi’ne yönelik suçlamaların da teknik bir konunun “ihaleye fesat” gibi ağır bir iddiaya dönüştürüldüğünü belirten Yalaz, akaryakıt ve petrol istasyonuna ilişkin ihalenin şartnameye uygun biçimde yapıldığını ifade etti. Yalaz, “Odunpazarı Belediyesine yönelik iddia da teknik bir olayın ihaleye fesat gibi ağır bir suçlamaya dönüştürülmesidir. Bu da hukuken izahı mümkün olmayan bir davadır. Davaya konu akaryakıt ve petrol istasyonuna ilişkin ihalede, ihalenin şartnamesi ilgili müdürlük tarafından hazırlanmış ve gerekli yasal prosedürler yerine getirilerek ihaleye çıkarılmıştır. İhalenin olduğu gün ve saate ihaleye katılacak olan istekliler ihale salonunda hazır olur ve teklif mektubunu da içeren belgeleri zarf içinde komisyona sunarlar. Komisyon da zarfın içindeki belgeleri kontrol eder, belge kontrol tutanağına kaydeder. Belge kontrol tutanağının 13 nolu bölümünde EPDK Akaryakıt Lisansı başlığı bulunmaktadır. İhaleye katılan 2 firmanın da lisansı ve ekinde ihale şartnamesinin 72. maddesinde belirtilen ilk 5 akaryakıt firması ile çalışacağına dair taahhütnameleri de bulunmaktadır” söyledi.

Sayıştay raporlarında da kamu zararı olmadığı açıkça ortaya konulmuştur

Yalaz, söz konusu ihalenin Sayıştay raporlarında kamu zararı tespit edilmediğini belirterek, ihalenin canlı yayınla kamuoyuna açık şekilde gerçekleştirildiğini ifade etti. Yalaz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“İhaleye katılacak olanların dağıtım lisanslı olabileceği gibi bayi lisanslı olması halinde ise mutlaka dağıtım lisanslı bir firmayla entegrasyon halinde olması gerekir. Değerli basın mensupları, katılımcı firmaların sundukları lisans ve taahhütname bu kapsamda değerlendirilerek şartnameye uygun olduğu görülmüş ve ihale üstün kamu yararı da gözetilerek hukuka tamamen uygun bir biçimde sonuçlandırılmıştır. İhale sırasında herhangi bir itiraz veya sonrasında ihalenin iptali için herhangi bir başvuru da olmamıştır. Netice olarak söz konusu ihalenin muayyen bedeli aylık 65.000 TL olarak belirlenmiş olmasına rağmen; aylık kira bedeli, en yüksek teklif itibarıyla, dikkat buyurunuz, 130 bin TL'ye yükseltilmiştir. Yani 65 bin TL olan muayyen bedelin 2 katı bir miktarla 130 bin TL'ye yükseltilerek ihale edilmiştir. Söz konusu ihalede 5 milyon TL de o günün parasıyla peşinat alınmış ve Sayıştay raporlarında da kamu zararı olmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Belediyemiz akaryakıt kuruluşlarından birisiyle anlaşma sağlamıştır. Bu haliyle herhangi bir kamu zararı olmadığı, aksine kamunun menfaatinin olduğu açıktır. İhaleye birden fazla katılımcı olması da rekabetin olduğunun göstergesidir. İhale şeffaf şekilde gerçekleşmiş olup hem yerel kanallarda hem de belediyeye ait sosyal medya hesaplarında canlı olarak kamuoyuyla paylaşılmış ve yayınlanmıştır. İhalede görev yapanların rekabetin ortadan kaldırılması, engellenmesi veya sınırlandırılması yönünde bir çaba ve kastı bulunmuyor. Tüm bunlardan özetle, ihale kapsamında yapılan iş ve işlemler hukuka ve mevzuata sonuna kadar uygundur.”

Siyasetin yargı üzerinden dizayn edilmeye çalışıldığının en somut örneğidir

Yalaz, Tepebaşı ve Odunpazarı belediye başkanları üzerinden algı oluşturulmak istendiğini belirterek, kayyum iddialarının gerçek dışı olduğunu belirtti. Belediyelerin denetim yaptığı, gelir artırdığı ve şeffaf davrandığı belirten Yalaz, bunun hukuk devleti refleksi olmadığını ifade etti. Yalaz, “Kayyum gibi gerçek dışı senaryolar bilinçli bir şekilde dolaşıma sokularak hem yerel yönetimlere hem de seçilmişlere gözdağı ve korku verilmek isteniyor. Yurttaşlarımızın takdirini defalarca kez sandıkta kazanmış başkanlarımızı seçimle yenemeyenlerin, masa başı senaryolarla yıpratma çabası kimseyi şaşırtmıyor. Belediyelerimiz görevini yapınca suçlanıyor, gelir arttırınca suçlanıyor, denetim yapınca suçlanıyor. Şeffaflık sağladığında hedef alınıyor. Sosyal belediyecilik anlayışı ile halkın yanında durduğunda rahatsızlık yaratıyor. Bu tablo hukuk devleti refleksi değildir. Bu tablo siyasetin yargı üzerinden dizayn edilmeye çalışıldığının en somut ve en açık örneğidir. Biz hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Biz bağımsız ve tarafsız bir yargı düzenini savunuyoruz. Biz yurttaşlarca seçilmişlerin yargı sopasıyla hizaya getirilmeye çalışılmasına karşı çıkıyoruz. Demokrasi yalnızca sandık günü değil, sandıktan sonra da halk iradesine saygıyı gerektirir” dedi.

Tepebaşı'nda da Odunpazarı'nda da halkın iradesi vardır

Demokrasinin yalnızca sandık günüyle sınırlı olmadığını belirten Yalaz, seçilmişlerin yargı yoluyla baskı altına alınmaya çalışıldığını belirtti. Yalaz, Tepebaşı'nda da Odunpazarı'nda da halkın iradesi vardır. Sandıkta alınmış güçlü, çok güçlü bir meşruiyet vardır. Tüm Türkiye'ye örnek olmuş, sosyal adaleti ve kamusal yararı önceleyen bir belediyecilik anlayışı vardır. Bu iradeyi yok saymaya yönelik her girişim yalnızca 2 belediyeye değil, doğrudan demokrasiye ve doğrudan Eskişehir halkına yöneliktir.

En iyi politikacılarınızı getirin, canlı yayında siyasi boyutu ile de değerlendirelim

Yalaz, davaların hukuki değil siyasi olduğunu savunarak AK Parti yöneticilerine canlı yayın çağrısında bulunan Yalaz, kamuoyu önünde tartışmaktan kaçınılmaması gerektiğini ifade etti. Yalaz, “2 dava da hukuki değil, siyasidir. Buradan bu davaların çığırtkanlığını yapan AKP'lilere sesleniyorum. En iyi hukukçularınızı, en iyi avukatlarınızı bulun getirin. Canlı yayında hukuki boyutuyla tartışalım. Eskişehir AKP İl Başkanı benimle canlı yayına çıkmaya çekiniyor. En iyi politikacılarınızı getirin, canlı yayında siyasi boyutu ile de değerlendirelim, ele alalım. Kamuoyu önünde tartışmaktan korkmayın, kaçak dövüşmeyin. En büyük terazi, en büyük tartı halkın vicdanındaki tartıdır. Biz o tartıdan da hukuki yargılamalardan da sandıktan da korkmayız. Ahmet Başkan'ın da Kazım Başkan'ın da davalarda yargılanan bütün bürokratların da yanındayız. Alnımız açık, başımız diktir. Korkmadan, yılmadan Eskişehir halkına hizmet etmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Algılara pabuç bırakmayacağız" ifadelerini kullandı.

Sayıştay herhangi bir kamu zararı görmemiş

Yalaz, Tepebaşı ve Odunpazarı belediyelerine yönelik soruşturmalara ilişkin açıklamalarını sürdürerek, davaların açılmasının dahi hukuken sorunlu olduğunu belirterek, bir ceza davasının açılabilmesi için en azından kuvvetli suç şüphesinin bulunması gerektiğini vurguladı. Yalaz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Bu davaların açılmaması gerekirdi. Yani bir kanun davasının açılmasını gerektirmek için kanuni anlamda gerekli olan en basit itibariyle kuvvetli suç şüphesinin varlığı aranır. Burada öyle bir şey dahi söz konusu değil. Tepebaşı’nda, şunu bir kere anlamamız lazım. Vatandaş, “benim kaçak yapımı neden yıktınız” bile demiyor. Diyor ki, “benimkini yıktınız, diğerini neden yıkmadınız?” Diğerlerini yıkmamak için yürütmenin durdurulması gerekiyor. Yürütmenin durdurulması verilince belediye yıkım yapamıyor. Bazı durumlarda acil, ivedi bir durum oluyor. Maddi külfetine belediye bizzat kendisi katılıp doğrudan teminle, ivedilikle bunun yıkımını gerçekleştiriyor ama gerekli itibariyle, bu tür iş ve işlemlerde Tepebaşı Belediyesi'nin tavrı, ihale şeklinde bir yıkım ihalesi açılamıyor. Bu ihaleye yer yer katılım olmadığı zamanda ne oluyor? Yıkım süreci, ya erteleniyor ya uzuyor ya da sonraya kalıyor. Konu bu kadar basittir. Odunpazarı’ndaki durumda da ihaleye itiraz yok. İhaleye giren, alamayan firmanın herhangi bir itirazı yok. 65 bin lira bedeline çıkmış ihale 130 bin TL gibi iki katı bir tutanağa ihale edilmiş artı, ihaleye katılmadan o günün parasıyla 5 milyon TL peşinat vermiş. Sayıştay defalarca kez gelmiş. Belediyelerin başından Sayıştay müfettişleri eksik olmuyor. Bu hususla, hem Tepebaşı Belediyesi davası özelinden, hem de Odunpazarı Belediyesi özelinden herhangi bir kamu zararı öngörülmemiş.”

Art arda açılan davalar siyasidir

Bir hafta içinde önce Tepebaşı’nda, ardından Odunpazarı’nda bürokratlara ve belediye başkanlarına dava açılmasının tesadüf olmadığına dikkat çeken Yalaz, sürecin siyasi bir arka planı olduğunu ifade etti. Yalaz, “Bir hafta içinde, önce Tepebaşı'nda Cuma günü, dün itibariyle de Odunpazarı’nda bürokratlarımıza art arda dava açılıyor. Bu bir tesadüf değildir. Bunun siyasi bir sebeple olduğunu biliyoruz. Bir hukukçu olarak dava açılmasını bile nahoş karşılıyoruz. Davaların sonunda, yargılanan herkes ferah edecektir. Bundaki sorun, başkanlarımızın yargılanması da değildir. Biz, kendimiz dahil hiçbir belediye bürokratımızda, Cumhuriyet Halk Partili'de yargılanmaktan, yargı önüne çıkmaktan korkmayız, çekinmeyiz. Ama, yargısız infazlar artık hukukla güveni son derece bitme noktasına getirmiştir. Kamuoyu daha yeni yeni öğrenirken, basında sanki belediye başkanlarına bir mahrumiyet tesis edilmiş gibi bir algı ve korku imparatorluğu yaymaya çalışmaktadır. Esnafla belediyelerimizi, halkımızla belediyelerimizi karşı karşıya getirmek iradesiyle hareket edilmektedir. Davalar siyasidir.

Çıkalım canlı yayına hukuki boyutuyla en ince ayrıntısına kadar tartışalım

Türkiye’de yargıya olan güvenin her geçen gün azaldığını belirten Yalaz, buna rağmen yargılanan herkesin beraat edeceğine inandığını ifade etti. Yalaz, davaların hukuki boyutunun kamuoyu önünde tartışılması çağrısının samimi olduğunu belirtti. Yalaz, Türkiye'de yargıya olan güvenimiz her geçen gün daha da azalmaktadır. Ona rağmen, bütün yargılananların bu davadan beraat edeceklerine bir hukukçu olarak sonuna kadar inanıyoruz. Eğer ki bu yargılamaların çığırtkanlığını yapan AKP'liler, kamuoyunu açıklama konusunda da dirayetlilerse, samimilerse, çıkalım canlı yayına hukuki boyutuyla en ince ayrıntısına kadar kamuoyuyla tartışmamızı yapalım. Bu ciddi ve samimi bir teklif.” dedi.

Ödüllendirildiği gibi oraya gelişinin de bir sebebi vardır

Yalaz, İstanbul’da yürütülen soruşturmaların siyasi nitelik taşıdığını iddia ederek, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in siyasi bir görev üstlendiğini ve ardından bakan olarak görevlendirilmesinin tesadüf olmadığını ifade etti. Yalaz, “İstanbul soruşturmalarının, İstanbul yargılamalarının siyasi olduğunun kanıtıdır. Orada kendisine verilen siyasi görevi layığıyla başsavcı olarak yaptığı için Akın Gürlek, siyaseten Bakan olarak ödüllendirilmiştir. Ödüllendirildiği gibi oraya gelişinin de bir sebebi vardır. Ama o sebep, bugüne kadar nasıl olsa, nasıl ki başarıya ulaşamadıysa ne zindanlardan ne tutuklamalardan ne de asılsız yargılamalardan toplumun gönlündeki Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi sevdasını alamadılarsa bundan sonra da başarıya ulaşamayacaktır” söyledi.

“Hukuka Aykırı Bir Şeyi Savunmayız”

CHP bünyesinde çok sayıda hukukçu ve avukat bulunduğunu belirten Yalaz, hukuka aykırı herhangi bir savunmanın söz konusu olamayacağını söyledi. Belediye başkanlarının ve bürokratların suç işlemediğini savunan Yalaz, davaların tamamen siyasi algı yaratma amacı taşıdığını ileri sürdü.

Bazı davaların kamuoyunda yeterince tartışılmadığını ve ana akım medyada yer bulamadığını iddia eden Yalaz, sansür uygulandığını öne sürdü. CHP’lilerin kamu hakkı konusunda hassasiyet gösterdiğini ifade eden Yalaz, “Ne harama el uzatırız ne de yetim hakkına göz dikeriz” dedi.

Tırnak kadar bir sıkıntı bulsalar idam ederler

Yalaz, seçimlerde Ahmet Ataç’ı yenemeyenlerin yargı yoluyla yıpratma çabası içinde olduğunu belirterek, CHP’li belediyelerin defalarca Sayıştay ve müfettiş denetiminden geçtiğini, herhangi bir usulsüzlük tespit edilmediğini ifade etti. Yalaz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Burada çok net bir siyasi algı çabası vardır. Onca seçime girmiştir Ahmet Ataç. Yerel seçime girmiştir, diğer seçimlerde zaten kendisi bizzat yarışmıştır. Bu öyle bir çaresizliğin ürünüdür ki Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi yargı kollarını açık bir yakarıştır. 'Biz Ahmet Ataç'ı sandıkta yenemiyoruz. Biz Ahmet Ataç ve Cumhuriyet Halk Partisi ile meşru yollardan, demokratik yol ve yöntemlerle, halkın içinde siyasi çalışmalar yaparak sahada çalışarak başa çıkamıyoruz. Biz ne yaparsak yapalım Eskişehir'de eriyoruz. Ahmet Ataç bizi bugüne kadar hep yendi, bundan sonra yapılacak bütün seçimlerde de yenecek. Elimizde son çare kaldı; nasıl olsa siyasi yargı siyasallaştı, nasıl olsa en siyasi olarak eleştirilen kişi Adalet Bakanı oldu, biz de bunu fırsat bilelim, sandıkta bileğini bükemediğimiz, siyasi arenada asla yenemediğimiz Ahmet Ataç'ı yargı yoluyla yıpratabilir miyiz?' çabasıdır. 10 tane belediyemizde böyle tırnak kadar bir sıkıntı bulsalar idam ederler. Onlarca kez Sayıştay denetimi yapılmış, onlarca kez müfettiş gelmiş, en ufak ayrıntısına kadar her şey incelenmiş, 'şu kalemin 200 metre yazıyor' diye faturada 200 metre gerçekten yazıp yazmadığı bile test edilmiş, kablo döşenen kablolar yerler kazılmak suretiyle bilmem kaç bin metre mi gerçekten diye bakılmış, her şeyden bir şey aranmış; hiçbir şey bulamamışlar. Öyle bir şey olsa şimdiye kadar çoktan belediye başkanlarımız için en ufak bir tırnak kadar bir sıkıntı, sorun bulsalar gereğini yaparlardı. Bunlar onların da olmadığının kanıtıdır. Ne zaman ki yargı siyasallaşmıştır, bunlar bütün belediye başkanları için mümkün hale gelmiştir. O soruşturma, o suç duyurusu bizim için komik bir siyasi tiyatrodan ibarettir.”

Kaynak: Alperen Ata