Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakıf Başkanı Ufuk Uysal, Muharrem ayının Alevi-Bektaşi inancında yas ve matem dönemi olduğunu belirterek, Hazreti Hüseyin ve beraberindeki 72 kişinin Kerbela'da susuz bırakılarak katledilmesinin insanlık tarihinin en büyük acılarından biri olduğunu söyledi. Bu acının paylaşılması amacıyla Alevi-Bektaşilerin 12 gün boyunca Muharrem orucu tuttuğunu ifade eden Uysal, vakıf bünyesinde her gün oruç açma yemekleri verildiğini ve ardından cemevinde Muharrem sohbetleri gerçekleştirildiğini aktardı. Uysal, “Muharrem ayı bizim için yas-ı matem ayıdır. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed'in torunu, Hazreti Ali'nin ve Hazreti Fatma'nın evlatları Hazreti Hüseyin, Irak'ın Kerbela çölünde Yezit'in ordusu tarafından çölde hapsedilmiş, günlerce susuz bırakılmış ve Hazreti Hüseyin'in yanında 72 yakını var. Bu 72 yakının içerisinde Ehlibeyt üyeleri de var. Onları günlerce susuz bırakıyorlar. Akabinde Yezit, yezitliğini yapıyor ve hepsini hunharca katlediyor. Bu zulme karşı durmak, onların acılarını paylaşmak için biz Alevi Bektaşiler, 12 gün boyunca Muharrem oruçları tutuyoruz isteyen canlar. 12 gün boyunca insanlar o zulme karşı çıkmak için, onların acılarını paylaşmak için, bu yas-ı matem için bazı yiyecek ve içeceklerinden de fedakarlık yapıyorlar. Örnek veriyorum; bizim Muharrem oruç açma yemeklerimiz etsiz oluyor. Onun dışında mümkün olduğunca saf su tüketilmiyor. Ama tabii insan vücudunun da sıvıya ihtiyacı var; ayran, hoşaf gibi sıvıları tüketerek insan ihtiyacı karşılanıyor” dedi.

“Vakıf binamızın altında bulunan yemekhane bölümümüzde oruç açma yemekleri çıkarıyoruz”

Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı 16-27 Haziran tarihlerinde düzenleyecekleri programların yalnızca Alevi-Bektaşilere açık olmadığını vurgulayan Uysal, tüm Eskişehirlileri cemevindeki etkinliklere davet etti. Uysal, “Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak, 16 - 27 Haziran tarihlerine denk gelen bu 12 günlük süreç içerisinde, vakıf binamızın altında bulunan yemekhane bölümümüzde oruç tutan canlar için oruç açma yemekleri çıkarıyoruz. Oruç açma yemekleri sonrasında, yine vakıf binamızın ikinci katında bulunan cemevimizde dedelerimiz, 12 gün boyunca insanları, canları bilgilendiriyorlar, Muharrem sohbetleri yapılıyor. Ha buraya sadece Alevi Bektaşilerin katılacak diye bir kural yok. Orası da yine bir Allah'ın evi. Kentten isteyen herkes oraya katılabilir, hatta katılanlar da oluyor; biz de çok mutlu oluyoruz. Yani bu vesileyle ben hani tüm Eskişehirlileri de cemevimize davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

3 bin kişilik lokma ve aşure ikramı olacak

Muharrem orucunun sona ermesinin ardından 29 Haziran'da konferans düzenleneceğini ve yaklaşık 3 bin kişilik aşure ile lokma ikramı yapılacağını ifade etti. Uysal, “Bu 12 günlük Muharrem orucu dönemi bittiğinde, 29 Haziran tarihinde yine vakfımızın en üst katında çok amaçlı bir salonumuz var, orada saat 17.00'de bir konferans tertipleyeceğiz, konferans organizasyonu tertipleyeceğiz. Saat 18.30'da da yine vakıf binamızın yan tarafında bulunan büyük toprak saha bölümünde, yaklaşık 3 bin kişilik bir hazırlık yapıyoruz, orada lokma ve aşure ikramımız olacak. Bu Muharrem ayını bu şekilde etkinliklerle, duygu paylaşımlarıyla birlikte hep beraber tamamlayacağız” diye konuştu.

“Muharrem ayı denince akla ilk olarak haksızlığa ve zulme karşı duruş gelir”

Muharrem ayının haksızlığa ve zulme karşı duruşun simgesi olduğunu vurgulayan Uysal, paylaşmanın, dayanışmanın ve insan sevgisinin önemini vurguladı. Uysal, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Muharrem ayı deyince bir defa haksızlığa ve zulme karşı duruş geliyor. İnsan sevgisinin ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Zaten Muharrem ayında insanlar lokmalarını birbirleriyle paylaşıyorlar, birbirlerine sarılıyorlar. Hani günümüzde bu değerlerin aslında çok daha kıymetli diye düşünüyorum çünkü insanlık değerlerimizin bir bölümünü hepimizin tekrar hatırlaması gerekir. İşte sevinçte birbirimize sarılmamız gerekir sevinci paylaşmak için, hüzünde yine birbirimize sarılmamız gerekir hüznü azaltılabilmemiz için.”

“Bütün Müslümanlar için önemli bir ay”

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt da Muharrem ayının tüm Müslümanlar için önemli ve kutsal bir dönem olduğunu belirtti. Kurt, “Ben öncelikle Muharrem ayında oruç tutan hemşehrilerimizin oruçlarının kabul olmasını diliyorum. Muharrem ayı Kerbela'nın, dünyada görülmemiş bir cinayetin simgesi. O nedenle insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde olması gerektiğinin savunulacağı bir ay. Bütün Müslümanlar için kutsal bir ay, önemli bir ay” dedi.

Bu ay içerisinde tutulan oruçlar, "Hazreti Hüseyin'in canına değsin" derler bizde. Çünkü Hazreti Hüseyin, peygamberin torunu ama kendisini Müslüman sayanlar tarafından katledilmiş. Bu, dünyadaki iktidar kavgalarının en büyüklerinden birisidir.

“Belediyelerin görevi toplumsal huzuru sağlamaya katkı sunmaktır”

Kerbela'nın barış, kardeşlik ve adalet mücadelesinin sembolü olduğunu söyleyen Kurt, belediye olarak toplumun farklı inanç gruplarının ibadet ve geleneklerini özgürce yaşayabilmelerine destek verdiklerini ifade etti. Kurt, “Biz, Eskişehir'de huzur içinde, barış içinde, kardeşlik için yaşayan insanlar olarak birbirimizin inancına saygı göstermek ve onun inancı doğrultusunda yaşayabilmesini kolaylaştırmak adına varız. Belediyelerin görevi biraz da toplumsal refahı, toplumsal huzuru sağlamaya katkı sunmaktır. Odunpazarı Belediyesi olarak biz bu doğrultuda, bu düşünceyle hareket ettik. Ramazan ayında oruçlarda nasıl iftar vermişsek, Muharrem ayında da iftarı üstlendik. İşte bu konuda hemşehrilerimizle buluştuk. Allah kabul etsin” dedi.

“Kerbela hak arama ve adalet mücadelesinin sembolüdür”

Kerbela'nın hak arama ve adalet mücadelesinin sembolü olduğunu dile getiren Kurt, insanların haklarını hukuk içinde arayabilmesi ve adalete güvenin güçlenmesi gerektiğini söyledi. Kurt, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Biz solcular, yüzyıllardır hak arama mücadelesi yapan, bunu öne çıkaran insanlarız. Kerbela burada bir direnişin sembolüdür. Türkiye'de şu anda o kadar kötü bir yönetimle karşı karşıyayız ki, memnun olan hiç kimse yok. Ama hukuki çerçevede hakkını aldığını düşünen de hiç kimse yok. Çünkü hukuka güven, adalete güven ne yazık ki yüzde 20'lere düştü. Şu anda insanlar bir hukuki sorunları olduğu zaman adliyeye, polise ya da savcılara gitmek yerine, tanıdık tarikat temsilcisi arar noktaya geldi. Bu kötü bir şeydir, olumsuz bir şeydir. Burada bizim gibi hak arama mücadelesini yürütenlerin direnmesi lazım. Direneceksiniz, direnip sonuna kadar kazanmak için mücadele edeceksiniz. ‘Hak verilmez, alınır’ diye klasik bir laf var. Hiç kimse kimsenin hakkına tecavüz etmeye yeltenmemeli, saygı göstermeli. Bu hoşgörü içerisinde gerçekleşirse, hak çok daha kolay dağılır. Ama hak arama mücadelesine karşı devletin gücüyle bir direnç söz konusu olursa, bu da iyi bir sonuç vermez.”

Kaynak: Alperen Ata