Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişinin 54. yıldönümünde Emek Partisi Eskişehir örgütü, Köprübaşı’nda basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı Emek Gençliği İl Yöneticisi Şevval Duran yaptı.
Anmada, 6 Mayıs 1972’de gerçekleştirilen idamların yalnızca üç devrimci gencin ölümü olmadığı, aynı zamanda yükselen toplumsal muhalefete yönelik siyasal bir müdahale olduğu vurgulandı. Duran, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının bıraktığı mirasın bugün hâlâ güncelliğini koruduğunu ifade etti.
Üç Fidan’ın temsil ettiği değerler bugün daha yakıcı hale geldi
Şevval Duran açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Tam 54 yıl önce bugün; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Türkiye halklarının bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesini boğmak isteyen egemen güçler tarafından idam sehpasına çıkarıldı. 6 Mayıs 1972’de gerçekleştirilen bu idamlar, yalnızca üç devrimci gencin hayatına son verilmesi değil; Türkiye’de yükselen anti-emperyalist ve anti-kapitalist direniş hattına yönelik kanlı bir siyasal müdahaleydi. Ancak egemenlerin hesabı tutmadı. Aradan geçen yarım asır, “Üç Fidan”ın temsil ettiği değerlerin yok edilmediğini, aksine bugün işçi sınıfı, gençlik ve tüm ezilen halklar için su gibi yakıcı bir ihtiyaç haline geldiğini kanıtlamıştır. Denizler, emperyalizmin sadece dışsal bir güç değil, ülkenin iliğine kemiğine işlemiş bir sömürü çarkının olduğunu kavrayan; bu bilinci emekçi sınıfların mücadelesiyle birleştiren bir hattın adıdır.”
Dünya halklarının payına savaş, yıkım ve sefalet düşüyor
Duran, uluslararası gelişmeler ve Türkiye’nin dış politikadaki konumuna ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün dünya, emperyalist güçlerin pazar ve nüfuz alanlarını yeniden paylaşmak için yürüttüğü kirli rekabetin gölgesindedir. Başını Amerikan emperyalizminin çektiği emperyalist barbarlık dünyanın pek çok yerinde kendi çıkarlarını sağlamak, tahkim etmek üzere savaşlar tertipliyor. Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri dünyanın tüm zenginliklerini, emeğimizi kendi çıkarları etrafında ele geçirmek için kolları sıvamış durumda. İran, Filistin, Suriye ve Ukrayna başta olmak üzere dünya halklarının payına savaş, yıkım ve sefalet düşüyor. Emperyalist ABD ve siyonist İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, haftalar geçmesine, yüzlerce kadın ve çocuğun ölmesine rağmen çeşitli duraksamalar ve biçimlerde sürmeye devam ediyor. Savaşın ekonomik ve siyasal alandaki etkileri yalnızca savaşan ülkelerde değil; Körfez ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyayı etkisi altına alıyor. Aynı zamanda Türkiye, bu bağımlılık ilişkilerinin bir parçası olarak hem bölgesel savaşlarda etkisini arttırmak üzere konumlanırken hem de içeride sermayenin çıkarları doğrultusunda bir yıkıma sürükleniyor.”
Duran, açıklamasında Türkiye’nin NATO ve ABD ile ilişkilerine de değinerek, hükümetin dış politikasını eleştirdi. Duran, “Saray rejimi, etki alanlarını en üst düzeye çıkarmak ve patronlar için yeni pazarlarda hareket alanı kazanma amacıyla emperyalistlerle iş birliğini, bağımlılığımızı arttırma rotasında son sürat devam ettirmektedir. Bu yüzden saray rejimi, Amerikan emperyalizmi ve NATO’yla bağlarını güçlendirip memleketimizin ekonomik-siyasal bağımlılığını artırarak Kürecik’den İncirlik’e ABD-NATO üslerini aktif hale getirerek ölümlere ortak olmaya çalışmaktadır” dedi.
NATO zirvesi ve gençliğin sorunları
Basın açıklamasında, bu yıl Türkiye’de yapılacak NATO Zirvesi’ne de dikkat çekildi. Emek Duran, savaş politikalarına karşı mücadele çağrısı yaparak şu ifadeleri kullandı:
“Bu sene NATO Zirvesi’nin Türkiye’de yapılacak olması da bu tablonun içinde anlam kazanıyor. Savaş tekellerinin karlarını arttırmak, silah ticareti pazarlarının alanını genişletmek, Türkiye’nin bölge üzerindeki savaş politikalarını güçlendirmek saikleriyle örgütlenecek bu zirve, bağımlılık ilişkilerini emperyalistler ve işbirlikçileri lehine başka bir boyuta taşımak, halklara savaş ve yıkımı götürmek için düzenleniyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek olan NATO zirvesi ve artan savaş politikaları karşısında, “ABD-NATO üsleri kapatılsın, NATO’dan çıkılsın, NATO dağıtılsın.” talepleri etrafında bir araya gelme ihtiyacı günden güne artıyor. Bu sömürü düzeni, üniversite kampüslerinden fabrika tezgahlarına kadar hayatın her alanını kuşatmıştır. Gençlik bugün en temel hakkı olan eğitime ulaşabilmek için en ağır işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır.”
Gençlerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlara da dikkat çeken Duran, eğitim sistemine ve çalışma koşullarına yönelik eleştirilerde bulundu ve şöyle kaydetti:
“Yetersiz burslar ve barınma sorunu gençliği cemaat-tarikat ağlarına mahkûm edip bilimsel eğitimi reddederek müfredattı gericileştirmektedir. MESEM adı altında çocuk yaştaki kardeşlerimiz, sermaye için ucuz işgücü haline getirilmekte; okul sıraları yerine iş cinayetlerinde can vermektedir. Sömürü artık öğrencilik yıllarından itibaren kurumsallaştırılmaktadır. Enerji ve maden kaynaklarımız, özelleştirmelerle uluslararası sermaye ve işbirlikçi çetelere peşkeş çekilmekte; doğamız rant uğruna yok edilmektedir. Denizlerin idam sehpalarında haykırdığı ‘Tam Bağımsız Türkiye’ şiarı, bugün bu talan ve sömürü çarkından köklü bir kopuş iradesini temsil etmektedir. Bugün gençlik içine yayılmak istenen umutsuzluk, çaresizlik ve “başka seçenek yok” algısı, egemenlerin en büyük silahıdır. Ancak biz biliyoruz ki; tarihsel deneyimler mücadelenin kesintisizliğini ve birikimle ilerlediğini göstermektedir.”
Denizlere verdiğimiz sözü yineliyoruz
Aynı zamanda Duran mücadele çağrısı yaparak Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının bıraktığı mirasın sahiplenilmeye devam edileceğini ifade etti. Duran konuşmasını şunları söyledi:
“Denizlerden devraldığımız miras; bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm hedeflerinin birbirine kopmaz bağlarla bağlı olduğunu öğretmiştir. Dünyanın dört bir yanında halklar emperyalist saldırganlığa karşı direnirken, bizler de bulunduğumuz her alanda; İş cinayetlerine, Doğa talanına, Eğitimin ticarileştirilmesine ve savaş politikalarına karşı sesimizi yükseltmekle sorumluyuz. Emek Partisi ve Emek Gençliği olarak, 6 Mayıs’ın tarihsel mirasını bugün fabrikalarda, okullarda ve sokaklarda sahipleniyoruz. Denizlere verdiğimiz sözü yineliyoruz: Sömürünün son bulduğu, bağımsız ve demokratik bir Türkiye’yi, işçi sınıfının iktidarıyla, sosyalizmle kuracağız.”





