Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün ekim 2025-nisan 2026 dönemini kapsayan 7 aylık su yılı raporuna göre yağışlar, mevsim normallerinin yüzde 29, geçen yılın aynı döneminin ise yüzde 72 üzerinde gerçekleşti. 2025 su yılına kıyasla bölgesel artışlar şöyle:
- Marmara: yüzde 55
- Ege: yüzde 75
- Doğu Anadolu: yüzde 82
- İç Anadolu: yüzde 88
- Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu: yüzde 100'den fazla
İlk bakışta bu tablo, yaklaşan yangın sezonu için olumlu bir işaret gibi görünse de uzmanlara göre durum tam tersi.
Yağışlı kış yangın riskini neden azaltmıyor?
Oksijen Gazetesi'nin haberine göre, Yangın ekolojisi uzmanı Doç. Dr. Okan Ürker'e göre yağışlı dönemler yanıltıcı bir rahatlamaya yol açıyor. Riskin yağış miktarıyla değil, yağış sonrası biriken yanıcı maddeyle ilgili olduğunu belirten Ürker, "Yağışlı dönemde hızla gelişen otsu bitkiler, yüksek sıcaklık, düşük nem ve kurutucu rüzgarla kısa sürede kolayca tutuşan yakıtlara dönüşebilir" diyor.
İlkbaharda serpilen bitki örtüsü yaz sıcaklarıyla kuruduğunda, yangının tutuşmasını ve hızla yayılmasını kolaylaştıran ince yakıt tabakası oluşuyor. Ürker'in 2026 sezonu için tespiti şöyle: "Tutuşma ve yayılma riskini çok artıran ince yakıt yükü bakımından geçen yıla kıyasla daha dikkatli olunması gereken bir yangın sezonuyla karşı karşıyayız."
Bu uyarının ağır bir hatırlatması da geçen yıldan geliyor 22 Temmuz 2025'te Eskişehir Seyitgazi'de çıkan ve Afyonkarahisar İhsaniye'ye sıçrayan yangında, rüzgarın aniden yön değiştirmesi sonucu 24 kişilik söndürme ekibi alevlerin arasında kalmış; 5'i orman işçisi, 5'i AKUT gönüllüsü 10 görevli şehit olmuş, 14 kişi yaralanmıştı. Facia, kuruyan yakıt yükü ve sert rüzgar koşullarında yangının ne kadar hızlı kontrolden çıkabildiğini gösteren yakın tarihli örnek olarak kayıtlarda duruyor.
El Nino yangın sezonunu nasıl etkileyecek?
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi'nin (NOAA) Mayıs 2026 değerlendirmesine göre temmuz ayına kadar El Niño koşullarının gelişme ihtimali yüzde 82; bu koşulların 2026-2027 kışına kadar sürme olasılığı da yüksek. Ürker, El Niño'nun Akdeniz havzasına her seferinde aynı etkiyi yapmadığını belirtmekle birlikte "Küresel sıcaklıkların artmasına, yağış rejimlerinin değişmesine, kuraklık ve sıcak hava dalgası olasılıklarının artmasına neden olabilir. El Niño ilave bir risk çarpanı olarak görülmeli" uyarısında bulunuyor.
Bölgesel olarak başta Ege ve Akdeniz kuşağı olmak üzere Marmara, Batı Karadeniz ve iç kesimlerdeki geçiş bölgelerinde risk daha yüksek seyrediyor.
Tehlike altındaki alanlar yalnızca ormanlar mı?
Ürker'e göre tehdit orman içiyle sınırlı değil. Riskli alanlar arasında tarım arazileri ve anız bölgeleri, yol kenarları, boş parseller, yazlık siteler ve kırsal mahalleler, makilikler, enerji nakil hatları çevresi ve ormanla temas eden yerleşimler sıralanıyor. Ürker, "2025'te Türkiye'deki yangınların önemli bir kısmı orman dışı alanlarda başlayarak rüzgar ve sıcaklık etkisiyle ormana sıçradı" bilgisini paylaşıyor.
Yakıt yükü yönetimi neden öncelikli?
Ürker, yangın üçgenindeki üç unsurdan (ısı, oksijen, yanıcı madde) en somut yönetilebilir olanın yanıcı maddeler olduğunu vurguluyor: "Ormandaki kuru dal, yaprak, ot, çalı, devrik ağaç ve yerleşim çevresindeki yanıcı materyaller ne kadar fazla ve kesintisizse, yangın o kadar hızlı yayılır ve kontrolü o kadar zorlaşır." Yakıt yükü yönetimi, yangının çıkmasını değil ancak afete dönüşmesini, tepe yangınına çevrilmesini ve yerleşim yerlerine sıçramasını önlemenin en kritik araçlarından biri olarak öne çıkıyor.
Hazırlık takvimi konusunda da uyarıda bulunan Ürker, "Mayıs itibarıyla 2026 sezonuna hazırlığın büyük ölçüde tamamlanmış olması gerekirdi. Haziran, temmuz ve ağustosta artık geç kalınmış olacak. Yangın başarısı yalnızca envanterdeki sayıyla değil, yangın olmadan önce riskin ne denli azaltıldığıyla ölçülmeli" diyor.
Türkiye'nin yangın söndürme kapasitesi ne durumda?
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı'nın açıklamasına göre hava filosu, 2025'teki 146 araçlık envanterden 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA olmak üzere 162 araca ulaştı. Havadan su atma kapasitesi 438 tondan 462 tona çıktı. Orman işçisi sayısı 25 binden 28 bine yükseldi, yangın gönüllüsü sayısı 138 bini aştı.
Orman Genel Müdürlüğü'nün 2025 Faaliyet Raporu'na göre Türkiye'deki 23,4 milyon hektarlık orman alanının yüzde 64'ü yangına birinci ve ikinci derecede hassas; 14,9 milyon hektar doğrudan tehdit altında. Bu hesapla işçi başına düşen riskli alan 534 hektar, yani yaklaşık 750 futbol sahası büyüklüğünde.
Sendikalar personel konusunda ne söylüyor?
Öz Orman-İş Sendikası Başkanı Settar Aslan, 28 bin kişilik kadronun tamamının yangın hattında olmadığını belirtiyor. Aslan'a göre 776 gözetleme kulesinde üç vardiyayla 2 bin 328 kişi, bin 786 arazözde ise şoför ve personel görev yapıyor; büyük yangın dönemlerinde sahada fiilen çalışan personel 14-15 bin seviyesinde. Aslan, "Arazözün başına tecrübeli bir orman işçisini koyamadığınız sürece tek başına hiçbir araç yangını söndüremez" diyor.
Orman-İş Sendikası Başkanı Birol Gök ise Seyitgazi benzeri kayıpların yaşanmaması için yöre bilgisine dikkat çekiyor: "Orman işçilerinin istihdamında en kritik husus, yangın hattındaki bölgeleri bilmeyen personelin buralarda görevlendirilmesi. Konya'da, Kahramanmaraş'ta görevli işçiyi Muğla'daki yangına yönlendirdiğinizde yöreyi bilmiyor. Geçmişteki yangınlarda bu nedenle acı kayıplar yaşadık."
Bilim insanları "hidroklimatik şok" için ne diyor?
Nature Reviews Earth & Environment dergisinde yayımlanan ve UCLA'dan iklim bilimci Dr. Daniel Swain'in öncülük ettiği araştırma, çok yağışlı ve çok kurak koşullar arasındaki dalgalanmaları "hidroklimatik şok" olarak tanımlıyor. Araştırmaya göre atmosfer her 1 derecelik ısınmada yüzde 7 daha fazla su buharı tutuyor; bu dalgalanmalar 20'nci yüzyıl ortasından bu yana yüzde 31-66 arasında arttı. En riskli kuşak Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya olarak belirlenirken Türkiye de bu kuşakta yer alıyor.



