Toplantıya; Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Seyitgazi İlçe Başkanı Uğur Tepe, TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Proje Müdürü Neslihan Cankara konuşmacı olarak katıldı.

“Bir kere yaptık ve bir daha yapmayacağız diye bir şey yok”
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, projeyi bir başlangıç olarak gördüğünü ifade ederek, “Bir küçük ateş yaktık ve onu bütün aşamalarını planladık. O planlanan aşamalarda halkın, toplumun ve sivil toplum kuruluşlarının tepkilerini alabildik. Bu şu andaki artış bize çok iyi sinyaller veriyor. Dolayısıyla devam ettiğimiz takdirde Eskişehir'in iklim risklerinin neler olduğunu artık biliyoruz ve bunu mahalle bazında biliyoruz. Teknik bir çalışmayla bu yapıldı. Bu konularda sivil toplum kuruluşları, kent konseyleri, mahalle meclisleri bilgilendirildi. Ciddi panellerle çok uzmanlar Eskişehir'e getirildi, bilgiler aktarıldı. Bunları her zaman tekrar yapabiliriz; bir kere yaptık ve bir daha yapmayacağız diye bir şey yok. Bu çıkan sonuçların artık politikalarla ve uygulamalarla 3 belediyemizde uygulamaya geçmesi gerekiyor. Bunun için öneri belgesi de hazırlandı.” dedi.
“İklim Eylem Merkezi Sıcak Sular’da kuruldu”
Eskişehir’de açılan merkezin iklim sorunlarıyla mücadelede önemli bir rol üstleneceğini belirten Deniz Ataç, “Sıcak Sular'da bir İklim Eylem Merkezi kurduk. Aslında orası bu projenin ve Eskişehir'in iklimle ilgisinin bir feneri olarak orada duracak. Bundan sonraki yıllarda o İklim Merkezi üzerinden aktivitelerle şehri bir katılım merkezi haline getirip sorunları birlikte nasıl göğüsleyeceğiz, neler yapacağız ve bunlar mahallelerde, evlerde nasıl yayılacak; bunları belirleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Eskişehir’in yüzde 76’sı iklim risklerini önemli görüyor”
Eskişehir’de iklim değişikliğine yönelik farkındalık oranlarına da değinen Deniz Ataç, kentte ciddi risklerin bulunduğunu ve toplumun bunun farkında olduğunu ifade ederek şu bilgileri paylaştı:
“İklim değişikliğinin varlığını ülke bazında genel olarak ne kadar kabul ediyor diye baktığımızda oran %93 olarak görülmektedir. Fakat Eskişehir açısından ne kadar farkında diye baktığımızda oran %76 çıkmaktadır. %76 da çok ciddi bir rakamdır; yani Eskişehir'in %76'sı Eskişehir'in iklim risklerini önemli görüyor.
Yerel iklim çalışmalarında yer almak isteyen ne kadar vatandaşımız var diye baktığımızda bu oran %44 olarak karşımıza çıkıyor. Peki daha önce ne kadar katılım sağlandı diye sorduğumuzda ise %12 oranı çıkıyor. Bizim bu %12 oranını hep beraber yükseltmemiz gerekiyor. Onun için de kent konseylerini, mahalle meclislerini, belde evlerini yani belediyelerin elinde olan bütün imkanları kullanarak bu sorunu her tarafa yaymamız lazım.”
Kuraklık ve aşırı sıcaklık riskleri il genelinde yayılıyor
Eskişehir’de yapılan kapsamlı analizlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Deniz Ataç, risk haritalarına dikkat çekerek, “Kuraklık riski en önemli başlıklardan bir tanesidir. İyi senaryoda İnönü hattı ve Sarıcakaya-Mihalgazi çevresi dikkat çekiyor. Orta senaryoda yayılım uzun süre artmakta ve kötü senaryoda ise bütün ili kapsamaktadır. Aşırı sıcaklık riskinde yine karşımıza Mahmudiye, Çifteler ve Sarıcakaya çıkıyor. Daha da kötü olursa Sivrihisar, Günyüzü, Doğu hattı ile Alpu-Beylikova'da görüyoruz. Özellikle dikkatinizi çekiyorum; bu alanlar şu anda Eskişehir 4. grup metalik madencilik risklerini barındırdığı ve orada harekete geçtiği yerlerdir. Sivrihisar zaten şu anda risk altına girmiş durumdadır ama o diğer yerlerden gelecek olan cevherlerle büyütülmeye çalışılıyor.” dedi.
Teknik personel eğitildi, süreklilik vurgusu yapıldı
Analizlerin sürdürülebilirliği için teknik personel yetiştirilmesinin önemine vurgu yapan Deniz Ataç, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Politika belgesi önergeleri, ne yapılacağı bellidir; belediyelerin ne yapacağı şu anda elimizde doküman olarak hazır vaziyette duruyor. Teknik eleman yetiştirilmesi lazımdı çünkü biz bu analizi bir kere yaptık ama bunun devam etmesi ve belki daha inceltilmesi lazım. Bunun için de 26 kişiye teknik eğitim verildi. Bunların büyük bir kısmı Büyükşehir Belediyesinde, 3 arkadaşımız Tepebaşı'nda, 3 arkadaşımız Odunpazarı Belediyesinde ve 1 kent konseyinden arkadaşımız bu teknik analizleri yapabilecek donanım için eğitildiler. Biz hem İklim Eğitim Merkezi'ni hem de bu arkadaşlarımızı belediyelerimize emanet ediyoruz. Bunları kaybetmememiz ve projeye devam etmemiz gerekiyor. Proje aslında 1 yıl sürdü ama bu işler için 1 yıl hiçbir şey değildir; o yüzden devam etmemiz gerekiyor.”

“İklim adaleti insan hakları meselesi haline geldi”
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Proje Müdürü Neslihan Cankara ise iklim adaletinin insan hakları meselesine geldiğini vurguladı. Cankara, “Biz iklim değişikliğini zaten tüm dünyanın gördüğü üzere bir çevresel sorun olarak nitelendirmiyoruz. Artık bu iklim adaleti insan hakları meselesi haline geldi. Ve biz bu perspektifte katılımcılık ve kapsayıcılık boyutunu ön plana alarak kimseyi geride bırakmama prensibiyle yola çıkarak çalışıyoruz.” dedi.
“Çok teknik projeler ve programlar uyguluyoruz”
İklim değişikliğiyle mücadeleden bahseden Cankara, “Gençlerin dirençliğinin artırılması noktasında çok teknik projeler ve programlar uyguluyoruz. Erken meyve sistemlerinin hayata geçirilmesi, akıllı tarım uygulamalarının hayata geçirilmesi, iklime uyumlu veya iklime dayanıklı geçim modellerinin geliştirilmesi gibi birçok farklı perspektifte proje ve programlarımız mevcut.” dedi.
“Vatandaşlarımızın daha duyarlı olmasını arzu ediyoruz”
Önemli olan bir konuya değinen Cankara, şu ifadelere yer verdi:
Bir arada çalışmadığımız zaman tüm bu çabalar boşuna olacak ya da istediğimiz etkiyi yaratamayacak. Dolayısıyla Büyükşehir Belediyemizin burada sahiplenme düzeyi ilçe belediyelerimizin kendi arzularıyla böyle iştirakçı olarak katılmaları çok kıymetli. Eskişehir halkı zaten aktif yurttaşlık konusunda birçok iyiliğimizden önde olan bir il. Bu projeyi burada uygulamak aslında büyük bir şans. Ama tabii ki daha gideceğimiz çok yol var. Vatandaşlarımızı karar alma süreçlerine ve sivil toplum kuruluşları karar alma süreçlerine planlama aşamalarından itibaren davet edilsek tüm bu şoklara, aşırı hava olaylarına veya diğer anketlere karşı daha dirençli haline gideceğiz. Vatandaşlarımızın da bu konuda daha duyarlı olmasını arzu ediyoruz ve onlara yönelik programlarımızı da geliştireceğiz.

“UNDP ile birlikte hareket etmek son derece olumlu sonuçlar doğuracak”
Toplantıda konuşan Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile yürütülen iş birliğinin önemine dikkat çekerek, "Öncelikle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile birlikte hareket etmemizin son derece olumlu neticeler getireceğine inanıyorum. Eskişehir'imiz, yıllardır bu konularda hem resmi kurumlarıyla hem de tüm çevre gruplarıyla birlikte hareket eden bir şehirdir. Bildiğiniz gibi Alpu Ovası'ndaki termik santral konusu, Eskişehir'in bu konuda önemli bir örnek teşkil ettiği ve yoğun bir çalışma yürüttüğü süreçtir. Büyükşehir Belediyemiz ve Tepebaşı Belediyemiz ile birlikte yürüttüğümüz hukuksal mücadeleler neticesinde bu termik santral konusunu bertaraf etmiştik." dedi.
“Açgözlü madencilerin hırsı bir türlü dinmiyor”
Madencilik faaliyetlerine yönelik eleştirilerde bulunan Ataç, çevre mücadelesinin süreceğini vurgulayarak, "Ancak bu açgözlü madencilerin hırsı bir türlü dinmiyor. Bildiğiniz üzere şimdi de Bozdağ'da ve Atalan'da altın arıyorlar. Daha önce Sivrihisar'da devam eden projeler de vardı. Bizler birlik içerisinde bu projelerle mücadele etmeye devam edeceğiz. Geçen hafta Ekoloji Derneğimiz kuruldu ve derneğin toplantısında bu konular yoğun olarak görüşüldü." ifadelerini kullandı.
“Dünyanın öncelikli beş meselesi var”
Ahmet Ataç, küresel ölçekte yaşanan krizlere dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:
"Şu anda dünyanın öncelikli 5 meselesi bulunmaktadır. İklimsel kriz, enerji, kuraklık, güvenli beslenme. deprem ve benzeri felaketler."
“Bu hükûmet yerin üstünü bitirdi, şimdi yerin altında geziyor”
Mücadelenin önemine vurgu yapan Ataç, "Bu sorunlarla mücadele etmek tüm dünyanın görevidir. Bununla birlikte farklı durumlar da ortaya çıkıyor. Bu hükûmet yerin üstünü bitirdi, şimdi de yerin altında geziyor. Bu nedenle mücadelemizin çok önemli olması gerekiyor." dedi.
“Kuraklık kalıcı bir felaket olacak”
Geçtiğimiz günlerde Eskişehir’de yaşanan su kesintilerine değinen Ataç, toplumun bilinçlenmesi gerektiğini ifade ederek şu açıklamayı yaptı:
"Geçen hafta Eskişehir'de bir arıza nedeniyle 3 gün boyunca su kesintisi yaşandı ve şehirde büyük bir hareketlilik oldu. İnsanlar arızanın boyutunu bilmedikleri için Kazım Kurt başkana, bana ve hedefteki Ayşe Ünlüce Başkan'a yönelik eleştirilerde bulundular. Ben bu durumu şöyle açıkladım: 'Sizde su kesildiyse benim evimde de şu an su yok.' Haklı olarak eleştirebilirsiniz ancak sizin kuraklıktan haberiniz var mı? Bu durum, kalıcı olarak başımıza gelecek bir felakettir. Bu yüzden suyu ve enerjiyi tasarruflu kullanmanız gerektiğini iyi bilmelisiniz."
“Bu mücadele bir yıllık değil, sürekli bir süreçtir”
İklim kriziyle mücadelenin uzun soluklu olduğuna dikkat çeken Ataç, "İnsanlar bugün inanıyor ancak ertesi gün bu inançlarından vazgeçiyorlar. Bu mücadele 1 yıllık değil, sürekli önümüzde olması gereken bir süreçtir. Eskişehir'de bu sorunların üstesinden geleceğimize inanıyorum. Özellikle Tepebaşı Belediye Başkanımızın da bir Eskişehir çocuğu olarak bu konuda sorumluluk almasıyla, Birleşmiş Milletler temsilcileriyle, tüm belediyelerimizle, basınımızla ve halkımızla birlikte bu konuda hem en iyi farkındalığı yaratacağız hem de en iyi sonuçları alacağız. Bu konuda en ufak bir endişem yoktur ve Eskişehir'e inancım sonsuzdur. Başarımız daim, yolumuz açık olsun arkadaşlar." dedi.

“Konuşulan bir konu, artık ete kemiğe büründü”
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ise, uzun yıllardır dile getirilen iklim krizi konusunda somut adımlar atılmasının önemine dikkat çekerek "Bugün, çok uzun yıllardır herkesin konuştuğu ama sadece konuştuğu bir konuda ortak iş yapmanın sonucunu alıyoruz. TEMA Vakfı öncülüğünde Büyükşehir Belediyemizle beraber gerçekleştirilen bu eğitim süreci ve çalışma bir ete kemiğe büründü. İklim krizi ve doğal afet gibi her gün konuştuğumuz ama her gün daha çok konuşulmasına katkı sunduğumuz noktada neler yapabileceğimizi anlıyoruz. Çalışıyoruz ve bundan sonra nasıl önleyeceğimiz ile nasıl çözüm üreteceğimiz konusunda uzmanlaşma durumundayız." diye konuştu.
“Aralık ayının sonundayız, Eskişehir’e hâlâ kar yağmadı”
İklim krizinin etkilerinin artık gözle görülür hale geldiğini belirten Kazım Kurt, mevsimsel değişimlere dikkat çekerekti. Kurt, "Türkiye yıllardır bu krizi bekliyor ama bugün aralık ayının sonu olmasına rağmen hâlâ Eskişehir'e kar yağmadı. Bu durum, arkasından başka sorunları da getiriyor. Bu nedenle katılımcı bir anlayışla ve bütünsel bir bakışla Eskişehir'in tamamında bu noktada birlikte hareket edersek sonuç alınacağına inanıyorum." dedi.

“İklim değişikliği artık kriz, hatta iklim kanseri olarak tanımlanıyor”
CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü ise, iklim değişikliğinin geldiği noktaya dikkat çekti. Süllü, "İklim değişikliğinin aslında son zamanlarda terminolojisi artık değişiklikten de çıkıp kriz, hatta iklim kanseri olduğunu söyleyenler var ve terminolojiye bu şekilde girdi. Aslında iklim krizine neden olanın insan faaliyetleri olduğunun öncelikle bilincine varmalıyız. İklim kriziyle mücadelenin 2 aşaması vardır. Biri azaltım, diğeri ise uyumdur. Azaltım aşaması, sera gazı salınımlarının azaltılması, yani atmosfere etki eden sera gazı salınımının azaltılmasıdır." dedi.
“Hedefler konuluyor ama gereği yapılmıyor”
Sera gazı salınımlarının azaltılmasına yönelik küresel hedeflerin kağıt üzerinde kaldığını vurgulayan Süllü, "Şimdi sera gazı salınımlarının azaltılması dendiğinde aslında bütün iktidarlar ve hükümetler çok büyük hedefler ortaya koyuyor. Azaltmak için sıfır emisyon gibi Paris İklim Anlaşmaları ve sürekli COP zirveleri düzenleniyor. Ancak konulan hedeflere hiçbir zaman erişmek için gerekenler yapılmıyor. Tabii bir de bu azaltım sürecinin dışında uyum süreci vardır. Uyum süreci de iklim değişikliğinin ve iklim krizinin etkilerini görüp ona göre şehirlerin, ki bugün bizim özellikle konumuz olan Eskişehir’imizin iklim krizine ve iklim değişikliğine uyumlu hale getirilmesidir. Azaltımlarda da yerel yönetimlerin rolü büyüktür." ifadelerini kullandı.
“2053 sıfır emisyon hedefi açıklanıyor ama alışkanlıklar değişmiyor”
İklim hedefleri ile uygulamalar arasındaki çelişkiye dikkat çeken Süllü, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Dolayısıyla bu durum hem azaltım hem de uyum sürecinde 2 aşamalı bir mücadeleyi gerektiriyor. Bakın hedef konuluyor; 2053 yılında Türkiye için de Paris İklim Anlaşması'nı imzalamamız sonucunda Cumhurbaşkanı New York’ta bir açıklama yaptı ve 2053 yılında sıfır emisyon hedefini koydu. Tüm dünyada 2050 sıfır emisyon hedefi vardır. Ama ne yazık ki bu hedefe ulaşmak için gerekenler tam anlamıyla yapılmıyor. Biz yine eski alışkanlıklarımızdan insanoğlu olarak vazgeçmiyoruz. Lükse ve tüketime devam ediyoruz. Bir taraftan da yapılan çalışmalar hiçbir şekilde iklim krizinin ve iklim değişikliğinin ne etkilerini azaltmaya ne de uyum aşamasına etki gösteriyor."
“Yakın gelecekte iklim göçleriyle karşı karşıya kalacağız”
İklim krizinin toplumsal sonuçlarına dikkat çeken Jale Nur Süllü, "Tabii ne yapmalıyız? Evet, bu noktada gerçekten ne yapmalıyız sorusu çok önemlidir. Hep yakınıyoruz olup bitenlerden; kar eskisi gibi yağmıyor, yerde kalmıyor diyoruz. Kuraklık riski var ve gıdamız tehdit altındadır. Ama tabii en önemlisi yakın zamanda artık savaşlar nedeniyle değil, kuraklık nedeniyle iklim göçleri de başlayacaktır. Ki yüzyıllar önce aslında insanoğlu bunları yaşadı. Bilim insanlarının uyarılarını ne yazık ki hiç dikkate almıyoruz. Bilim insanlarının uyarılarını bu aşamada dikkate almamız gerekiyor." diye uyarıda bulundu.
“Yerel yönetimlere büyük sorumluluk düşüyor”
Yerel yönetimlerin iklim kriziyle mücadelede kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Süllü, geçmiş deneyimlerine de değinerek konuşmasını şöyle tamamladı:
"Tabii yerel yönetimlere çok büyük iş düşüyor. Ben Eskişehir olarak diğer illeri de görüyorum. Geçtiğimiz dönemde İklim Krizi ve Kuraklıkla Mücadele Komisyonu'nda, 27. Dönem Milletvekilliğim sırasında komisyon üyesiydim. Çok ciddi çalışmalar yaptık ama dönüp baktığımda meclisin tozlu arşivlerinde ne yazık ki kaldığını görüyorum ve buna çok üzülüyorum. Biz Eskişehir olarak aslında bu konuda çok daha bilinçliyiz."





