Mühendislik disiplinlerinin yangın algılama ve söndürme sistemlerinden iş ekipmanlarının periyodik kontrollerine kadar birçok alanda kritik rol üstlendiğini belirten Saçkesen, buna rağmen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarını süreçlerin dışında bırakma yaklaşımında olduğunu ifade etti. Saçkesen, “İşçi sağlığı ve iş güvenliği, tıp, mühendislik ve sosyal bilimlerin birlikte çalışmasını gerektiren çok disiplinli bir alandır. Mühendislik bilimleri bu alana, yangın algılama, ihbar ve söndürme sistemleri, iş ekipmanları ve elektrik tesisatlarının periyodik kontrolleri gibi dolaylı katkıların yanı sıra, işyeri ortam ölçümleri ve toplu koruma önlemleriyle doğrudan katkı sunmaktadır. Buna karşın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın, tıp ve mühendislik alanlarını temsil eden meslek örgütleri ile çalışma yaşamının temel bileşeni olan sivil toplum kuruluşlarını süreçlerin dışında bırakma yönündeki yaklaşımı dikkat çekicidir” dedi.

“İşyerlerinde işçi güvenliğinin sağlanması işverenin yükümlülüğündedir”

Saçkesen, iş sağlığı ve güvenliğinde birincil sorumluluğun işverene ait olduğunu vurgulayarak, iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin rolünün mevzuatta açık biçimde “rehberlik ve danışmanlık” olarak tanımlanması gerektiğini ifade etti. Saçkesen, “Unutulmamalıdır ki, işyerlerinde işçi sağlığının ve güvenliğinin sağlanması birincil olarak işverenin yükümlülüğündedir. İş sağlığı ve iş güvenliği profesyonelleri ise bu süreçte rehberlik ve danışmanlık görevi üstlenmektedir. Ancak mevcut yargı yorumları ve uygulamalar göz önünde bulundurulduğunda, ilgili mevzuatta iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin rolünü açık biçimde rehberlik ve danışmanlık olarak tanımlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

“Ucuz iş güvenliği mümkün değildir”

Kar odaklı yaklaşım iş güvenliğini de etkilediğini ifade eden Saçkesen, ucuz ve niteliksiz hizmet anlayışının bu alana yansımasının ciddi riskler doğurduğunu belirtti. Saçkesen, “Günümüzde kâr odaklı yaklaşımın yaşamın birçok alanında belirleyici hale gelmesiyle birlikte, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri de piyasa koşullarına teslim edilmek istenmektedir. Pek çok sektörde görülen ucuz ve niteliksiz hizmet anlayışı, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanına da yansıtılmaya çalışılmaktadır. Oysa yaşanan iş cinayetleri açıkça göstermektedir ki ucuz iş güvenliği mümkün değildir, gerçek olan yalnızca etkin ve nitelikli iş güvenliğidir. Gerekli kontrol ve bakım süreçlerinin maliyet gerekçesiyle ihmal edilmesi, doğrudan insan yaşamının göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir” şekilde konuştu.

“Çocuk emeği sömürüsü derhal sona erdirilmeli”

Saçkesen, MESEM uygulamalarının çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılmasına zemin hazırladığına dikkat çekilerek yeniden değerlendirilmesi çağrısı yaptı. Saçkesen, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Öte yandan, çocuk işçiliği kaynaklı ölümler artarken Millî Eğitim Bakanlığı’nın Organize Sanayi Bölgeleri ile yeni protokoller imzalaması kaygı vericidir. Çocuk emeği sömürüsü derhal sona erdirilmeli, çocukları eğitim sisteminin dışına iten uygulamalara son verilmelidir. Özellikle MESEM uygulamalarının çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılmasına zemin hazırladığı gerçeği dikkate alınarak bu uygulamalar yeniden değerlendirilmelidir.”

“Okullar da iş güvenliği kapsamındadır”

Kahramanmaraş’ta öğretmen ve öğrencilerin hayatını kaybettiği olaya da değinen Saçkesen, okulların da iş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunulan işyerleri olduğunu, öğretmenlerin ise çalışan statüsünde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu tür olayların görev sırasında gerçekleşmesi halinde iş kazası kapsamında ele alınması gerektiğini söyledi.

“Eskişehir’de iş kazaları görece daha az”

MMO Eskişehir Şubesi İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu Başkanı Hasan Kılınç ise Eskişehir’deki iş kazalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kılınç, kentin sanayileşme geçmişi ve nitelikli iş gücü sayesinde iş kazalarının diğer şehirlere kıyasla daha düşük olduğunu ifade etti. Kılınç, “Eskişehir'deki iş kazaları diğer şehirlere göre daha azdır. Ancak çok yoğun bir göç alan bir şehir olması nedeniyle dışarıdan gelen kalifiye olmayan işçi arkadaşların gerekli mesleki eğitimleri görmeden acil işe başlatılmalarından dolayı birtakım sıkıntılar oluyor. Sayıyı yükselten de budur; yoksa açık ara ile yine şehrimizin güzelliği kadar iş sağlığı ve güvenliğinde de güzel bir şehir olduğunu düşünüyorum” dedi.

En çok şikayet inşaat sektöründen

Kılınç, kendilerine en fazla şikayetin inşaat sektöründen geldiğini belirterek, Türkiye’de bilinçsiz ve kontrolsüz bir yapılaşma sürecinin yaşandığını belirterek, madencilik sektöründe de benzer sorunların sürdüğünü ifade eden Kılınç, daha güvenli ve çağdaş bir çalışma ortamı için çabalarını sürdüreceklerini kaydetti.

Kaynak: Haber Merkezi