Özgür Özel, CHP'nin Meclis grup toplantısında konuşma yapıyor.

Grup toplantısı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararının ardından gerçekleştiriliyor. Özgür Özel, söz konusu kararın açıklanmasının ardından ilk kez grup toplantısında kürsüye çıkıyor. Toplantı, kararın ardından partinin gündemindeki ilk grup buluşması olarak öne çıkıyor.

Büyük Grup Salonu, toplantı saatinden önce doldu. Saat 13.30'da başlayacak toplantı için salona erken saatlerde gelinmeye başlandı. Yoğun ilgi nedeniyle yer bulamayan onlarca kişi ayakta kaldı.

Toplantıya çok sayıda CHP milletvekili katıldı. Milletvekilleri, erken saatlerde Büyük Grup Salonu'nda yerini aldı.

Salonda, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına getirilen Kılıçdaroğlu'na yönelik tepki sloganları da atıldı.

Kürsüye çıkan Özel'in açıklamalarından öne çıkan satır başları şu şekilde:

"Çok teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla karşılıyorum, hepiniz iyi ki varsınız. Meclis çok grup toplantıları gördü ama bugün buradaki tablo ve Dikmen kapının önünde sıra bekleyen 3200 arkadaşımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu bir grup toplantısı değildir, sahip çıkma bir tarihin doğru tarafında durma, bir tarih yazma ve partinin ve ülkenin geleceğine yapılan saldırılarına karşı direnme, yürüyüşe geçme ziyaretidir.

"USTALAŞTIK TAŞI KIRMAKTA, DOSTU DÜŞMANI BİRBİRİNDEN AYIRMAKTA"

3 haftalık aranın ardından milletin meclisinde olmamız gereken yerde, olmamız gereken kürsüdeyiz. Biz bildiğiniz gibiyiz, biraz daha ustalaştık taşı kırmakta dostu düşmanı birbirinden ayırmakta. Bugün her biriniz partiniz saatinin vidasından geliyorsunuz. Siz sokağı bilen sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi bilenlersiniz. Bizim görevimiz bugün bu tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değildir. Bizim görevimiz bu çatı altına direnci, mücadele ve umut seslerini taşımaktır.

Türkiye'nin 1 aylık enflasyonu dünyadaki 100 ülkenin 1 yıllık enflasyonundan fazladır. Yani ülke kötü yönetilmekte. Enflasyon sorunu dünyada çözülmekte, Türkiye'de tırmanmaktadır. Bunun sebebi liyakatsız kadrolar, iktidarı kaybetmemek için ardı arkasına gelmeyen siyasi operasyonlar. Türkiye'de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.

Milleti adaysız, milleti partisiz kurulsuz partiyi lidersiz ve seçimi alternatifsiz, rakipsiz, seçimlerin şeklen olduğu şekli bir demokrasiye dönmek istiyorlar. Ne yaşıyorsak, yaşadıklarımızın hepsi kulakta çınlayan zihinden gitmeyen ve asla kabullenemeyen bir gerçekliğin direnmesinden kaynaklanmaktadır. Yapılan iş bir sonraki cumhurbaşkanına, iktidara yapılan darbedir. Şimdi yaşanan o iktidara gelecek olan partiye darbedir.

"O GÖREVİ BIRAKMAYI BİLSEYDİ MADALYASI DAHA BÜYÜK OLACAKTI"

3 yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için hep birlikte yola çıktık. 3 yıl önceki seçimde Tayyip Bey kendisi açısından böyle bir risk görmediği için partinin başına bunlar gelmiyordu. Bir daha kaybetmemeliyiz diyen anlayış, bu ülkede genciyle kadınıyla hep beraber bir değişime inandılar ve gerçekleştirdiler. CHP'lilerin kazananıyla kaybedeniyle o seçimi boynunda yeni bir şeref madalyası vardı. Bizim kurultayımızda ilk kez Türkiye'de bir siyasi partinin genel başkanı bir yarışla değişti. Bizim kurultayımızda da ilk kez Türkiye’de bir siyasi partinin genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün o seçimde genel başkanlık görevini bırakanın da o görevi bırakabilseydi, bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı. İhanet yalnız kaldığında içinde cezalandırıldığın bir duygudur. Bu salonda bu öfke cümlesi yerine geleceğie yönelik umut sloganları atalım.

CHP büyük değişimden 4-5 ay sonra 47 yıl sonra Türkiye'nin birinci partisi oldu ve kurulduğu günden beri AK Parti'yi yenen ilk parti oldu.

"Bir yıldır ne yaşıyorsak gerçekliğe direnilmesinden kaynaklanmaktadır"

Milleti adaysız, milleti partisiz, kurumsuz, partiyi lidersiz ve seçimi alternatifsiz; yani kendileri açısından rakipsiz ya da rakibini kendilerinin belirlediği seçimlerin şeklen olduğu, değiştirme ümidi olanların kararlılığı olanların takatsiz kaldığı, sandığa küstüğü; değiştirmek istemeyenlerin, düşük katılım olanların da birileriyle iktidarlarını sürdürdükleri şekli bir demokrasiye dönmek istiyorlar.

İşte ne yaşıyorsak, ne yaşıyorsak içerideki dinamiklerini konuşuruz, dışarıdaki dinamiklerini konuşuruz ama ne yaşıyorsak yaşadıklarımızın hepsi kulakta çınlayan, zihinden gitmeyen ve asla kabullenemeyen bir gerçekliğin direnmesinden kaynaklanmaktadır, o gerçekliğe direnilmesinden kaynaklanmaktadır.

Doğrusu milletin dediği olur, durur. Kendi sözüyle; “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.” Yıllar sonra İstanbul üç tercih üst üste kimin yöneteceğine karar vermiş, bundan sonra da o kişinin Türkiye’yi yönetme ihtimali belirginleşmişken; işte yapılan iş bir sonraki cumhurbaşkanına, bir sonraki iktidara yapılan darbedir, şimdi yaşanan o iktidara gelecek olan partiye darbedir.

Değerli arkadaşlar, kısaca hatırlayalım. 3 yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için hep birlikte yola çıktık. 3 yıl önceki seçimde Tayyip Bey Erdoğan, o seçimde kendisi açısından böyle bir risk görmediği için, istediği gibi bir seçime gitmeyi başardığı için partinin başına bunlar gelmiyordu. Çok kazanmamız gereken bir seçimi; üzerinde çok konuşmamız gereken hatalarımızla, kusurlarımızla, şimdi baktığımızda başka türlü yorumlayabileceğimiz işlerle kaybettik ve kahrolduk. Bu salonda o seçimin ertesi sabahı dışında ya da içinde ağlamayan, gırtlağından ekmek, peynir, zeytin geçebilen, günlerce kendine gelebilen; yani kaybetmeyi bir kez daha kaybetmeyi hazmedebilen kimse olduğuna inanmıyorum bu salonda. Kimse yok!

İşte, işte bu anlayış; "Bir daha kaybetmemeliyiz, bir daha kaybetmemeliyiz" diyen anlayış, "Yeter artık" diyen anlayış. "CHP değişirse Türkiye değişir, önce CHP'yi değiştireceğiz sonra yönetimi değiştireceğiz", Gazi'nin partisini bir daha iktidara getireceğiz diyen anlayış bu ülkede genciyle, kadınıyla, her yaştan tecrübeli ama 10. Yıl Marşı'nda söylendiği gibi her yaştan genciyle hep beraber bir değişime inandılar ve gerçekleştirdiler.

"Görevi bırakmayı bilseydi demokrasi madalyası olacaktı"

Cumhuriyet Halk Partililerin kazananıyla, kaybedeniyle o seçimde boynunda yeni bir şeref madalyası vardı. Aynı ülkeyi kuran, Gazi'nin yanında duran, Garp Cephesi Komutanı olan, ülkenin ikinci cumhurbaşkanı olan İnönü'nün 14 Mayıs 1950 günü seçimleri Demokrat Parti'ye kaybettiğinde, "Herhalde bunlara vermeyeceksin paşam" diyenlere karşı yaverine not yazıp Demokrat Parti'ye yollayan ve "Paşa, devir teslime hazırdır, sizi tebrik etmektedir" diyen İsmet Paşa'nın madalyası vardı; demokrasi madalyası.

O gün Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyeti'nde seçimle iktidara, yarışla iktidara gelen, iktidarı seçimle değiştiren ilk parti unvanını ve madalyasını alırken; seçimi kaybettiğinde sonuçlarına saygı gösteren ve demokrasinin gerçekten geldiğini tescilleyen madalya da İsmet Paşa'nındı.

Bizim kurultayımızda da ilk kez Türkiye'de bir siyasi parti genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün o seçimde genel başkanlık görevini bırakan da o görevi bırakabilseydi, bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı.

"İhanet yalnız kaldığında hissedilir"

Salonda "Hain Kemal" sloganları atılması ardından Özel, şunları söyledi:

"İhanet yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde kazandıran duygudur. Bu çatı altında geleceğe yönelik umut sloganları atalım. CHP 47 yıl sonra kurulduğu gün gibi birinci parti oldu ve kurulduğu günden itibaren AKP'yi yenen ilk parti oldu. İşte bu yüzden bu değişimin rüzgarını, kararlılığı, azmi görenler, kararı iktidarı değiştirmeye verdiğimizi görenler, başarınca şekil anlayış değiştirmediğimiz görenler, kendi adaylığımın peşinde koşmadığımı, milletin istediği adayı 15.5 milyonun oyuyla adaylaştırdığımı görenler, onu hapse attıklarında 'sıra bize geldi' demek yerine 'Erdoğan'ı yeneceğimiz adaylarımız var, o kararı verip seçimi alacağım' dediğimi görenler bunlara girişti. Sürecin tamamını ailelere, evlatlara, eşlere, dostlara haksızca saldıracak kadar sürdürdüler. O süreçleri hep birlikte gördük. O günden bugüne bir sürü açık ve gizli şey duyduk.

"Biz alıştık kaybetmeye partinin başında otururuz dediler"

Öyle bir hal aldı ki, "Ben mesajı okuyorum, ben orada yokum" dediğim ya da oradan buradan fısıldayana, "Ben iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyi, meydanlardan çekilmeyi, Ankara'ya dönmeyi, makbul muhalefet olmayı, kazanacak adayın değil, şekli bir yarışın tarafı olmayı reddediyorum" dedikçe; ben bunu söyledikçe ilk günlerde Ekrem Başkan'ın eşine ilk başta koşanlar, hapiste ziyaret edenler, gözaltı sürecinden sonra yapılan tutuklamaya itiraz edip cezaevi ziyareti yapanlar, yaptığımız kurultaya katılıp ayakta alkışlayanlar, bir yandan birilerinin bizi, "Biz Ekrem'i yedik bitirdik, kazanacak başka adaya bakma, partinin başında otur, bizim için makbul olan budur" diyenlere "Hayır" cevabını biz verince, "Belki bizimle olur, eğer partiyi bize verirseniz biz alıştığınız gibi oluruz, biz bildiğiniz gibi oluruz, biz alıştık kaybetmeye, bir kez daha kaybeder partinin başında otururuz" dediler.

"Burada oturanların meziyeti kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak"

Karşımızda 5 Kasım kurultayını hazmedemeyenler ile 31 Mart seçimlerini hazmedemeyenlerin yani mutlak sultan ile mutlak butlanın ittifakı vardır Türkiye'de. Bir mahkeme kararı elde genel merkezin önüne polisle, biber gazıyla, plastik mermiyle ve sabaha kadar barda, pavyonda çalışmış tiplerle gelip de direkt Gençlik Kolları'nın karşısına gelince biz o kapıyı kapattırmasak bu evlatların karşısına çıkacaktı. Hiçbirimizin kabul edemeyeceği şeyler olacaktı. Biz kapıları kapatıp evlatlarımızı koruduk, onlar ise kapıya dayanarak en büyük utancı yaşattı.

Hızla çözeceğiz ama maalesef şu anda iki tane CHP görüntüsü var. Bir tarafta mutlak butlan kararıyla bizlerin polis zoruyla dışarı atıldığı baba ocağımıza oturanlar, bu tarafta ise Gazi'nin diğer büyük eseri Meclis çatısı altında parti ve ülkesine sahip çıkmaya çalışanlar... Burada oturanların meziyeti kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak, haklının yanında ve haksızın karşısında durmak, ezileninin yanında durmak, karıncanın kardeşi olmak ve kazanmak için sadece kendine güvenmek varken diğer tarafta bugünkü iktidarla yürümeyi tercih eden bu partinin baba ocağında bulunanlar var.

Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanı Atakan Sönmez'e sert tepki

Bir buçuk yıldır TGRT'den maaş alan, her türlü haksız edepsiz arkadaşlarımızla, partimizle uğraşan birisi gelmiş partide basın danışmanı olmuş. Sizin her bir damlası helal olan aidatlarınızla alınmış arabalara haram diyecek kadar yerin dibine geçmiş şekilde oturuyor orada.

"İtirafçı alçaklar partinin çatısında oturuyor"

Benim suçüstü yakaladığım, ev hapsi alan avukatın ev hapsi kalkmış, partinin çatısında keyif yapıyor sonra da parti arınıyor diyorlar. İftiracı alçaklar partinin çatısında oturuyor.

İftiracı, rüşvetçi. "Şu kişiye iftira atar, bana da şu kadar para verirsen, savcı yolladı beni buraya" diyen; benim suçüstü yaptığım, Türkiye'den kaçarken yakalanan bir avukat, ev hapsi alan bir avukat. Ev hapsini kaldırmışlar, partinin çatısında balkonda keyif yapıp "Cumhuriyet Halk Partisi arınmaya başladı" diyor.

"Ferdi Zeyrek için 'çarpıldı' diye karikatür çizen, Genel Merkez'de çikolata ikram etti"

İftiracı alçaklar partinin çatısında oturuyor. Bitmedi, bu bahsi burada kapatmam. Karşımda, karşımda belediye başkanım gözümün içine bakıyor, il başkanım.

Ferdi'nin elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı o gün Yeni Akit gazetesinde "çarpıldı" diye karikatür çizen kadın çikolata dağıtıyor baba evinde.

Evladımız Gülşah ölüm döşeğinde, ameliyatta, yoğun bakımda, ölünce kabrinde namusuna iftira atanlar, şimdi gidiyorlar o partide göbek atıyorlar alçaklar. Ama milletimiz, sizler bu oyunu bozdunuz.

Genel merkezden polisle atıldığımızda Meclis'e yürüyüşümüz, bu çatıya sığınışımız ve buradaki başlangıcımız bir milattır. Meclis'in önünde Milli Egemenlik Parkı'ndaki dolu altında yürüyen o binlerin sahip çıktığı bir milattır.

Biz o yürüyüşle eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bir kara düzeni ve o kara düzenle iş birliği yapanları arkamızda bırakarak iktidar yürüyüşüne başladık sizinle birlikte.

Erdoğan'a yanıt: Sen TOMA'nın şoför koltuğunda oturuyorsun

Meclis önündeki, Manisa'daki on binler; İzmir'deki ve Kızılay'daki yüz binler, yüz binlerle Ataya yürüyüşümüz, Anıtkabir'in bir kararla dolup taşması ve artık bu yürüyüşün bambaşka bir aşamaya başlaması son derece önemlidir, son derece milattır, çok önemli bir milattır.

Şimdi Erdoğan dün bir konuşma yapmış. 10 gündür ağzını bıçak açmıyor, büyüyor görüyor neler olduğunu görüyor, şimdi nedamet getiriyor ve 10 gün sonra ilk konuştuğunda dönüyor diyor ki: "Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Hiçbir yerinde yokuz" vallahi "Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz" diyor.

Bana, bize haksız, kendilerince yapışmayacak bir FETÖ yapıştırması yapmaya kalktıklarında bize sahip çıkan sevgili Ahmet Tatar burada, kumpasları çok iyi bilir. Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal çok iyi bilir; o kumpaslarda sen nerede duruyorsan şimdi de tam orada duruyorsun, tam orada.

Şimdi şunu söyleyeyim, şunu söyleyeyim Erdoğan; hani "Hiçbir yerinde yokum" diyorsun ya, önümüze altı kere barikatlar çektiğin, TOMA'ları dizdiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya; sen o TOMA'nın şoför koltuğunda oturuyorsun, şoför koltuğunda.

21 Mayıs'ta, 19 Mart'ta darbeyi yapan da, 21 Mayıs butlan darbesini yapan da, ardından polisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partiye sokan da bunların hepsini yapan sen. Senin şımarttığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcın, ödüllendirdiğin bakanın, tapularının hesabını veremeyen, o kadar mal mülkü ne yaparak edindiğini senin de açıklayamadığın, açıklatmadığın celladının elinde talimatı sen verdin: "Kes bunların boynunu" diye.

"Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir"

Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir. Bu mesele Erdoğan'la, rejimle, millet arasında bir meseledir. Buradan Erdoğan'a şunu hatırlatmak isterim: 15 Temmuz darbesine kadar az zulmetmedin. 15 Temmuz darbesinde şımarttıkların, ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, altına F-16 çektiklerin meclisi bombaladı, altına tank verdiklerin bu milleti ezdi.

O gün, o darbeye karşı, o darbeye karşı ilk telefonu ben açtım AK Parti'ye. Milletvekillerimizle birlikte 15 kahraman arkadaşla, 15 kişi vardık Ankara'da, kapalıydı Meclis; kapalı Meclis'i açtırdık. Çıktık, "Yüz yıllık partiyiz" dedik, "Yeneriz yeniliriz ama darbecilere teslim olmayız, seçilmiş parlamentonun, demokrasinin arkasındayız, darbenin tam karşısındayız" dedik.

Kaynak: Haber Merkezi