Eskişehir’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen programda farklı hayat hikâyelerine sahip dört kadın kürsüye çıkarak yaşadıkları deneyimleri paylaştı. Biri üniversite öğrencisi, biri işçi, biri erkek şiddeti mağduru ve biri çiftçi olan kadınlar; hayat mücadelelerini, karşılaştıkları zorlukları ve taleplerini katılımcılarla paylaştı. Konuşmalar, salonda bulunan çok sayıda kişi tarafından dikkatle dinlendi.

Münevver, Hilal, Özgecan… Onların hayalleri de benimle birlikte

Programda ilk söz alan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler 4. sınıf öğrencisi Hazal Ünlü, genç bir kadın olarak yaşadığı zorluklara ve güvenlik kaygılarına dikkat çekti. Ailesinden uzakta büyümenin ve tek başına ayakta durmaya çalışmanın kendisine birçok sorumluluk yüklediğini belirten Ünlü, özellikle kadın öğrencilerin yaşadığı tedirginliği şu sözlerle dile getirdi:

“13 yaşından beri ailemden ayrı yaşıyorum. Kendim çalışıyorum, çabalıyorum, eğitimim için hâlâ kendime şanslar yaratmaya çalışıyorum Eskişehir’e geldiğimde en çok zorlandığım şey güvenli bir semtte ev bulmak kaygısıydı. Gece dışarı çıktığım zaman rahatça evime dönebilecek miyim, sağlam dönebilecek miyim düşüncesi her zaman aklımın bir yerinde oldu. Eskişehir’de çoğu kadın öğrenci gibi aynı şeyleri düşündüğümüzden eminim. Eve geç kalınca hissedilen tedirginlik, bu salonda var olan ve tüm kız öğrencilerin aklında canlanan bambaşka düşünceler. Ailemden uzakta geçirdiğim bu 11 yıl bana sadece bir şehirde tek başıma yaşamayı değil, aynı zamanda temkinli olmayı öğretti. Annemle telefonda her konuştuğumda bana ‘Dikkatli ol, eve yalnız gitme veya oraya tek başına gitme’ cümlelerini duydum. Çünkü o da bir kadın olarak okulda, dışarıda, sokakta, hatta bugün 8 Mart Kadınlar Günü’nde olduğu gibi bir kadının zarar görebileceğinin farkında. Ben bugün burada konuşuyorum ama tek başıma konuşmuyorum; Münevver, Hilal, Özgecan… Onların hayalleri de benimle birlikte konuşuyor. Ben kendi eğitimim için her bir adımı attığımda eminim ki onlar da benimle gurur duyuyor. Ben tüm bunlara rağmen kadınlar adına bugün burada duruyorum. Çünkü biliyorum ki kendi için çabalayan, yılmadan çalışan her kadın sadece kendi hayatını değil, bir toplumu da değiştirir.”

hazal-unlu

Emeğim görülmez, sesim duyulmaz ama hayatın akışı elimde

Zincir bir markette çalışan Hülya Yılmaz ise konuşmasında işçi kadınların hem iş yerinde hem de evde üstlendiği yükleri anlattı. Kadın emeğinin çoğu zaman görünmez olduğunu vurgulayan Yılmaz, adil çalışma koşulları ve ücret talebini ifade ederek şunları söyledi:

“Ben işçi bir kadınım. Her sabah gün doğmadan yola çıkan, vardiya sisteminden dolayı gecesi gündüzüne karışan ve eve geldiğinde yorgunluğunu kapının dışında bırakmaya çalışan milyonlarca kadından biriyim. Çoğu zaman emeğim hiç görünmez, sesim hiç duyulmaz ama hayatın akışı benim ellerimde devam eder. İşçi olmak zaten zordur ama kadın işçi olmak daha da zordur. Uzayan çalışma saatleri, düşük ücretler, ağır iş temposu. Bir yanda iş yerinin sorumluluğu, diğer yanda evimin yükü. İşten çıkıp eve gittiğimde 2. mesaim başlar. Çocuklarım, eşim, evim, hayatım, tüm sorumluluklar beni bekler. Aslında 2 ayrı hayatı birden yürütmeye çalışıyorum. Üniversite mezunu kadın işçi olarak açlık sınırının altında bir maaşla her ay ay sonunu nasıl getireceğimi düşünüyorum. Bazen emeğimin karşılığını alıp almadığımı sorgularım ama her şeye rağmen çalışmaya, üretmeye ve ayakta kalmaya devam ederim. Çünkü biz biliyoruz ki bu ülkenin fabrikalarında, marketlerinde, atölyelerinde, tarlalarında, iş yerlerinde kadın emeği vardır. Ve kadın emeği olmadan ne üretim olur ne de gerçek bir kalkınma. Benim isteğim çok basit aslında. Emeğimin değer gördüğü, adil bir ücretin olduğu, çalışma koşullarının insan onuruna yakıştığı bir hayat. Kadınların iş hayatında daha güçlü olduğu, emeğinin karşılığını aldığı bir ülke sadece kadınlar için değil, herkes için daha adil ve daha güzel bir ülke olacaktır.”

hulya-yilmaz

Ben ölmek istemiyorum

Programda söz alan bir diğer isim ise Eskişehir’de boşanma aşamasında olduğu eşi tarafından 16 yerinden bıçaklanan ve ölümden dönen Öznur Gülbaş oldu. Gülbaş, yaşadığı saldırıyı ve ardından yaşadığı hukuk sürecini anlatarak adalet çağrısında bulundu ve şöyle kaydetti

“İşçi emeklisiyim ve bir çocuk annesiyim. Bugün buraya sadece kendi hikayemi anlatmaya değil, adalet koridorlarında yankısı kaybolan binlerce kadının çığlığı olmaya geldim. 2019 yılında boşanmak üzere olduğum erkek tarafından 16 yerimden bıçaklandım. Adli Tıp Kurumu, vücudumda aldığım bıçak darbelerinin hepsini değil, hayati gördüklerini kayda geçirdiler. Sistem diyor ki; ölmediysen çektiğin acının, aldığın darbelerin hukukta bir karşılığı yok. Bunun üzerine tutuklanan fail ilk duruşmada maalesef tahliye edildi. Üstelik bir kadın hakim tarafından. İnfial yaratan bu kararın ardından kamuoyu baskısı, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği’nin desteği ve basının desteğiyle yeniden tutuklandı. Yerel mahkemenin aylar sonra vermiş olduğu karar 18 yıldı. Fakat adalet arayışım İstinaf Mahkemesinin hukuk komedisine dönüştü. 18 yıllık hapis cezası, gönüllü vazgeçme gibi akılalmaz bir gerekçeyle bozuldu. Beni öldürmeye çalışırken “yapma” dedim diye 7 yıla indirildi. Aynı günde tahliye edildi. İstanbul Sözleşmesi varken uygulanmadı. 6284 sayılı kanun kağıt üzerinde kaldı. Kadına karşı şiddete sıfır tolerans sözleri unutuldu. Karşı tarafa takılan kelepçe ya arızalanıyor ya da failler kelepçeyi bilinçli bozuyorlar. Can güvenliğimiz bozuk cihazların insafına terk edildi. Ben çocuğumun travmalarına, imkansızlıklara rağmen iyileştirmek için mücadele ediyorum ama o dışarıda. Ben ölümü her an ensemde hissediyorum ve o cani dışarıda. Ekonomik enkazın altında adalet arıyorum, o yine dışarıda. Biz öldükten sonra sesimiz duyulsun istemiyoruz. Bizleri hayattayken koruyun, sesimiz olun. Ölümün kıyısından dönmüş kadınların sesi neden duyulmuyor? Neden yaşam mücadelemize destek olunmuyor? Özge Bora, sesini ne zaman duyacaksınız? Sabiha İnce’yi ne zaman duyacaksınız? Ben yavrumun annesiz kalmasını istemiyorum. Erkek adalet değil gerçek adalet istiyorum. Unutmayın; geç gelen adalet, adalet değildir. Adaletsizliğin ortasında tek bir gerçeği haykırıyorum. Ben ölmek istemiyorum. Göstermelik kararlarınızla, yanlı kararlarınızla beni bu caniyle baş başa bıraktınız. Bu yüzden haykırıyorum. Ben ölmek istemiyorum.”

oznur-gulbas

Köylü milletin enayisi oldu

Programda konuşan çiftçi Ayşe Kepenek ise kırsalda üretim yapan kadınların yaşadığı ekonomik ve sosyal zorlukları anlattı. Uzun yıllardır tarımla uğraştığını belirten Kepenek, üreticinin emeğinin karşılığını alamadığını söyleyerek şöyle kaydetti:

“Bozüyük Kozkayı Köyü’nde yaşıyorum. Doğma büyüme çiftçiyim. Meslekte dededen toruna denir. Ben bebekliğimden babaanneliğime kadar çiftçilik yaptım. 55 yaşımın 50 yaşını çiftçilikle geçirdim. Tarım işi çok ağır, çok zor. Güvenilmiyor, umduğun olmuyor. Üretip tüccarın önüne koyuyorsun, umduğun fiyat verilmiyor. Ama üretirken mazot fiyatını biz belirleyemiyoruz. Gübre fiyatını belirleyemiyoruz. Gübre fiyatımızı belirleyemiyoruz, mazot fiyatımızı belirleyemiyoruz. Ücretimizi, ürettiğimizin ücretini de belirleyemiyoruz. Bir kamyon buğday yolluyorsun, tüccarın önüne bir tabak buğday koyuyorsun. Tüccar ne verirse. Biri 13 lira 50 kuruş verdi, öbür tüccar 12 lira 80 kuruş verdi. Yahu bu çiftçiyle eğleniliyor mu? Bu millet markla, dolarla yaşarken; milyonlarla, milyarlarda yaşarken çiftçiye bu kadar mı değeri yok bu çiftçinin? Kırsalda yaşamak zor. Çiftçi kadın olarak yaşamak daha zor. Benim 5 tane çocuğum var. Ben beşini de okuttum. Çiftçi olmasınlar diye okuttum. Her yıl aynı fiyata buğday sattık 5 yıl üst üste. 50 liraya, 60 liraya buğday sattık. Aynı fiyata et sattık; 12,5 liraydı inek eti, 14,5 liraydı dana eti. Bunu da 4-5 yıl aynı fiyata sattık. Siz halkımıza soruyorum, acaba siz aynı fiyata kasaptan bir kilo et aldınız mı? Aynı fiyata fırından ekmek aldınız mı? Bunu soruyorum, ben başka bir şey sormuyorum. Çiftçi bir kadının, tarımla uğraşan kırsalda yaşayan bir kadının izni yok, tatili yok. Günlük gelir bir şeyi yok, sigortası yok. Hiçbir sağlık mücadelesi yok, hiçbir kendini koruma bir şeyi yok. 24 saatimin 20 saatini ayakta geçirdim, banka borçlarından kurtulmadım. Her yıl bir parça arsa satıp borcumuzu ödüyoruz. Bu yıl altımızdaki arabaya kadar sattık. “Köylü milletin efendisidir.” dendi, köylü milletin enayisi oldu.”

ayse-kepenek

Muhabir: Yusufhan Toraman