Eskişehir Ticaret Odası (ETO) Yönetim Kurulu Başkanı Metin Güler, Eskişehir Haber Ajansı (EHA) Yazı İşleri Müdürü Ayşe K. Uçak’ın sorularını yanıtladı.

"Eskişehir esnafı borcuna sadık ama üretim çarkını çevirmek zorlaşıyor"

AYŞE K. UÇAK: Eskişehir ekonomisine baktığınızda bugün nasıl bir tablo görüyorsunuz? Kent ekonomisi gerçekten büyüyor mu, yoksa mevcut ekonomik yapısını korumaya mı çalışıyor?

METİN GÜLER: Eskişehir bu anlamda şanslı bir kent… Çünkü farklı alanlardan beslenen bir ekonomik yapıya sahip. Üniversitesiyle, sanayisiyle, hizmet sektörüyle ve turizm potansiyeliyle kent ekonomisine katkı sağlayan birçok unsur var. Ayrıca bu kentte önemli bir sabit gelirli nüfus da bulunuyor. Kentin nüfusu çok hızlı artmıyor, yaklaşık 950 bin seviyesinde kaldık. Öğrenci sayısında ise son dönemlerde bir miktar azalma var. Bu durum küçük kayıplara neden olabilir ancak matematiksel olarak baktığımızda Eskişehir’in birçok kente göre daha iyi durumda olduğunu düşünüyorum. Eskişehir’deki SGK tahsilat oranları birçok ile göre daha iyi durumdadır. Vergi tahsilatı açısından da Eskişehir’in performansı birçok kente göre daha olumlu. Ticaret Odası’nı diğer odalarla kıyasladığımızda da tahsilat noktasında daha iyi durumdayız. Bu da Eskişehir sanayicisinin, tüccarının ve esnafının borcunu ödeyebilecek noktada olduğunu gösteriyor. Bu kent adına sevindirici bir tablo… Eskişehir aynı zamanda ileri teknoloji üretebilen bir kent. Bu alanda da hızlı ilerliyor. Önümüzde daha ciddi yatırımlar da var. Örneğin TEI’nin yaklaşık 3 milyar dolarlık bir bağlantısı oldu. Bu da kent ekonomisine önemli katkı sağlayacaktır. Bu yönüyle Eskişehir, diğer kentlere göre kötü bir noktada değil. Ancak diğer taraftan, finans maliyetlerinin bu kadar yükseldiği dönemlerde işletmeler zaman zaman mevcut yapıyı ve üretim çarkını yönetmekte zorlanabiliyor. Böyle dönemlerde karşılıksız çek ve protestolu senet sayılarında artış yaşanması da kaçınılmaz oluyor.

"Hizmet sektörü sadece Eskişehir’de değil, Türkiye genelinde pahalı"

Eskişehir ekonomisinin yüzde 50’sinden fazlasını hizmet sektörü oluşturuyor. Ancak son dönemde kentin 'pahalılaştığına' dair serzenişler var. Sizce Eskişehir pahalı bir şehir haline geldi mi?

Eskişehir’in pahalı bir şehir haline gelip gelmediği biraz da hangi hizmeti, nereden alacağınızla ilgili… Herkes bütçesine uygun işletmeleri tercih eder hale geldi. Bu anlamda Eskişehir’de alternatif fazla. Kimi mevcut fiyatları reel piyasa koşulları içinde değerlendirirken, kimi de pahalı bulabiliyor. Hizmet sektöründeki fiyat artışı yalnızca Eskişehir’e özgü bir durum değil. Türkiye genelinde hizmet sektörü pahalı. Sadece Eskişehir’in değil Türkiye’nin sorunu. Öte yandan Eskişehir’de hizmet sektörü dönemsel hareketlilikten doğrudan etkileniyor. Okulların açık olduğu dönemlerde şehirdeki ekonomik canlılık başka, okullar kapandıktan sonraki hareketlilik ise farklı oluyor. Kent, özellikle mart-nisan aylarından eylül ayına kadar turizm açısından daha yoğun bir dönem geçiriyor. Bu hareketlilik de hizmet sektörünü besleyen temel unsurlardan biri haline geliyor. Böyle dönemlerde oluşan ekonomik canlılık sayesinde fiyat artışlarının etkisi bir ölçüde tolereedilebiliyor.

“Gurbetçilerin tatil tercihini artık fiyat belirliyor”

Yaz aylarında Eskişehir ekonomisine önemli katkı sağlayan Emirdağlı gurbetçilerin, son iki yılda kenti pahalı buldukları için farklı bölgeleri tercih etmeye başladıkları yönünde değerlendirmeler var. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Birinci kuşak geldi, ikinci kuşak geldi. Asıl mesele artık üçüncü kuşağı da buraya çekebilmek. Biz bununla ilgili Belçika’da daha önce çeşitli çalışmalar yaptık. Üçüncü kuşak, özellikle maliyetleri ve fiyat skalasını daha fazla dikkate alıyor. Bunu özellikle turizm ve tatil tercihleri açısından söylüyorum. İnsanlar artık fiyatlara bakıyor, neresi daha uygunsa orayı tercih ediyor. Eskisi gibi tamamen duygusal yaklaşmıyorlar. “Burası benim memleketim, mutlaka buraya geleyim” anlayışı giderek azalıyor. Tatil yapacakları zaman fiyat skalasınıdeğerlendirip tercihlerini buna göre belirliyorlar.

"Ailece üst üste iki kez dışarıda yemek yediysek, üçüncüsünde düşünmeye başlıyoruz"

Az önce hizmet sektöründeki maliyet artışlarını konuştuk. Bir iş insanı olarak günlük hayatınızda sizi şaşırtan fiyatlarla karşılaşıyor musunuz?

Oluyor tabii, olmaması mümkün değil. Ailecek üst üste iki kez dışarıda yemek yediysek, üçüncüsünde düşünmeye başlıyoruz. Sonuçta bu kentte yaşıyoruz, her yere gidip geliyoruz ve piyasayı birebir görüyoruz. Ancak aynı mekanların benzerlerine İstanbul’da ya da İzmir’de baktığınızda, fiyat skalası açısından Eskişehir’le arada çok büyük bir fark olmadığını görüyorsunuz. Buradaki esnaf ve tüccar da artık maliyetlerin altında zorlanıyor. Bu nedenle fiyatlarını mevcut ekonomik şartlara göre belirlemek zorunda kalıyorlar diye düşünüyorum.Bu sadece Eskişehir’in sorunu değil, Türkiye’nin genel sorunu. Ülke genelinde ciddi bir pahalılık var. “Eskişehir pahalı ama Bursa ya da İstanbul ucuz” diyemeyiz. Sorunun temelinde alım gücü meselesi yatıyor. Kazandığımız ücretin satın alma gücü artmadığı sürece bu tablo devam eder. Asıl mesele, gelirlerin insanların rahat şekilde satın alma yapabileceği seviyeye gelmesi. Ancak o zaman ekonomi daha stabil hale gelir ve toplum olarak daha rahat harcama yapabiliriz.

“Atanmışlarla seçilmişler aynı yöne bakamıyor, Eskişehir kaybediyor”

Eskişehir’in Ankara nezdinde yeterince güçlü temsil edilmediği ve kentin bazı yatırımlarda geri planda kaldığı yönündeki değerlendirmelere katılıyor musunuz? Sizce Eskişehir’in bir “lobi eksikliği” sorunu var mı?

“Yok” diyemeyiz. Ancak bazı meseleleri siyasete kurban etmemek gerekiyor. Zaman zaman kentin ortak menfaatleri doğrultusunda karar vericilerin bir araya gelmesi şart. Çünkü artık rekabet ülkeler arasında değil, kentler arasında yaşanıyor. Bu nedenle kentteki tüm aktörlerin, en azından kentin ortak çıkarları söz konusu olduğunda aynı yöne bakabilmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde çözüm noktasında daha kararlı ve etkili hareket edilebilir. Çünkü alınan bir kararın hem merkezi yönetimde karşılık bulması hem de yerelde uygulanabilmesi gerekiyor. Bu aslında bir bütünlük meselesi. Kentte ne kadar sağlıklı ve ortak bir duruş sergilenirse, Eskişehir o kadar avantaj sağlar diye düşünüyorum. Bu yüzden bir araya gelmeyi becerebilmemiz lazım. Eskişehir’de atanmışlarla seçilmişler çoğu zaman aynı yöne bakmayı beceremiyor. Bunu başarabilen kentler ise daha hızlı öne çıkıyor. Çevre yolu… Her gün kullandığımız bu yolun planlanabilmesi için hem yerel aktörlerin hem de siyasi temsilcilerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Kentin ihtiyacı olan şey sorun üretmek değil, çözüm üretebilmek.

“İhtisas Sanayi Bölgelerine ihtiyacımız var”

Eskişehir’de tüccar, toptancı ve sanayicilerin uzun süredir yaşadığı yerleşim, üretim alanı ve ruhsat sorunlarına çözüm üretmek amacıyla “Eskişehir Gelişim ve Karma Kooperatifi (ESKO)” kuruldu. Kurucuları arasında ismi ETO başkan adaylığı için de konuşulan Murat Özcan yer alıyor. Öncelikle bu girişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sorunla ilgili ETO’nun girişimleri oldu mu?

Bu sorunla yaklaşık üç yıldır ilgileniyoruz. Hazırlıklarımız var, belediyelerle görüşmeler yürütüyoruz ve projelerimizi sunduk. İnşaat malzemecilerinin kentte ciddi bir depolama sorunu bulunuyor. Birçoğunun faaliyet gösterdiği alanlarda ruhsat problemleri var. Açık ve kapalı alan kullanımı konusunda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bu problem sadece inşaat malzemecileriyle sınırlı değil. Mermercilerin de benzer sorunları var. Keresteciler Sitesi’nde de aynı şekilde ciddi problemler yaşanıyor. Bu nedenle ihtisas sanayi bölgelerine ihtiyaç var. Bu mesele, yerel aktörlerle siyasi aktörlerin bir araya gelip ortak çözüm üretmesi gereken bir konu. Ben bu süreçte ilgili tüm taraflarla toplantılar yaptım. Burada herhangi bir taraf ya da grup ayrımı gözetmiyorum. Ticaret Odası Başkanı olarak herkese eşit mesafedeyim. Önemli olan bu sorunu çözüme kavuşturmak…

"Eskişehir’in en büyük problemi doğu-batı meselesidir; yaşam batıda, çalışan doğuda"

Kooperatif kurulmasını kurumsal olarak doğru görüyoruz. Eskişehir Ticaret Odası da bu sürecin arkasında ve destekliyor. Tarafları bir araya getirmek için de çaba gösteriyoruz. Temel düşüncemiz, herkesin aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi. Bu konuyla ilgili birkaç farklı çözüm yöntemi bulunuyor. Ancak bu kentin en büyük problemi doğu-batı meselesidir. Yaşam batıda, çalışan doğuda… Her gün doğudan batıya, batıdan doğuya 100 bin insan göç ediyor. Bunun artık çözülmesi gerekiyor. Yeni üretim ve ticaret bölgelerine ihtiyaç var. Bunun planlamasında hem belediyelere hem de siyasilere önemli görev düşüyor. Stratejik bir bölge belirlenip planlamanın o alan üzerinde yoğunlaştırılması lazım. Ancak bu kolay bir süreç değil. Hem çok sayıda aktörü ilgilendiriyor hem de ciddi maliyetler barındırıyor. Bu nedenle siyasi iradenin güçlü şekilde ortaya konulması gerekiyor. Yerel aktörlerle Ankara arasındaki koordinasyonun doğru yönetilmesi şart… Eskişehir’in bu meseleyi çözmesi gerekiyor. Gaziantep’te buna benzer çok sayıda sanayi bölgesi var. Afyon çözmüş, Denizli çözmüş durumda. Eskişehir’in de artık bu sorunu çözmesi gerekiyor. Bu noktada herkese önemli sorumluluk düşüyor. Eskişehir Ticaret Odası olarak biz de tüm inisiyatifimizi kullanıyoruz.

“Burası babamızın malı mı? Görev süresi dolan bırakır gider"

Murat Özcan, geçmiş ETO seçim süreçlerinde yaşanan gerilimlerin iş dünyasında halaiz bıraktığını belirterek, “Birçok arkadaşımız gereksiz yere çok üzüldü, o stresin etkileri bugün bile sürüyor” değerlendirmesinde bulundu. Sizce bugün yeni isimlerin adaylık konusunda daha mesafeli davranmasının altında, geçmiş seçim dönemlerinde oluşan bu atmosferin etkisi var mı?

Herkes Eskişehir Ticaret Odası’na aday olabilir. Benim görevde 12 yılım bitti, 13’üncü yılıma giriyorum. Daha önce Meclis Başkanlığı da yaptım. Zaman zaman gerginlikler olur. Ancak sonuçta hepimiz bu kentin insanıyız. Bu kentte doğduk, bu kentte iş yapıyoruz ve bu kentte de gözlerimizi kapatacağız. İster Ticaret Odası Başkanlığı olsun ister başka bir görev, hiç fark etmez. Biz her zaman elimizden gelen katkıyı sunarız. Ben olabilirim ya da başka birisi olabilir. Bu nedenle geçmişte gergin seçim süreçleri yaşanmış olsa da her zaman aynı atmosfer olacak diye bir kaide yok. Sert seçimler yaşandı ama seçim bittikten sonra herkesbir araya gelip kucaklaştı. Neyi paylaşamıyoruz? Burası babamızın malı mı? Görev süresi dolan bırakır gider, yerine başka biri gelir ve görevi devralır. Önemli olan, görevde bulunduğunuz süre boyunca işinizi doğru yapabilmenizdir. Bunun takdirini de üyeler yapar.

“Her dönemde yorulan arkadaşlar olabilir”

ETO seçim takviminin ne zaman netleşmesi bekleniyor? Yeni dönemde yönetim ya da meslek komitelerinde bir değişim öngörüyor musunuz?

ETO seçim takvimini bakanlık belirliyor. Bugüne kadar seçimlerin zamanında yapıldığını hiç görmedim. Süreç konjonktüre, planlamaya ve genel şartlara bağlı olarak şekilleniyor. Bu yıl seçim yapılacağını açıkçası düşünmüyorum. Şu anda çalışmalarımıza devam ediyoruz, işimizin başındayız. Daha çok önümüzdeki süreçte yapacağımız işlere odaklanıyoruz. Henüz seçim atmosferine girmiş değiliz. Her dönemde yorulan ya da “bundan sonraki süreçte buraya yeterince katkı sağlayamayabilirim” diye düşünen arkadaşlarımız olabilir. Bu doğal bir durum…

“Türkiye’de erken seçim her zaman önümüze geliyor”

Son dönemde siyaset gündeminde sıkça konuşulan erken seçim tartışmaları iş dünyasında ve ekonomi çevrelerinde nasıl karşılanıyor?

Doğru olan seçimlerin zamanında yapılmasıdır. Ancak Türkiye’de zaman zaman konjonktürelnedenlerle erken seçimler gündeme gelebiliyor. Nitekim 2027 yılında da erken seçim ihtimali konuşuluyor. İş dünyası ise her şeyin öngörülebilir ve zamanında işlemesini ister. Planlamasını da buna göre yapar. İş insanların siyasetin dışında kalması, reel piyasanın ise siyasi gündemden bağımsız hareket etmesi gerektiğine inanıyorum. Ekonomi ile siyasetin birbirine karıştırılmadan, ayrı değerlendirilmesi gerekir. İş insanı duruma göre değil, uzun vadeli planlamaya göre hareket eder. Bu nedenle seçimlerin zamanında yapılması hem daha mantıklı hem de daha reel bir yaklaşım olur. Ancak Türkiye’de erken seçim her zaman önümüze geliyor.

“Yatırımcı siyasete değil, matematiğe bakar”

Belediyelere yönelik yürütülen soruşturma ve operasyonların yatırım ortamı, piyasa güveni ve yerel ekonomi üzerinde bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz? İş dünyası bu süreçleri nasıl okuyor?

Yatırımcı, konjonktür uygunsa ve yatırım ortamı oluşmuşsa ekonomik olarak yatırımını yapar, yoluna devam eder. Siyasetle doğrudan ilgilenmez. Kentlerde siyaseten yaşanan bazı gelişmelerin, şehirdeki yatırım heyecanını doğrudan olumsuz etkileyeceğini düşünmüyorum. Yurt dışından gelecek yatırımcı da öncelikle ülkenin genel durumuna bakar ve ‘ben bu ülkeye yatırım yapmak istiyorum’ diyorsa yatırımını gerçekleştirir. Örneğin bugün İran’da yatırım yapar mısınız? Yatırımcı öncelikle genel tabloya bakar. Türkiye’de şu anda yatırım yapan çok sayıda yabancı firma var. Eskişehir’de de yurt dışından gelip yatırım yapan firmalar mevcut. Konjonktür uygun olduğu sürece yatırım devam eder. Sonuçta para kazanç gördüğü yere gider. Bugün Türkiye’de Belçikalı, Alman, Fransız yatırımcılar faaliyet gösteriyor. Farklı ülkelerden gelip burada yatırım yapan firmalar var. Neden geldiler? Çünkü ortada bir matematik var. Türkiye, 85 milyon nüfusa sahip büyük bir pazar. Bu potansiyeli gördükleri için gelip yatırım yapıyorlar. Yatırımcı, ülkenin genel ekonomik yapısına göre hareket eder. Güven ister mi? Evet, ister.

Kaynak: Ayşe Kaytan Uçak