Çok uzun yıllardır siyasetin içerisindeyim. Gençlik kollarında görev aldım, il yöneticiliğinde bulundum, seçim koordinasyonlarında seçim hukukuyla ilgili çalışmalarda da bulundum. Belediye başkan yardımcısıyım ama 3 dönemdir de belediye meclis üyesiyim ve 2 dönemdir de Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup başkan vekilliğini yapıyorum.
-Siyasetten kopamam
Siyasetin her zaman içindeyiz. Yani aktif olarak da bunu yapıyorum ve hiçbir zamanda “evet ben siyaset yapmıyorum” gibi bir durumum da olmuyor. Başkan yardımcılığı görevi yaptığımız zaman o siyasi görüşüne göre değil, insanların ihtiyacına ya da o mevzuat çerçevesinde hareket ediyoruz. Ama her zaman siyasetin içerisinde oldum. Yani üniversite yıllarında da siyasetin içerisindeydim. Siyaset yapmayı seviyorum aslında. İnsanlarla bir arada olmak, onlarla konuşmak ya da bir çözüm odaklı gitmek tabii ki hoşuma gidiyor. Her zaman şu var; iyi söylemlerde bulunanlar da var ama kötü söylemlerde bulunanlar da oluyor. Ben herkesin düşüncesine her zaman saygı duyuyorum. Bildiğim doğrultuda ilerliyorum, belli doğrular içerisinde hareket ediyorum. Yani özellikle siyaseti yaparken de bir ekip çalışmasına göre hareket ediyoruz. Ama bir yandan da kendi doğrularımıza göre yapıyoruz. Sonuçta bu ülkede yaşıyoruz, bu şehirde yaşıyoruz ve bir şeylerin iyi olmasını istiyoruz. Bize göre bazı uygulamalar şu anda yanlış, kimine göre doğru ama yanlışlar var. Bunların düzeltilmesi için uğraşıyoruz. O yüzden siyasetin içerisindeyim ve çok da memnunum. Tabii ki siyasetten kopamam. Cumhuriyet Halk Partisi sayesinde ben şu anda bulunduğum koltukta oturuyorum, bulunduğum görevi yapıyorum. Örgütle birlikte hareket etmek, onların içerisinde olmak her zaman hoşuma gidiyor. İlçe başkanlarımızla, diğer kırsal ilçe başkanlarımızla, il başkanımızla, belediye başkanlarımızla hareket etmek de önemli. Hem bir şeyler kazanıyorum hem de özellikle onlarla birlikte olduğumuz zaman farklı bakış açılarıyla gidiyor. O yüzden her zaman siyasetin içerisinde oldum. Hiçbir zamanda “bu siyasetten uzak durulur” diye bir şey söylemiyoruz. Zaten girdiğiniz zaman çıkamazsınız siyasetten. Siyasetin böyle bir durumu var ama keyifli mi? Keyifli. Yoğun mu? Yoğun ama olsun. Bazen böyle düşünüyoruz soru işaretlerimiz olabiliyor ama yani hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nde yola devam ediyoruz.
-Her türlü fikre açık, yenilikçi bir belediye başkanı
Özellikle Kazım Başkan'la ilgili 2006'ya dayanıyor aslında benim ilişkim. Avukatlık stajımı onun yanında yaptım. Kısa bir süre askere gitmeden önce avukat olarak çalıştım. Neredeyse 20 yıl oldu baktığınız zaman. Tabii farklı yorumlayabilirler bu söylediklerimi ama bizim mesleğimizde stajyerle üstad arasında ayrı bir bağ kuruluyor. Benim de stajyerlerim oldu. Başkan Bey ile çalışmak aslında bir yandan zor. Yani hiçbir şeyi savsaklayamazsınız. Bir iş verdiğinde ya da bir talimat geldiğinde “ben bunu yapmayayım hani şöyle yüzeysel geçeyim”i kabul etmez. Ama size bir oyun alanı açıyor yani şu anda. İşte iyi bir partili. Cumhuriyet Halk Partisi ilkeleri doğrultusunda hareket ediyor ve özellikle hukuk çerçevesinde hareket etmesi de önemli. O oyun alanını açtığı için de siz rahat çalışabiliyorsunuz. Düşünün… Yeri geliyor tartışıyorsunuz bir konuyla ilgili olarak. Bazı başkanlarda vardır ya “benim karşımda bu şekilde söyleyemezsin” gibi öyle bir şey yok. Tartışabiliyorsunuz. Belki ona göre yanlış olduğu bir şey size göre doğrudur, bunları konuşabiliyorsunuz. Bunlar çok güzel bir olay. Belediye meclislerini takip ediyorsunuz. Belediye meclisinde özellikle bu “AK Partilileri gündem dışı konuşmayalım”ın tam aksine orada “gündem dışı konuşulsun, siyaset yapılsın” durumu var. Aslında çalışmak keyifli ve o özgüveni de veriyor. “Bu alan içerisinde yaparsınız” diyor. Ben memnunum yani öyle bir zorluğunu görmedik. Öyle bir şey yok ama böylelikle sizin de insanlara bakış açınız ona göre gidiyor. İnsanlarla iletişim kurmanız falan hep ona göre gidiyor. Uzun yıllardır bir aradayız ve bu çalışma stratejisi içerisinde de özellikle hem Türkiye genel siyasetinde hem de yerel siyaset içerisindeki bakış açılarını önemsiyorum. Her türlü fikre açık, yenilikçi bir belediye başkanı. O yüzden çok daha rahat projeler ortaya koyabiliyoruz.
-AK Parti’nin bir inandırıcılığı kalmadı
Bir önceki dönemlerde tabii ki bir muhalefetiniz bir muhalefet yapabiliyordu. Şu anda açıkçası onu göremiyoruz. Daha doğrusu muhalefetten kastım da “ekonomi kötü” diyoruz. Buna bir çözüm ya da bununla ilgili bir durum ortaya koyamıyoruz. Ya da küçük sanayi gündemimizde diyoruz ki tamam kabul etmiyorum ama biz bir hata yaptık diyelim. Yetki sizde. Buyurun elinizi taşın altına koyun. O da yok. Farklı farklı konular gündeme geldiği zaman da olay çok farklı bir noktaya gidiyor ve özellikle son zamanlarda işte bu gündem dışı konuşulmasın muhabbetleri... Niye konuşulmasın? Aslında biz emeklinin sorunundan, öğrencinin sorunundan, insan haklarından bahsediyoruz. Bunlar bu şehirde yaşayanların sorunu değil mi? Aslında büyük tartışmalar bu nokta içerisinde çıkıyor. Hep aynı noktada gidiyor. Kısır bir çekişme içerisinde gidiyor. Çünkü onların da aslında argümanı kalmadı artık. AK Parti'ye baktığınız zaman sokakta artık insanlara bir inandırıcılığı gelmiyor, ne yaparsa yapsınlar. İster istemez bu da meclislerine yansıyor. Tabi hep Cumhuriyet Halk Partisi'nin içerisindeki tartışmalar görünüyor. Ama aynı tartışmaların biz orada da siyasi parti içerisinde olduğunun da farkındayız. Kendi iç meseleleridir, ona girmek hoş olmaz ama özellikle onlar da bazı şeylerin farkına vardı. Özellikle bizim meclislerimiz izlendiği zaman... Şimdi onlar ekonomi iyi diyebilirler mi? Emekli maaşını 20 bin lira yapacaklar. Emekli 20 bin lirayla geçinebilir diyebilirler mi? Diyemezler. Bir inandırıcılıkları kalmadı. Bir de şehir artık her şeyin farkında. O yüzden de bu dönem biraz daha onların muhalefeti sığ geçiyor. Ama mesela bir önceki döneme göre bu dönem özellikle meclis yapımız Cumhuriyet Halk Partisi grubu içerisinde de meclis üyelerimiz çok özverili çalışıyorlar. Ben her birini ayrı ayrı kutluyorum. Çünkü her konuyla ilgili olarak hemen hemen mecliste bir gündem dışı bir şey getirebiliyorlar. Bir gündem oluşturmaya çalışıyorlar. O da aslında çok güzel oluyor. Yani biz de tek bir elden değil farklı farklı noktalardan da kamuoyunda bir gündem oluşturmaya başladık.
-Seçimde kazanamadığın yeri kağıt üzerinde yapacağın oyunlarla alamazsın
Üç dönemdir Odunpazarı'nı istiyorlar ve alamıyorlar. Aslında Eskişehir'i istiyorlar ve kaybediyorlar. İşte o sandıktaki sonuç bu. “Acaba nasıl alabiliriz”in planı bu. Daha önce de vardı bu. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde bir Yunus Emre Belediyesi'nin kurulması Eskişehir'de gündemdeydi. Ama bir kere şuna bakmak lazım: Bu kağıdı kalemi alıp da bir yerden çizgi çekerek olmuyor. Sadece belediye olarak düşünmeyeceksiniz. Burada diğer ilçe müdürlükleri, kaymakamlıklar, altyapılar vs. bunlar girici ve o açıklamanın içerisinde şöyle bir şey vardı: “Odunpazarı belli mahallelere hizmet götürüyor. Buraya hizmet götürmüyor.” Şimdi bunun mantığı bu olamaz. Seçimde kazanamadığın yeri kağıt üzerinde yapacağın oyunlarla alamazsın. İşte bütün şehir yasası bunların bir örneği. Bütün şehir yasası getirdiler. İşte “biz ilçeleri de alalım, mahalleleri de alalım” dediler. Ama sonuç ortada. Eskişehir'deki son yapılan yerel seçimde Cumhuriyet Halk Partisi'nin aldığı oyla, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin aldığı oy ortada. Artık halk bunun farkında. Bu sadece bir gündem değiştirmek, belki bir konuşulabilmek amacıyla yapılmış bir şey. Sandıkta alamadığın bir şeyi kağıt üzerinde almaya çalışmakla alakalı. Buna benzer belediye yasasının da değiştirilmesiyle ilgili bir konu gündemde. Halbuki biz, siyaset yapıyoruz. Ama siyaseti yaparken biz Emekte'de, Sultandere'de de, Erenköy'de de, oralarda da bir sürü hizmet yapıyoruz. Çok basit bir örnek mesela: Hem Karapınar'da bir dönüşüm imar uygulaması yaptık, hem de Erenköy'de bir uygulama yaptık. Bunlar hizmet değil mi? Orada çöpünü almak hizmet değil mi? Dokunmak hizmet değil mi? Belediyeleri belli yasal düzenlemelerle bir kısıtlama altına alıyorsunuz, tasarruf tedbiri diyorsunuz ve bu tasarruf tedbirini kendi belediyelerinizde uygulamazken, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde çok sıkı uygulamaya başladıyorsunuz. Böylelikle de sanki hizmet gitmiyormuş gibi görünüyor ama hizmet gidiyor. Hiç kimse dört dörtlük değildir. Ama imkanlar boyutunda o bölgelerde de çok yoğun bir şekilde hizmetler gidiyor. Nebi Bey'in açıklamaları bence kendi şahsi düşüncesi. “Acaba böyle yaparak tekrar olabilir mi? Belki yeni dönemde tekrar bir belediye başkanlığı, adaylığı gibi bir şey gündeme getirebilir mi?” diye düşünüyorum. Ama böyle bir şey mümkün değil. Velev ki üçüncü bir ilçeyi kurdular. Amaçları oraya almaksa da hiç öyle heveslenmesinler. Cumhuriyet Halk Partisi o ilçeye de bir aday çıkartır, bir belediye başkanı çıkartır, o ilçeyi de seçimde alır. Çünkü nasıl bir belediyecilik yaptığımızı insanlar görüyor.
-Küçük Sanayinin kalkması lazım
2014 döneminde de Büyükşehir Meclisi üyesiydim. Özellikle Küçük Sanayi ile ilgili olarak büyük bir uğraş yaptık. Hasan Polatkan Kültür Merkezi'nde toplantılar yapıldı. Oradaki esnaf geldi. Ama yine AK Parti siyasetçileri, o dönemin belediye meclis üyeleri farklı bahanelerle bunu reddetti. Yetki belediyedeydi o dönem içerisinde, Burhan Bey zamanından... Ama şu anda yetki Çevre Şehircilik Bakanlığı'nda. Bildiğimiz kadarıyla da Çevre Şehircilik Bakanlığı burayla ilgili şu anda bir proje çalışması yapıyor. Ama belediyenin hiçbir haberi yok. Yani neresi doğru, neresi yanlış bilmiyoruz. Bakanlık devlet eliyle burayı dönüştürsün. Hiç kimse ellerinide tutmuyor. Evet, şehrin ortasında kalan bir nokta. O dönem bazı bahaneleri vardı. İşte esnaf nasıl gidecek, usta nasıl gidecek, herhangi bir şekilde gidecek. Ama şu anda şehrin dışında birçok yedek parçacı, servis vs. var ve o şehrin ortasında kaldı. Oradaki esnaf da aslında gitmek istiyor. Çünkü bazen şunu diyorlar, buraya asfalt dökün, yatırım yapın vs. Yani kalkıp gidecek bir yerde de ufak tefek dokunuşlar yapıyorsunuz ama o para da boşa harcanacak bir duruma gelir bu sefer. Yarın bir gün “hadi kaldırıyoruz” dediğimizde her yeri yaptınız, ettiniz. Bu sefer de sıkıntı yaşanabilir. Şu an bakanlıkta bu yetki. Belediye olarak bir proje çiziliyor. Projenin ne olduğuyla ilgili olarak herhangi bir bilgi paylaşımıda bulunulmadı alan içerisine.Tabii ki müdahil olacağız. Bir planlama çalışması yapıldığı zaman Odunpazarı Belediyesi olarak geçmiş uygulamalarda olduğu gibi Odunpazarı halkının menfaatlerini koruyucu mevzuattan kaynaklanan hakkımızı kullanırız tabii ki. Daha önce de bunu toplu konut idaresiyle ilgili olan süreçlerde de yaptık. Burada da yine aynısı olur ama bir planlamanın gelmesi lazım. Hani “ben yaptım oldu” mantığının buraya olmayacağını düşünüyorum. Biz çünkü uzlaşma yöntemiyle bir şekilde onları oraya getirdik. Küçük sanayi evet kalkması lazım. AK Parti İl Başkanı en son bakanla bir fotoğraf çekmişti. Sadece fotoğrafta kalmamalı bu. Yapacaklarsa buyursunlar yapsınlar. Yapamıyorlarsa da imkanlar doğrultusunda nedir, ne değildir, nasıl bir yöntem yapılır ortak bir akılla bir çözüm mutlaka üretilir buraya da.
-Kentsel Dönüşüm projesine bir sayı olarak değil öncülük olarak bakılması gerek
Kentsel dönüşüm sistemi burada biraz daha farklı. Biz bir imar uygulaması yaptık Karapınar'da. Hatta bu arsa Toki'den satın alındı. Belediye olarak bir öncülük yaptık. Kat karşılığı arsa sahipleriyle bir anlaşma yapıldı ve burada bir inşaat başladı. Özellikle belediyenin de uhdesinde bazı şeyler kaldı. Müteahhit, arsa sahibinin de uhdesinde de kaldı. Bu bir öncelikti, “herkes bunu yapabilir” diye. Bu önceliğimiz sonrasında da bölgede bu süreç başladı. Yani müteahhitlerle anlaşmaya, arsa sahiplerinin bir takım görüşmeleri vardı. Burada özellikle şunu söyledik. “Siz burada anlaşarak kendinize uygun bir şekilde yapabilirsiniz.” ve bunun anlaşma süreçleri de başladı. O yüzden az mı? Değil. Bir devlet bütçesiyle belediye bütçesini karşılaştırıyorlar. Yani bu böyle bir şey değil. Biz burada bir imar uygulamasıyla yani uzunca bir süre yapmış olduğumuz çalışma ve meclis kararları doğrultusunda ki o dönem içerisinde birkaç defa dava açtırdılar. Yani toplu konut idaresine vesaire dava açılan süreçlerle de oldu. Bu süreçler bittikten sonra yapıldı. Ama burada bir öncülük yaptık. Buna ve benzer uygulamaları da yeni açtığımız imar yerlerinde yapacağız. Yani buna benzer inşaatlar yapılacak. Burada sadece sayı olarak değil bir öncülüktü bu. Vatandaşlarımız da artık yavaş yavaş burada kendi mülklerini değiştirebilecekler. Yani artık burada bir inşaat çalışması yapılacak. Karapınar'da yukarıya doğru çıktığınız zaman o bloklar zaten görünüyor ve oradaki o emsal ile birlikte de... “Evet bak burada yapılıyor. Burada daire satışı yapılabiliyor. İnsanlar oturabiliyor. Artık bir hayat burada devam edebiliyor”u göstermiş olduk öylelikle.
-Türkiye’de hukuk güvenliği yok
Denetimden kaçmıyoruz. Tabii ki kanunla sayıştay denetim yapacak. Mülkiye denetim yapacak. İç denetim yapılacak. Ama hukuk çerçevesinde yapılması lazım. Şimdi herkes korkuyor şu anda. Neden korkuyor? Çünkü hukuk güvenliği yok artık Türkiye'de. Hukuk güvenliği olmadığı için insanlar tedirgin burada. Normal işleyiş devam ediyor. Herhangi bir sıkıntı yok. Zaten herhangi bir şey de bulunamıyor Eskişehir belediyeleri özelinde. Ama tabii ki bir tedirginlik var. Ama bu tedirginlik yani böyle çok büyük bir tedirginlik. “Aman ben bu işi yapmayayım falan” diye değil. Bu aslında belediye bürokratının da dışarıdaki vatandaşın da kafasında şöyle bir şey var: “Hukuk güvenliği kalmadı. Yarın bir gün başıma ne gelebileceğini bilemiyorum” noktasında. Hani eskiden şu vardı “Allah adliyeye düşürmesin” derlerdi. Şu anda adliyeye yarın kimin gideceği, kimin savcının karşısına çıkacağı ya da hakimin karşısında ya da yarın bir sorgu hakiminin karşısına kimin çıkacağını bilemiyorsunuz. Sorgu tusarsız gidiyor. Ufak tefek şeyler çok büyük bir şey gibi gösteriliyor.
-Psikolojik eşiği zorlayarak denetim yaptılar
Katıldığım bir programda ben bu eleştiriyi yaptıktan sonra o ilgili müfettişler de “niye böyle söylüyorsunuz” dediler. Ama yaptılar. İşte kalem kutusunun üzerinde yazmış 300 metre. Şimdi bunu niye soruyor? Bunu işte alıyorsunuz ihaleyle. İhale şartnamesinde bunu yazıyorsunuz. Bu kalemin üzerinde gerçekten bu mu? Bu ne? Psikolojik baskı uyguluyorsunuz. Evrakları getirirken, konuşurken hitabetle. Ben o zaman da söyledim. Denetiminizi yaparsınız. Bu denetim sonrasında bir şey varsa bulgunuzu oluşturursunuz sonra ilgili kurumdan savunma istersiniz. Ama bu sadece o değil. İşte deterjan gerçekten 5 kilo mu? İşte bu inşaatın değerleri uygun mu? Değil mi? İşte farklı farklı uygulamaları özellikle psikolojik eşiği zorlayarak yaptılar. Halbuki denetim nedir? Verirsiniz evrakı, dosyayı, açar faturaya, çalışmalara bakar. Evet bu kalemi almış mısınız? Şimdi almadıysanız o zaman sıkıntı. Almışsınız, buna göre de gitmiştir. Sonuçta bu da bir kul yapımı. Bu ve benzeri uygulamaları yaptılar. Bu nedir? Tamamen psikolojik baskıyla alakalı. Şu anda hala devam ediyor. Ama mesela bence burada birazcık da tüm denetleyen ekibi yargılamak da doğru değil. Şu anda da var bir denetim. Dosyalar gidiyor, sayıştay müfettişleri inceliyor, kapatıyor. Soru soracaksa soruyor. Böyle olması lazım ama bir önceki dönemde nedense böyle bir şeyle karşılaştık.
-Doktor istiyoruz ama gelmiyor
Aslında biz bu şehre hizmet etmek istiyoruz. Yani belediye bir şeye talip olduğu zaman burada “aman bir oy gelecek, vatandaş bir şey yapacak” diye değil. Lütfü Yüksel’in bağışıyla birlikte yaşlı bakım merkezi açtık. Şu anda hakikaten de çok önemli olduğunu da görüyoruz. Yani insanlar eskiden “çocuğumu işe sok” deyip arardı. Şimdi diyor ki “bakamıyoruz, zor bir durum içerisinde, yer var mı?” diye soruyor. Buraya biz doktor istiyoruz. Yani daha bunun ötesi Sağlık Müdürü değil midir? İl Sağlık Müdürü ile görüştük. Vali Bey'in bilgisi var, kaymakamın bilgisi var, mecliste gündeme geliyor. Buraya şu anda doktor gelmiyor. Niye? Ben de hani şunu diyordum. “Ya doktor değil mi? Hani anlaşırız, birileri gelir, nakil gelir.” Yani size bir doktor kadrosunu kimin vermesi lazım? Sağlık Bakanlığının vermesi lazım. Şimdi özellikle “Odunpazarı’nı nereden bölelim?” diye düşünüleceğine burada böyle bir şey yapıldı… Vadişehir, Ihlamurkent o bölgede yoğun nüfusun olduğu bir yerde ve aile sağlık merkezi yapılabilecek çok da düzgün bir alan var. Biz sonrasında Alzheimer merkezini yapıyoruz, inşaatını yapıyoruz. Mesela buraya doktor gelmiyor. Şimdi bunun nedeni o çekişmeden dolayı değil midir? Şimdi doktor gelince vay ne güzel oldu mu diyecekler? Halbuki bu şehre hizmet ediyoruz.
Hemen belediyenin yanında bir binamız vardı. Buraya biz geçelim dedik, “adliye olacak” dediler. “Hay hay, adliyenin bir kısmını buraya geçsin” dedik. Sonrasında baktık o bina da yıkıldı. Şu an otopark olarak kullanılıyor. Ama bu kamu malı. Şimdi bunları söylediğimizde “siyaset oluyor” deniyor. Maalesef bundan bir an önce dönülmesi lazım. Biz bu şehirde yaşıyorsak orada bunların sorgulanması gerekiyor. Yani şu anda mevcut iktidara şunu demesi lazım: “Buraya doktor niye gelmiyor?” Daha bunun ötesi var mı kamuoyunda? Niye atanmıyor? Hani bize şunu deseler, “sen buraya klinik düşünüyorsun ama buranın binası uygun değil” deseler anlarız. Yok. Hala bir şey yok. Bizim mevcut elimizdeki sağlık personelimizle oradaki sağlık personeli gidiyor ama maalesef en basit şu anda karşılaştığımız durum bu. Daha önce buna benzer birçok uygulamayı yaşadık. İçlerinde iyi olan anlaşma sağlananlar var mı? Var. Ama zaten burada bir fayda olsun diye değil bu bölgenin faydasına bir çalışma yapılması isteniyor. Bazen bu zorluklarla maalesef karşılaşabiliyoruz. Bunun gibi çok sıkıntılarımız da oluyor.
Külliye meselemiz var mesela yine gündemde. Şimdi burada vakıflar bizden bir kira bedeli istiyor ama kanun diyor ki “sen kiranı bu kadar arttırabilirsin.” Atıyorum işte 10 liraysa 12 yaparsın. Vakıf 15 istiyor. Şimdi diyorsun ki “ben sana bunu verirsem kamu zararı.” Sonrasında işte dava açıyorsunuz. Mahkeme sizi haklı buluyor. Bir de durdurma alıyorsunuz. Sonra diyor ki “haklıdır”. Buna gerek var mı? Oturup konuşulamaz mı böyle bir şeyle? Şu anda mesela Şehri Derya'da ne yapılıyor? Şu anda hiç kimse bilmiyor. DSİ’nin birine verdiği, ihale ettiği falan söyleniyor. Ve çok komiktir. O dönemde yetkililerden bazıları arayıp “burayı bir temizler misiniz?” diye belediyeyi aradılar. Biz de “bizden aldınız burayı” dedik. Temizliği şimdi istiyorsunuz. Demek ki bakım durumu söz konusu değil. Sonrasında geliyor, “Odunpazarı Belediyesi ya da Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ya da altta çalışan bürokratlar herkesle kavga ediyor” diyor. Herkesle kavga etmiyoruz. Biz bu şehirde yaşıyoruz. Doğru düzgün bir şey yapılsın diye.
-Kendi binalarımızı dava yoluyla aldık
Hamam yolunda bir binayı İnhisar Belediyesi'ne vermişlerdi. “Niye biz oraya veriyoruz o binayı” deyince… Burada hakkımızı aramayalım mı? Yani sonuçta o binayı aldığımız zaman orada yine vatandaşlara hizmet edilecek. Bir halk merkezi, herhangi bir yapı vs. yapılmaz mı? Biz kendi binalarımızı dava yoluyla aldık. Düşünebiliyor musunuz? Gökmeydan Ek Hizmet Binasını -bize ait binayı- biz tekrar dava açtık. O zaman bir cemaatteydi. Dava açtık, tekrar biz bunu geri aldık. Bunlara ne gerek var? Mesela bazen düşünüyoruz. Sonuçta bu binaların oraya bir sürü insan geliyor, bulunuyor. Zaman zaman bu yaşanıyor. Yaşanmıyor değil ve aslında bu uzlaşının sağlanması lazım. Çok büyük şeyler istemiyoruz. Yani burada yaparken de bu şehrin faydasına bazı çalışmalar yapılsın diyoruz. Keyfi uygulamaların umarım yakın zamanda son bulur diye de düşünüyorum.
-Ne sıkıntılar olursa olsun artık tek yumruk olunabiliyor
Mesela İl Kongresi ile ilgili olarak şu vardı: Siyaset yapıyoruz. Burada farklı farklı gruplar olabilir. Şimdi bu siyaseti yaparken bir ekiple beraber hareket ediyorsunuz. Tabii ki belli isimler aday olmak istiyor, belli çalışmalarda bulunmak istiyor. Siz bir adayı destekliyorsunuz. Bir kere siyasette artık şundan bir kurtulmamız lazım: Sen-ben kavgasını bırakmamız gerekiyor. Bizim iktidar yolunda hareket etmemiz lazım. Bunun altını çiziyorum özellikle. Çünkü sadece bir yerde il başkanı olmak ya da işte “ben milletvekili olayım aman ne olursa olsun” mantığında bulunmak çok yanlış. Şu anda da bakıyorsunuz ki yoğun bir çalışma içerisinde. Odunpazarı seçiminde şöyle bir şeyle karşı karşıya geldik: “İşte belediye müdahale ediyor.” Ya ben siyasiyim, belediye meclis üyesiyim. Ben Rahmi Çınar'ı destekliyorum. Sen de başka bir adayı destekliyorsun. Belediye meclisinin içerisinde de vardı arkadaşlarımız farklı farklı açıklamalarda bulunanlar. Şimdi onların yaptığı siyaset olmuyor, onlar müdahale etmiyorlar. Biz oraya gittiğimiz zaman müdahale ediyorlar. Ya da herhangi bir mahalle içerisinde gidiyoruz. Sonuçta mahallede bir ekip var, o delege seçimini almak istiyor. Biz de gidip onlara yardımcı oluyoruz. Biz kimseye “belediyede iş veriyoruz” demedik. Hele bu dönem içerisinde söyledik bazı mahallelere. “Belediye çalışanı parti üyesi gerekirse gidip oy kullanmasın.” Öyle bir şey de söylemedik. Bazı belediye çalışanlarımız karşı listelerde delege adayı işte annesi babası vesaire oldu. Hiçbir sıkıntı da olmadı bile. Yani “niye böyle yapıyorsunuz” gibi bir durum da olmadı. Zaten bunu farklı bir noktaya getirmeye çalıştılar. İşte “mobbing yapılıyor” vesaire diye. Yok öyle bir şey de olmadı. Öyle bir zorlama mantığında da gidilmedi. Ama niye işte o birebir ilişkiler belki kuruldu. Çünkü siyaset çok farklı. Yani bu dönem bir grupla hareket edersiniz. Yarın bir gün karşı karşıya gelirsiniz. Geçen dönem karşınızda olan bazı gruplarda “destekler misiniz” diye gittiğimizde “tabii ki, beraber yol yürüyebiliriz” dedi. Belki o başka birisine kızmış. Öbürüne kızmış ya da onunla beraber gelmiş. Cumhuriyet Halk Partisi’nde işte bunlar çok olan şeyler aslında. Ama şöyle de bir durum var: Ne kadar çok kızarsanız kızın ya da kavga ederseniz konu parti olduğu zaman da orada bir tek yumruk olunuyor artık. Yani bazı konularda tek yumruk olunabiliyor.
-PM tartışmaları doğru değildi
Parti Meclisi bizde en yetkili karar organı baktığınız zaman. Tabii ki herkes ister, “bir görev alayım parti meclisinde bulunayım” diye. Tabii Kurultay Delegesi değilim. Delegeler ayrı ayrı toplantılar yaptılar. Ama resmi olarak isimler geçti mi? Geçti. Ama resmi olarak ben açık kaynaklarda hani “ben de adayım” diye bir ifade duymadım. Aslında Eskişehir orada temsil ediliyor. Bir kere milletvekillerimiz, Gençlik Kolları MYK'da bir arkadaşımız, Kadın Kolları Genel Merkezinde MYK'da bir arkadaşımız var. Yani bunlar orada temsil ediliyor. Ama bu dönem parti meclisi şöyle oldu. Yani “parti meclisine gireyim oradan milletvekili olurum” düşüncesi mi vardı acaba? Ya da “buradan bir PR mi elde edebilirim” gibi bir durum mu söz konusuydu? Zaman zaman “olabilirim, olsam mı, olmasam mı” diyenler oldu. Zaten tüzük o kadar rahatlattı ki, o imza sayıları azaldı, %10'lar artık 5'lere düştü vs. Olmak isteyen gidip aday olabilirdi. Eskişehir'de bir parti üyemiz parti meclisine aday oldu. Delegeler gitti. Ona aday olsun diye imza verdi. Kendince çalıştı baktığınız zaman. Ama şöyle bir olay var: Biz Ağrı'daki il örgütünü de İstanbul İl Örgütü'nü de diğer yapıları da bilmemiz ve tanımamız gerekiyor. Orada zaman zaman Samsun'la ilgili bir şey konuşulurken de iyi kötü parti meclisindeki arkadaşların şu an mevcutların bilmesi ya da farklı bir duruma gelmesi gerekiyor. Bu dönem baktığımız zaman genel merkezde bu sayı 80'e çıktı. Onun dışında Cumhurbaşkanlığı İletişim Ofisi kapsamında kuruldu. Alt çalışma grupları da olacak bu süreç içerisinde. Gölge Bakanlıkları... Yani sadece parti meclisiyle Eskişehir orada temsil edilmez. Üç belediye başkanı özellikle merkezde kırsallar haricinde Ankara'da bir ağırlıkları var. Yani burada “parti meclisine işte biri giremedi, bunların karşılığı yok” gibi bir söylem çok yanlış. Divan Başkanlığı da büyüktü. Divan Başkanlığı'nın Eskişehir'in hiç ağırlığı olmasa, Eskişehir'i kimse tanımasa Divan Başkanlığı olur muydu? Ve o kadar da iyi bir divan yönetimi oldu ki orada. Çünkü salonda dolaşıyorsunuz. İşte tanıdığınız insanlar, tanıdığınız isimler var. Gayet güzel ve iyi bir divan yönetimi olduğunu söyledi burada bakıldığında. Üç milletvekilimiz, merkez belediye başkanımız, kırsal belediye başkanlarımız var. Eskişehir'in Ankara'da bir karşılığı var. Parti meclisi bir anlık bir görev içerisinde ama onun dışında da bir karşılığı var. O yüzden Eskişehir'de işte bu siyasi söylemler vardı. Ama bu dönem çok farklı bir noktaya geldi. Ama ben açıkçası söyleyeyim yani “ben net istiyorum” diyeni de duymadım. Sadece gazetelerde okudum. Yani şöyle bir şey olsa; “adaydım ama beni desteklemediler. Adaydım şunu söyledim” dese olabilirdi. Ama bence o tartışmalar çok doğru bir tartışma değildi o dönem içerisinde.
-Şu anki hedefimiz Cumhuriyet Halk Partisi'ni iktidar yapmak
Evet bu düşünceler güzel düşünceler. Ama “illa ben olayım” mantığının içerisine girerseniz olmaz. Ben hep şöyle diyorum: İnce bir çizgi var. O çizginin ne tarafından baktığınızla alakalı. Siyaseti sadece ben değil herkes bir hedef için yapar. Zaten hedefiniz olmadan yoksa siyaset yapmayın. Yani bu partiyi iktidara taşımak olabilir, kişisel hareketler olabilir, bir şeyler olabilir. Hedefler ile beraber… Tabii ki benim de bazı hedeflerim var, siyaset. Tek bir hedefimiz var şu anda. Cumhuriyet Halk Partisi'ni iktidara taşımak. Evet bu düşünceler böyle düşünceler var. Ama bu düşüncelerin dışında da “hemen yarın olsun, ben böyle bir şey yapayım, şöyle olsun” diye değil. Türkiye'deki o Türk siyasetinde 24 saat çok uzun bir süre. O 24 saat içerisinde ne olacağını bilemezsiniz. O yüzden bir hedefimiz tabii ki var. “Emre Genç olarak hedefiniz nedir” dediğinizde. “Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olsun” derim. Belediye başkanlarımız haksız yere tutuklu. Şimdi burada iddianame boş çıktı. Farklı farklı noktalara getirmeye başladılar. Haksız, hukuksuz bir sürü uygulamalar, ekonomik kötü sıkıntılar var. Demokrasiden yana artık sıkıntılarımız ortaya çıkmış. Cumhuriyet Halk Partisi bu süreç içerisinde iktidar olmalı. Cumhuriyet Halk Partisi zaten eğer iktidar olamazsa işte o belediye başkanı bir milletvekili olmuş falan yani bu çok doğru bir yaklaşım değil. O doğrultuda hareket ediyoruz. Tabii ki siyasi hedefler olur. Ama gün ne gösterir, ne zaman olur onu bilemem. Zaman zaman böyle söylemlerle karşılaşıyorum. Ama bunun şimdiden, bazı isimlerin konuşulmasını doğru bulmuyorum. Yarın bir gün ne olacağı belli değil. Bizim şu anda daha çok uzun yolumuz var. İşte bir an önce erken seçimin yapılması, özellikle iktidar değişikliğine gidilmesi, işte parti programı açıklandı, bununla ilgili çalışmaların yapılması bunları hep önemsiyorum. O yüzden yarın bir gün neyle karşılaşabilirsiniz bilemem. Ama şunu net söylüyorum: Siyaset bir hedef uğruna yapılır. Şu andaki hedefimiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olması, kişisel hedefler değil. Burada öncelikle genel parti menfaati ön planda. Ama dediğim gibi en başında da söyledim ben siyaset yapmayı seviyorum. Yapmaya da devam edeceğim.





