Yönetmelikte cemevlerinin; kütüphane, müze, sergi salonu, tiyatro, sinema ve konser salonları gibi kültürel tesislerle aynı kategoride değerlendirilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade eden Uysal, Alevilerin kurumsallaşmış bir ayrımcılığa maruz bırakıldığını bir kez daha ortaya konduğunu vurguladı. Uysal, “Aynı planlarda cami, kilise ve sinagog açıkça ibadethane olarak yer alırken, ibadethanelerimiz olan cemevlerimizin maalesef ki İbadet Alanları başlığı altında tanımlanmaması, ülkesini canından çok seven Alevi- Bektaşi toplumunu çok üzmüştür. Anayasanın kendilerine yüklediği tüm ödevleri başta askerlik olmak üzere yerine getiren, vergisini ödeyen Alevi- Bektaşi kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, kurumsallaşmış bir ayrımcılığa maruz bırakıldıklarına bir kez daha tanık olmaktadırlar. Buradan açıkça ifade ediyoruz ki Cemevleri ibadethanedir. Yönetmeliklerdeki bu inkâr ve ayrımcılık kabul edilemez” dedi.
Cemevlerinin ibadethane olarak tanımlanmaması, eşit yurttaşlık temelinin zedelemektedir
Uysal, yapılan sınıflandırmanın sadece teknik bir düzenleme olmadığına belirterek, bu tercihin Aleviliği bir inanç sistemi olarak değil, folklorik veya kültürel bir unsur olarak görme yaklaşımını yansıttığı vurguladı. Uysal, “İmar planlarında yapılan bu sınıflandırma sadece teknik bir detay değildir. Zira bu tercih ile Aleviliğin bir inanç olarak değil, folklorik ya da kültürel bir unsur olarak görüldüğü resmi kurumlarca bir kez daha hukuka aykırı olarak ilan edilmektedir. Bir yandan ‘Cemevlerine hukuki ve resmi statü kazandırıyoruz’ denirken, diğer yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkeme Kararları da yok sayılarak, yürürlükteki teknik ve hukuki mevzuatlarda cemevlerinin ibadethane olarak tanımlanmaması, maalesef ki samimiyetin sorgulanmasına ve eşit yurttaşlık temelinin zedelenmesine, inanç özgürlüğünün engellenmesine yol açmaktadır.





