“Başarılı olursak sevabına talibiz”

1995’ten bu yana faaliyetlerini sürdüren Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanlığı görevine seçileli yaklaşık bir buçuk ay oldu. Bu süre sizin için nasıl geçti?

Biz bu göreve hizmet için aday olduk. Seçim sürecini de hizmet etmeye koşan bir ekiple birlikte yürüttük. Zaman zaman uzun saatler süren toplantılar yaptık, yoğun bir emek ortaya koyduk. Tüm bu çabanın karşılığında hissettiğimiz manevi haz, bizi fazlasıyla mutlu etti. Bu yola çıkarken hayallerimiz ve projelerimiz vardı. Başarılı olursak bunun sevabına talip olduk. Enerjisi yüksek, maddi ve manevi anlamda fedakarlık yapmaya hazır bir yönetim kurulumuz var.

“İhtisas komisyonları kuruldu, çalışmalar başladı”

Göreve gelir gelmez, daha önce bulunmayan ihtisas komisyonlarını hayata geçirdiniz. Bu komisyonlar, vakfa ne tür katkılar sunacak?

Bir yerde başarıdan söz ediyorsak, bunun tek bir kişiyle mümkün olmadığını biliyoruz. Ancak hep birlikte hareket eder, herkes elini taşın altına koyarsa başarıya ulaşabiliriz. Bu anlayışla, ihtisas komisyonları kurmak seçim sürecindeki taahhütlerimiz arasında yer aldı. Şuanda her ihtisas komisyonunda en az üç-dört yönetim kurulu üyemiz görev alıyor. Bunun yanı sıra, ilgili alanlarda vakıf üyelerimiz bulunuyor. Sadece vakıf üyeleriyle sınırlı kalmadık. Alevi –Bektaşi olmayan, ancak kültürümüze ve inancımıza saygı duyan, bizimle benzer değerleri paylaşan dostlarımız da bu komisyonlarda yer alıyor. Bilim Kurulu’nda şu an 20’nin üzerinde akademisyen bulunuyor. Bunların büyük bir bölümü profesör ve doktor unvanına sahip… Komisyonlarımız ilk çalışmalarına başlamış durumda. Bu yapılarda fikir ve iş üretilecek, araştırmalar yapılacak ve somut projeler ortaya konulacak. Projeler belirli bir olgunluğa ulaştığında taslaklar yönetim kuruluna sunulacak. Yönetim kurulunun uygun görmesi halinde, ilgili komisyon proje çalışma grubunda da aktif görev alacak ve süreci birlikte yürüteceğiz.

“Aslanla ceylanın yan yana durabildiği bir düzeni düşlüyoruz”

Siz, Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın temel misyonunu nasıl tanımlıyorsunuz?

Hacı Bektaş Veli, insanı merkeze alan, son derece güçlü ve evrensel öğretilere sahip büyük bir bilim insanı ve aynı zamanda bir inanç önderidir. Onun temel hayali; güzel, ahlaklı insanın yetişmesi ve hatta aslanla ceylanın bile aynı ortamda, barış içinde yaşayabildiği bir kardeşlik düzeninin kurulmasıdır. Vakfımızın tüzüğü, kurucumuz merhum İrfan Çetinkaya ile Köy Enstitüleri mezunu olan, vakfımızın iki numaralı üyesi İlyas Küçükcan ve arkadaşları tarafından büyük bir emekle hazırlanmıştır. Vakfımızın temel misyonu da tüzüğümüzün üçüncü maddesinde açık ve net biçimde ifade edilmiştir. Ana amaç; Hacı Bektaş Veli’nin düşüncelerini, öğretilerini ve felsefesini, insan sevgisi temelinde tanıtmak, yaşatmak ve geliştirmektir.

“Eskişehir’de güçlü ve örgütlü bir yapımız var”

Eskişehir’de Alevi-Bektaşi inancına sahip kaç köy bulunuyor? Bunun yanı sıra, vakfınıza bağlı ya da vakfınızla ilişkili kaç dernek faaliyet gösteriyor?

Eskişehir’de 39 Alevi-Bektaşi köyümüz, toplamda ise 34 Alevi-Bektaşi derneğimiz bulunuyor. Bu yönüyle Eskişehir’de, örgütlü bir yapıya sahibiz. Elbette bu derneklerin her biri kendi alanlarında önemli çalışmalar yapmış. Ancak bugüne kadar tamamını bir çatı altında toplayan, uzun soluklu, sürdürülebilir bir diyalog ve işbirliği zeminin yeterince oluşmadığını görüyoruz. Biz de bu düşünceyle geçtiğimiz hafta 34 dernek başkanımızı vakıf binamızda misafir ettik. Kendilerine birlikte proje üretebileceğimizi, her fikre açık olduğumuzu ifade ettik. Ayrıca ihtisas komisyonlarımızdan birinin “dernekler ve STK’lar Komisyonu” olduğunu, bu komisyona üye verebileceklerini, sorunları birlikte tespit edip yine birlikte çözüm yolları arayabileceğimizi konuştuk. 34 dernek başkanımızın ve vakıf yöneticilerimizin yer aldığı ortak bir WhatsApp grubu da kurduk. Böylece iletişimi sürekli ve canlı tutabiliriz.

Gizli saklımız yok, Cemevlerimiz herkese açık

Eskişehir, farklı kültür gruplarının bir arada yaşadığı bir kent… Bu bağlamda Alevi-Bektaşi kimliği Eskişehir’de nasıl bir karşılık buluyor?

Eskişehir çok özel bir yer, halkı da çok özel bir halk. Yalnızca burada doğup büyüyenlerden değil, Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanlardan oluşan bir kent. Eskişehir aynı zamanda bir hoşgörü şehri... Biz yıllardır bu kentte sevgi ve saygı içerisinde yaşadık. Demokrasinin gereği olarak farklı siyasi görüşlere sahip insanlar var; ancak hep bir aradayız ve birbirimize saygı gösteriyoruz. Türkiye genelinde Alevi-Bektaşi toplulukları bağlamında bakıldığında Eskişehir şanlı kentlerden bir tanesidir.

Buna rağmen toplumun bir kesimi tarafından, kimi zaman cehaletten, kimi zaman da kasıtlı olarak, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı tarikatlar ya da tarikat üyeleri üzerinden Alevi-Bektaşi toplumuna yönelik bazı önyargılar oluşabiliyor. Bize düşen görev, herkese eşit mesafede insan sevgisiyle yaklaşmak; din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın bu anlayışı sürdürmektir. İnancımızı ve kültürümüzü doğru bir şekilde anlatmak da bizim sorumluluğumuzdur. Biz bu yönde adımlar atmaya başladık ve bundan sonra da devam edeceğiz. Bağnaz bir kesim tarafından Müslüman olup olmadığımızın sorgulanması, cenaze namazı kılıp kılmadığımız ya da cenazelerimizi nasıl kaldırdığımız gibi uç örneklerin gündeme getirilmesi, her ne kadar az sayıda insan tarafından dile getirilse de bizi rahatsız ediyor. Çünkü bunlar gerçeği yansıtmıyor.

Bu noktada, ya o insanlara doğru şekilde dokunamadığımızı ya da doğru bilgilenmelerini sağlayamadığımızı düşünüyoruz. Bizim gizli saklı hiçbir şeyimiz yok. Vakıf binamızda bir cemevimiz var ve cemevimizi tüm Eskişehir halkına açıyoruz. İster Alevi ister Sünni olsun, herkesi cem ibadetimizi izlemeye davet ediyoruz. Allah’a ulaşmayla ilgili ritüellerimizi gelip gözlemleyebilirler. Türkiye geneline kıyasla Eskişehir iyi bir noktada; ancak daha da iyi olması için çalışıyoruz.

“Alevi-Bektaşiyim” demek hala zor…

Eskişehir örneğinde önyargı ve cehaletten söz ettiniz. Türkiye genelinde ise Aleviler uzun yıllardır bir kimlik mücadelesi veriyor ve geçmişte çok ağır acılar yaşandı. Bu tablo içinde bugün bir Alevi yurttaş kimliğini açıkça ve güvenle ifade edebildiğini söylemek mümkün mü? Bu korku devam ediyor mu?

Henüz istediğimiz seviyede değiliz; bu korku hala var. İstediğimiz noktaya ulaşana kadar da mücadelemiz sürecek. Biz bu ülkenin öz evlatlarıyız, bu devlet bizim devletimiz. Bizim insanımız çok milliyetçidir. Alevi-Bektaşi toplumu olarak bu ülkeye hizmet etmeye gayret eden, Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve bayrağına en saygılı, en çok sahip çıkan topluluklardan biriyiz. Bu nedenle var olan kötü algıların da yıkılması gerektiğine inanıyoruz. “Alevi-Bektaşiyim” demenin daha kolay ve güvenli hale gelmesi gerekiyor. Biz de bunun için çaba sarf ediyor, bu yöndeki mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.

“Mevcut hükümet kapıyı araladı; kapının aralanması temkinli bir iyi niyet yaratıyor”

Bu çabaların devlet politikalarıyla desteklenmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Konu hala siyasi bir malzeme olarak kullanılıyor ve Diyanet, yüz milyarlarca liralık bütçesine rağmen Aleviliği sadece ‘kültürel bir unsur’ olarak ele alıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugüne kadar iktidarlar Alevileri yok saydılar. Ancak bizim toplumumuz örgütlenip sorunlarını doğru şekilde ifade ettiğinde artık görmezden gelmeleri mümkün olmayacak. Şu anda en azından mevcut hükümetimiz bu bağlamda kapıyı araladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Daire Başkanlığı oluşturuldu; ancak cemevlerini hala kültür merkezi olarak görüyorlar. Oysa cemevleri bir ibadethanedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuyla ilgili çok sayıda kararı bulunuyor ve bu kararların iç hukuk kuralı olarak uygulanması gerekiyor. Ancak bundan imtina ediliyor. Bu nedenle içimiz tam olarak sinmiyor; fakat kapının en azından bir parça aralanmış olması temkinli bir iyi niyet duygusu yaratıyor. Bizim düşüncemiz, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı, özerk bir pozisyonda olması yönünde. Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturulan bu daire başkanlığının çok komik bir bütçesi var. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesinin neredeyse yüzde 1’i kadar... Bu durum da içimize sinmiyor.

“Burası siyaset üstü bir yerdir, siyaseti buraya sokmayacağız”

Siyasetten söz etmişken, Türkiye’de Alevi-Bektaşiliği temsil eden dernek ya da vakıflar siyasetle mesafesini gerçekten koruyabiliyor mu, yoksa siyasi partilerin arka bahçesi haline mi geliyor?

Belli kesimler Alevi-Bektaşileri bazı siyasi partilerin arka bahçesi gibi görüp düşünebilir. Oysa burası insan sevgisinin hakim olduğu özel bir kurumdur; Hacı Bektaş Veli’nin evidir. Cemevimiz var ve buraya siyasetin asla girmemesi gerekir. Biz göreve geldikten sonra aldığımız karar şuydu: “Burası çok özel ve siyaset üstü bir yerdir. Siyaseti katiyen buraya sokmayacağız ve tüm siyasi partilere eşit mesafede olacağız.” Farklı siyasi görüşlerin bulunması doğal; bu demokrasi gereğidir. Alevi-Bektaşi inancındaki köylerimizde de farklı siyasi görüşlere sahip insanlar vardır. Ancak bu çatının altında bizim gündemimiz sadece buradaki ve insanlığa karşı görevlerimizdir. Siyaseti konuşmayacağız.

“Belediyelerden hep destek gördük”

Eskişehir’de yerel yönetimlerin Alevi kurumlarına yaklaşımını yeterli buluyor musunuz? Yerel yönetimlerden beklentileriniz nelerdir?

Mevzuatların el verdiği ölçüde bizlere destek olmaya gayret ediyorlar. Geçmiş dönemlerden de bildiğim üzere, siyasi parti ayrımı gözetmeksizin Eskişehir’deki belediyelerimiz her zaman imkanları dahilinde yanımızda olmuştur. Merkezdeki üç belediye başkanımız da aynı anlayışla, ihtiyaç duyduğumuz her anda mevzuat çerçevesinde destek sunmaktadır. Nitekim geçtiğimiz haftalarda Zülfü Livaneli ile “Anadolu Hümanizmi” başlığı altında gerçekleştirdiğimiz söyleşide de başta Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız Ayşe Ünlüce olmak üzere, diğer iki belediyemiz bu sürece mevzuatları ölçüsünde katkı sağlamıştır.

“Üyelik keyfi değil, kurallara bağlıdır”

En çok merak edilen konulardan birisi de Vakfa üyelik meselesi. Eskişehir Hacı Bektaş Veli Vakfı’na üyelik süreci nasıl işliyor? Herkes üye olabiliyor mu?

Vakfımızın anayasası niteliğindeki metin, vakıf tüzüğümüzdür. Tüzüğümüze göre üyelik süreci şu şekilde ilerlemektedir: Üyelik başvurusu yapacak kişinin, mevcut iki vakıf üyesinin referansıyla yönetim kuruluna müracaat etmesi gerekmektedir. Yönetim kurulu, başvuruya ilişkin gerekli incelemeleri yaptıktan sonra üyeliği uygun görmesi halinde, vakıf mal varlığının üye tam sayısına bölünmesiyle belirlenen ve her yıl güncellenen tutarı, üye adayından emanet olarak almaktadır. Yönetim kurulu ayrıca bu üyelik kabulünü, yapılacak ilk genel kurulun onayına sunmaktadır.

“295 üye var ama kadın temsili eksik”

Şuanda vakfın ne kadar üyesi var?

Şu anda vakfımızın 295 üyesi bulunuyor. Yaklaşık altı yıldır, yani bizden önceki üç dönemde herhangi bir üye kabulü yapılmamış. Bu konu, yönetim kurulunda bir gündem maddesi olarak da ele alınmadı. Bunun temel nedeni, öncelikli ve acil olarak takip edilmesi gereken başka işlerimizin bulunmasıydı. Bu konuyu bana soranlara ise açık yüreklilikle şunu söylüyorum: Hacı Bektaş Veli’ye “Kadın kimdir?” diye sorulduğunda, “Eşitimdir” demiştir. 800 yıl önce Alevi-Bektaşi öğretisinde kadın ve erkek eşitmiş. Seçim çalışmalarına başlarken vakfımızdan üye listesini aldık ve incelediğimizde, bu eşitliğin üye yapısına yeterince yansımadığını net biçimde gördük. Bana kalırsa, eğer vakfımıza yeni üyeler kazandıracaksak; bu inanca, bu kültüre ve vakfımıza hizmet edecek kadınlarımızın sayısını artırmamız gerektiğine inanıyorum. Bu da benim şahsi görüşümdür.

“Burası 295 üyenin değil, tüm Eskişehir halkının yeri”

Vakıf şu anda hangi çalışmalar üzerinde yoğunlaşıyor? Önümüzdeki dönemde öncelikli hedefleriniz neler olacak?

Vakıf binamızın içerisinde bir cemevimiz bulunuyor. Cem ibadetlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için dedelerimizin istek ve taleplerini yerine getirmeye özen gösteriyoruz. Bu kapsamda İnanç Komisyonumuzu topladık. Komisyonumuzda, Eskişehir’de yaşayan ve görev yapan tüm dedelerimiz yer alıyor. Bundan sonraki inanç hizmetlerini de ortak akılla, hep birlikte yürütme arzusundayız. Binamızın giriş katında bir yemekhanemiz, yönetimin bulunduğu katta ise altı kişilik bir misafirhanemiz bulunuyor. 70 öğrencimize burs sağlıyoruz; bu sayıyı artırmayı özellikle arzu ediyoruz. Bunun yanı sıra, ihtiyacı olan dernek ve gruplara kurs ve etkinlikler için salonlarımızı tahsis ediyoruz. Biz burayı yalnızca bir bina olarak görmüyoruz. Burası Eskişehir halkının tamamına ait bir mekandır. Her santimetrekareyi değerlendirmek, vakfı yaşayan bir yapıya dönüştürmek istiyoruz. İnsanların içeri girerken de, buradan ayrılırken de yüzlerinde bir gülümseme olsun istiyoruz. Bu anlayışla çalışıyoruz. Altını özellikle çizmek isterim ki; burası sadece 295 üyenin değil, tüm Eskişehir halkının evidir.

“İnsan diyoruz, dostluk diyoruz, can canadır”

Kutuplaşmanın bu denli arttığı bir dönemde, Alevi-Bektaşi öğretisi toplumsal barışa nasıl bir katkı sunabilir?

Çok katkısı olabilir. İnsan diyoruz, dostluk diyoruz, arkadaşlık diyoruz; “can canadır” diyoruz. Yan yana duralım, birbirimize sarılalım diyoruz. Birbirimizi sevdiğimizi davranışlarımızla ve söylemlerimizle gösterelim diyoruz. Hacı Bektaş’ın öğretilerinde olduğu gibi, aslanla ceylanın bir arada yaşamasını; birbirimize hoşgörüyle bakmayı öğütlüyoruz. Toplumun bugün bu öğretiye ihtiyacı var. Bizler de bu öğretileri insanlarımıza hatırlatmak için çabalıyoruz.

Kaynak: Ayşe Kaytan Uçak