Sosyal medyanın her yaştan ve her görüşten insanın buluştuğu kontrolü zor bir alan olduğunu belirten Birsen, en korunmasız grubun 15 yaş altı çocuklar olduğunu vurguladı. Birsen, “Sosyal medya, her yaştan ve her düşünceden insanın bir araya geldiği ortak bir mecra olduğu için denetlenmesi oldukça zor bir platformdur. Bu ortamda en korunmasız grup ise 15 yaş altındaki çocuklardır. Çocukları korumaya yönelik bir girişimde bulunulması kesinlikle doğru bir adımdır” dedi.
Sosyal medya ortamı çocukların gelişim düzeyine uygun bir alan değildir
Dünyada da çocuklara sosyal medya yasaklama eğilim bulunduğunu ifade eden Birsen, akademik araştırmaların çocukların sosyal medya ortamında korunmaya ihtiyaç duyduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Birsen, “Dünyada da bu yönde bir eğilim ortaya çıkmıştır. Akademik araştırmaların ve elde edilen bulguların gösterdiği üzere, çocukların bu mecrada korunmaya ihtiyaçları vardır; çünkü sosyal medya ortamı onların gelişim düzeyine uygun bir alan değildir. Bu nedenle, belirli sınırlandırmaların getirilmesi artık bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görülmektedir. Avustralya’da başladı, Avrupa’da sıklıkla tartışılıyor. Amerika’da çok yapılmış araştırmalar, davalar var, örnekler var” ifadelerini kullandı.
Çocukların davranış biçimleri tüketimi körüklüyor
Çocukların tüketim alışkanlıklarının hem kendilerini hem de ailelerini etkilediğini belirten Birsen, bu durumun büyük bir pazar oluşturduğunu ve sınırların olmamasının ciddi bir sorun yarattığını belirtti. Birsen, konuşmasında şu ifadelerle sürdürdü:
“Sosyal medya şirketlerinin algoritmalarının özellikle bu yaş grubuna odaklandığını biliyoruz. Çünkü bu çocukların davranış biçimleri tüketimi körüklüyor, aileleri tüketime teşvik ediyor, çocukları tüketime teşvik ediyor. Dolayısıyla bir pazar ortaya çıkmış durumda. Burada sınırların olmaması ciddi bir problem. Bu yüzden de ideal olarak burada bir sınırlandırma getirilmesi doğru.”
Kimlik doğrulama ve kişisel veriler tartışması
Türkiye’de de gündemde gelen Kimlik doğrulayarak sosyal medya kullanımıyla ilgili yasa taslağına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Birsen, sosyal medya şirketlerinin hangi yükümlülükleri üstleneceğinin netleşmesi gerektiğini vurguladı. Birsen, “Bizim de önümüzde böyle bir yasa taslağı bulunuyor ve bu taslakla birlikte bir düzenlemenin hayata geçirileceği anlaşılıyor. Ancak sosyal medya şirketlerinin bu taslak kapsamında hangi yükümlülükleri üstleneceğinin daha açık ve net bir şekilde ortaya konulması gerekiyor. Bu sürecin nasıl yürütüleceği önemli bir soru işareti olarak karşımızda duruyor. İlk gündeme gelen konu ise kimlik doğrulama sistemi oldu. Bu sistem kimleri kapsayacak? Sadece belirli bir yaş grubuyla mı sınırlı olacak, yoksa her yaştan vatandaşı mı içerecek? Ayrıca kapsamı ve içeriği ne olacak? Tüm bu başlıkların netleşmesi ve kamuoyuna açık biçimde anlatılması gerekiyor” söyledi.
Yasa taslağı ciddi tartışmaların önünü açacak gibi duruyor
Anonimliğin internet kültürünün bir parçası olduğunu vurgulayan Birsen, anonimliğin bazı bilgilerin ortaya çıkarılmasını ve bu bilgileri paylaşanların korunmasını sağladığını ifade etti. Birsen konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:
“Anonimliğin ortadan kalkması ciddi tartışmalara yol açabilir. Bir yandan anonimlik, bazı bilgilerin kamuoyuna açıklanmasını ve bu bilgileri ifşa eden kişilerin korunmasını sağlayan bir mekanizma olarak işlev görüyor. Bu noktada taraflar ortaya çıkıyor: Bir kesim bilgilerin açığa çıkmasını istemezken, diğer bir kesim kamu yararı adına bu bilgilerin paylaşılmasını savunuyor. Bu gerilim üzerinden yeni suç isnatları ve hukuki tartışmalar da gündeme gelebiliyor. Dolayısıyla düzenleme bir yönüyle olumlu sonuçlar doğurabilecek nitelikte görünse de, diğer yönüyle ciddi tartışmaların önünü açacak gibi duruyor. Meclis’ten nasıl bir şekliyle geçeceğini ise süreci izleyerek göreceğiz.
Medya okuryazarlığı şart ama tek başına yeterli değil
Kısıtlama yerine sosyal medya okuryazarlığı eğitiminin daha doğru olup olmayacağına ilişkin soruya da yanıt veren Birsen, sosyal medya okuryazarlığı eğitimin tüm vatandaşlara mutlaka verilmesi gerektiğini ancak tek başına yeterli olmayacağını belirtti. Birsen, “Sosyal medya okuryazarlığı eğitimi verilse dahi bir kısıtlamaya ihtiyaç var. Sosyal medya yasağı değil, teknoloji kullanımıyla ilgili birtakım kısıtlamaların ailelerin çocuklara getirmeleri lazım. Çünkü teknolojinin yoğunluğu, çocukların hayatındaki yoğunluğu, hepimizin hayatındaki yoğunluğu çok arttı. Asosyal bireyler yetiştiriyoruz. Kontrolsüz bir ortamda çocuklarımızı serbest bırakıyoruz. Dolayısıyla bunların hepsinin bir birlikte düşünülmesi gerekiyor” söyledi.
Sosyal medya doğru kullanılırsa öğretme gücü çok yüksek
Sosyal medyanın öğretme gücünün çok yüksek olduğunu vurgulayan Birsen, dijital ortamda şiddet, dolandırıcılık ve uygunsuz içeriklerin yaygınlığının da olduğunu ifade etti. Birsen, “Teknoloji ve araçlar başlangıçta belirli bir amaç için üretilir, ama kullanıcılar onları farklı amaçlarla da kullanır. Sosyal medyada dolandırıcılıktan cinsel içeriklere kadar pek çok olumsuz kullanım görülüyor. Çocuğunuzu sokakta takip edebilirsiniz; kimlerle oynadığını, nerede olduğunu bilirsiniz. Ama dijital platformlarda kimlerle konuştuğunu, neler izlediğini ve öğrendiğini göremezsiniz. Sosyal medya doğru kullanılırsa öğretme gücü çok yüksek yabancı dil öğrenimini hızlandırabilir, ama yanlış veya rehbersiz kullanımda yanlış bilgiler de edinebiliyorlar” dedi.
Yasa ile işin çözüleceğine inanmıyorum
Artan akran zorbalığı, mobbing iddiaları ve akademik başarıdaki düşüş ihtimalinin de detaylı biçimde araştırılması gerektiğini vurgulayan Birsen, Yasal düzenlemenin mantıksal olarak doğru bir adım olduğunu ancak tek başına yeterli olmayacağını belirten Birsen, sürecin akademik çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini söyledi. Birsen, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Eskiden duyduğumuzdan daha fazla mobbing ve akran zorbalığı iddialarıyla karşılaşıyoruz; bu konu çok sık tartışılmaya başlandı. Bunları ciddi şekilde değerlendirmemiz lazım. Sosyal medyada çocukların gördüğü rol modeller neler? Bu rol modeller suçun küçük yaşlara inmesine neden olabilir mi ya da onlara yol gösteriyor olabilir mi? Bunları konuşmamız şart. Yasayı çıkarmak teknik olarak mantıklı; bu açıdan destekliyorum. Ancak altını nasıl dolduracağız, neleri sınırlayacağız, yasa yeterli olacak mı? Başka hangi önlemleri almalıyız? Medya okuryazarlığını nereden başlatıp nereye kadar sürdürmeliyiz? Bunlar birkaç sempozyumun konusu olmalı. Akademi bunu mesele edinip tartışmalı, yazılar yazmalı, disiplinler arası çalışmalar yapılmalı. Yasayı çıkaralım ama süreci ciddi şekilde birlikte ele almalıyız. Bu bir hükümet veya devlet politikası olarak ele alınmalı. Sadece yasa ile işin çözüleceğine inanmıyorum; bir adım olur ama etkisi ne kadar olur, bunu bilmiyoruz.”





