İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Orkun Kılıç, Eskişehir’de yürütülen yapı envanteri çalışmasında 52 bin binanın incelendiğini belirterek yaklaşık 5 bin binanın acilen dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Kılıç, yapı envanteri çalışmasının sağlamlık analizi olmadığını vurgularken, binalarının depreme karşı dayanımını öğrenmek isteyen vatandaşların performans analizi yaptırması gerektiğini ifade etti.
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Orkun Kılıç, Eskişehir’deki yapı stoku, kentsel dönüşüm çalışmaları ve binaların depreme karşı dayanıklılığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Eskişehir’de yapı envanteri oluşturmak amacıyla 24 Nisan 2023’te başlayan saha çalışmalarının Ağustos 2024’e kadar sürdüğünü belirten Kılıç, projede 16 inşaat mühendisinin görev aldığını, ayrıca 12 akademisyenden oluşan bir bilim kurulu kurulduğunu kaydetti.
Çalışmada 6306 sayılı Kanun kapsamında kullanılan hızlı değerlendirme yönteminin uygulandığını aktaran Kılıç, elde edilen verilerin belediyenin hazırladığı Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi’ne temel oluşturacağını söyledi. İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında da yapı envanterinin çıkarılmasının belediyelere görev olarak verildiğini belirten Kılıç, çalışma sonucunda Eskişehir’de yaklaşık 5 bin binanın acilen dönüştürülmesi gerektiğinin öngörüldüğünü ifade etti.
“Eskişehir’de durup dururken çökebilecek bir yapı bildiğimiz kadarıyla yok”
İstanbul’un Maltepe ilçesinde 7 katlı bir binanın kendiliğinden çökmesinin ardından Eskişehir’de benzer bir risk bulunup bulunmadığına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıç, mevcut çalışmanın herhangi bir binanın kendiliğinden çöküp çökmeyeceğini belirlemek amacıyla yapılmadığını vurguladı. Kılıç, “Eskişehir'de bildiğimiz kadarıyla ‘şu bina durup dururken çökebilir’ diyebileceğimiz bir yapı yok. Ancak bizim yaptığımız çalışma, ‘Acaba böyle bir bina olsaydı çıkar mıydı?’ sorusuna cevap verebilecek nitelikte değil. Bir binanın durup dururken çöküp çökemeyeceği konusunda net karar verebilmek için hızlı tarama yöntemi yeterli olmaz; daha detaylı analizler yapılması gerekir. Tabii bunu şehirdeki bütün binalara uygulamak mümkün değil. Zaten İstanbul'daki çöken binada da üzerine üç kat kaçak olarak ilave edilmiş bir yapıdan bahsediyoruz” dedi.
“Eskişehir, yapı dayanımı açısından pilot bir il”
Kılıç, hızlı tarama yönteminin bu konuda kesin bir karar vermek için yeterli olmadığını, binanın deprem performansının belirlenebilmesi için daha ayrıntılı analizler yapılması gerektiğini söyledi. Kılıç, “Eskişehir'de toplam 100 bin civarında bina var. Bu 100 bin binaya şu perspektiften bakarsak: Eskişehir, yapı dayanımı açısından pilot bir il. 1999 depreminden sonra, 2002'de yapı denetim sistemi devreye giriyor. Eskişehir'in başka avantajları da var. İnşaat Mühendisleri Odası, o yıllarda yönetim kurulu ve belediyelerle protokoller ve anlaşmalar yaparak Eskişehir'deki demir ustalarına eğitim veriyor. Daha sonra belediyelerle birlikte inşaatları gezip demir kontrollerini yapıyor ve Eskişehir'de hazır beton zorunlu hale getiriliyor. Bu tarz avantajlarımız var” diye konuştu.
Kılıç, Türkiye genelinde C20 beton kullanılırken Eskişehir’de C25 beton kullanıldığını, C25 betonun zorunluluğunun ise daha sonra 2018 yönetmeliğiyle getirildiğini belirtti. Günümüzde C30 betonun da kullanıldığını aktaran Kılıç, bu uygulamaların kentin yapı kalitesi açısından önemli avantajlar sağladığını dile getirdi.
“1999 öncesi yapılarda ciddi olumsuzluklar var”
Eskişehir’de yaklaşık 100 bin bina bulunduğunu ve yapı stokunun yaklaşık yarısının 1999 sonrasında inşa edildiğini belirten Kılıç, eski yapıların ise farklı riskler barındırdığına dikkat çekti. Kılıç, “1999 öncesi yapıların çoğunda hazır beton yok; nervürlü demir yerine düz demir kullanılmış ki bu büyük bir olumsuzluk. Yönetmelik zaten çok daha eski standartlara dayanıyor. Yine, Eskişehir alüvyon zemin üzerine kurulduğu için özellikle şehir merkezinde zayıf zeminimiz var. Bu zayıf zemin üzerine de ‘dükkan üstü yedi kat’ dediğimiz şehrin en yüksek katlı yapılarını yapmışız. Bunları 1999'dan önce, düz demir kullanarak, yapı denetim kontrolü ve hazır beton olmaksızın inşa etmişiz. Dolayısıyla 1999 öncesinde ciddi bir olumsuzluk yığılması var. Eskişehir'de 100 bin bina var ve bunun yaklaşık yüzde 50'si 1999 sonrası yapılar. Yani sayı olarak baktığımızda çok eski bir yapı stokumuz yok” ifadelerini kullandı. Özellikle zayıf zemin üzerinde inşa edilen, alt katlarında dükkân bulunan ve üst katları yüksek olan binaların risk açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kılıç, yürütülen çalışma kapsamında incelenen 52 bin binanın büyük bölümünü 1999 öncesinde yapılan yapıların oluşturduğunu söyledi. Bu çalışmayla 1999 öncesi binaların önemli bir bölümünün envanterinin çıkarıldığını kaydeden Kılıç, bunun yapıların sağlam olduğunun tespit edildiği anlamına gelmediğini vurguladı. Geriye kalan binaların da İRAP ve Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi kapsamında hızlı değerlendirme yöntemiyle taranarak kayıt altına alınması gerektiğini belirtti.
Binasının dayanıklılığını öğrenmek isteyenler ne yapmalı?
Binalarının depreme karşı dayanıklılığını öğrenmek isteyen vatandaşların performans analizi yaptırması gerektiğini ifade eden Kılıç, bu süreçte öncelikle binanın projesinin incelendiğini, yapının projeye uygunluğunun kontrol edildiğini ve gerektiğinde projenin yeniden hazırlandığını söyledi. Analiz kapsamında kolon ve kirişlerin yerinde incelendiğini, yönetmelikte belirtilen sayılarda beton numuneleri alındığını ve bazı kolonların sıvalarının kaldırılarak demir donatıların çapları ile aralıklarının kontrol edildiğini belirten Kılıç, röntgen cihazlarıyla da incelemeler yapılabildiğini aktardı. Toplanan verilerin bilgisayar ortamında modellenerek binaya deprem sırasında oluşabilecek kuvvetlerin uygulandığını kaydeden Kılıç, analiz sonucunda yapının kullanım durumunun ve güçlendirme ihtiyacının değerlendirildiğini ifade etti.
Kılıç, güçlendirme maliyetinin binayı yıkıp yeniden inşa etme maliyetinin yüzde 40’ının altında kalması durumunda güçlendirmenin tercih edildiğini, maliyetin bu oranın üzerine çıkması halinde ise yeniden yapım seçeneğinin değerlendirildiğini söyledi.
“Riskli çıkarsa ne yapacağız diye düşünüyorlar”
Vatandaşların binalarını iki farklı yöntemle inceletebileceğini belirten Kılıç, ilk seçeneğin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca lisanslandırılmış riskli yapı tespit kuruluşlarına başvurmak olduğunu ifade etti. Resmi inceleme sonucunda binanın riskli bulunması halinde tahliye ve yıkım sürecinin başlayabileceğini belirten Kılıç, kentsel dönüşüm kapsamında sağlanan kira yardımı, taşınma yardımı ve harç muafiyeti gibi desteklerin ise ilgili şartlara bağlı olarak değerlendirilebileceğini kaydetti.
“Kredi veya devlet desteği bulunmuyor”
Bina sahiplerinin analiz yaptırmak istediklerini ancak binanın riskli çıkması halinde ne yapacaklarını düşündükleri için karar vermekte zorlandıklarını belirten Kılıç, ekonomik koşulların kentsel dönüşüm sürecini güçleştirdiğini söyledi. Kılıç, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
"Riskli çıkarsa yapabilecekleri hiçbir şey yok; çünkü binayı yıkıp yeniden yapacak paraları yok, bu konuda alabilecekleri bir kredi veya devlet desteği bulunmuyor. Mesela "Binamı 8 katlıyken yıktım, kentsel dönüşüme soktum, bana 12 kat yapma hakkı verdiler" şeklinde imar artışları da yok. İnsanların cebinde bunu yaptıracak maddi güç de yok. Dolayısıyla şunu düşünüyorlar: ‘Eğer bina riskli çıkarsa yapabileceğimiz bir şey yok, bari binanın adını 'riskli' çıkartmayalım’ Çoğunun da binasının riskli çıkacağını bildiği için kimse bu analizi yaptırmıyor."





