İşitme Engelliler Birliği Derneği tarafından düzenlenen “Yılmaz Büyükerşen’e Vefa” programı geniş katılımla gerçekleşti. Programa CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü de katıldı. Yıllar boyunca işitme engelli bireylerin eğitimi ve toplumsal hayata katılımı konusunda önemli çalışmalara imza atan Büyükerşen, konuşmasında hem bilimsel gelişmelere hem de Eskişehir’de hayata geçirilen projelere dikkat çekti.

Artık işitme engeli diye bir şey kalmadı

Konuşmasında tıptaki gelişmelere ve erken teşhisin önemine ilişkin açıklamalarda bulunan Büyükerşen, işitme kaybının günümüzde büyük ölçüde aşılabildiğini şöyle ifade etti:

“Artık işitme engeli diye bir şey kalmadı. Eğer 10-12 yaşlarında, çocuğa işitme engeli teşhisi konulursa bunun aşılabilir bir engel olduğunu bilmenizi isterim. Bunun örnekleri çok fazla. İşitmezlik denen şey ortadan kalktı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde kurduğumuz kurumların, özellikle İÇEM’in ve orada yetişen uzmanların büyük payı var. Ayrıca bir dönem akademi, ardından üniversite hastanesi olarak hizmet veren ve daha sonra sağlıkta reform sürecinde kapatılan Eskişehir Mavi Hastanesi de dünyada az sayıda merkezin yapabildiği çalışmaları gerçekleştirebilen çok önemli bir sağlık kurumuydu. Bugün artık “işitmezlik” diye bir durumdan söz etmek neredeyse mümkün değil. Koklear implant adı verilen ve iç kulaktaki işitme sinirine yerleştirilen cihazlar sayesinde, geçmişte işitmezlik olarak tanımlanan durum büyük ölçüde ortadan kalkmış bulunuyor.”

İÇEM’in hikayesi

Büyükerşen, İşitme Engelli Çocuklar Eğitim Merkezi’nin (İÇEM) kuruluş sürecini ise kişisel bir hikâyeyle anlattı. Kendi kızının yaşadığı süreçten yola çıkarak Eskişehir’de örnek bir model oluşturduklarını şöyle söyledi:

“Hepinizin bildiği gibi, kızım da bu süreci yaşayan çocuklardan biriydi. Hacettepe’de yaptırdığımız incelemeler sonucunda kızımızın sinirsel işitme kaybı yaşadığını öğrendik. İşitme kaybının pek çok nedeni olabilir; ağır geçirilen hastalıklar bunlardan biridir. Burcu da çok ağır bir kızamık geçirmişti. Bir gece içinde kızamık döktü, çok yüksek ateş yaşadı. Araştırmaya başladım: Gelişmiş ülkelerde bunun çözümü neydi? Nerelerde nasıl eğitim veriliyordu? Almanya’da bu çocuklar için özel okullar olduğunu öğrendik. Eskişehir’de bir merkez kurduk. İşitme kaybı olan çocukları, işitme kaybı olmayan çocuklarla bir arada eğiteceğimiz karma bir model geliştirdik. Çocukların karşılıklı etkileşimle, doğal iletişim ortamında gelişebileceği bir sistem uygulamaya koyduk. Bu çocukların bir kısmı öğretim üyelerimizin çocuklarıydı. Böylece Eskişehir’de İşitme Engelli Çocuklar Eğitim Merkezi’ni kurduk.”

İşaret dili değil, dudak okuma

Konuşmasının devamında eğitim yöntemlerine değinen Büyükerşen, dudak okuma ve sözlü iletişim modeline özellikle vurgu yaparak konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“Amerika ve İngiltere’deki bazı üniversitelerin uyguladığı teknikleri inceledik ve dudak okuma yöntemini sistemli biçimde uygulamaya başladık. Çocuklar, karşılarındaki kişinin dudak hareketlerini takip ederek dili öğrenebiliyorlardı. Şu anda burada değerli bir hanımefendinin, benim söylediklerimi işaret diliyle aktarmaya çalıştığını görüyorsunuz. Biz o dönemde hem dudak okuma hem de sözlü eğitim yöntemlerini bir arada kullanarak, çocukların konuşma ve iletişim becerilerini geliştirmeye odaklandık. İşte bu çalışmalar sayesinde, bir zamanlar “işitmez” denilen çocuklar bugün toplum içinde rahatlıkla iletişim kurabilen bireyler haline gelebildiler. İspanyolların işitmeyenler ve sağırlar için geliştirdiği bir yöntem zamanla bütün dünyaya yayılmıştır. Ancak işaret alfabesinin tek başına yeterli olmadığını gördük. Çünkü işaret alfabesini bilenler ve öğrenenler bu sistemi işitmeyen çocuklara öğretse bile, onların toplumdaki diğer insanlarla iletişim kurabilmesi için karşı tarafın da bu dili bilmesi gerekir. Bunun ise yaygın olarak mümkün olmadığı açıktır.”

TRT’de ilk uygulamalar

Büyükerşen, Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı döneminde TRT’de başlattıkları altyazı ve dudak okuma uygulamalarını da anlattı ve şunları kaydetti:

“Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı olarak ilk adımı TRT’den attık. Kurul başkanı olduğum için TRT’nin yayın politikaları üzerinde etkimiz vardı. O yıllarda televizyon ekranlarında altyazı uygulaması henüz yaygın değildi; filmlerde ya da haberlerde altyazı teknolojisi kullanılmıyordu. Biz de TRT’nin teknik imkânlarını kullanarak spikerlerin okuduğu haberlerin altyazı olarak verilmesini sağlamak için çalışmalara başladık ve bu konuda baskı yaptık. Ayrıca spiker haberi okurken ekranın sağ ya da sol köşesinde küçük, yuvarlak bir pencere açılıyor; spikerin dudak hareketleri büyütülerek gösteriliyordu. İşitmeyenler bu dudak hareketlerinden spikerin ne söylediğini anlayabiliyor, zamanla kendileri de bunu konuşmaya dönüştürebiliyordu. Bu uygulama onların toplumla iletişim kurmasını kolaylaştırdı.”

Bu hareketlerden ne anlıyorlar?

Günümüzdeki uygulamalara eleştirel yaklaşan Büyükerşen, işaret dili kullanımının yaygınlaşmasına rağmen dudak okuma ve altyazının geri planda kalmasını şöyle eleştirdi:

“Maalesef şimdi o da yok. Siyasetçilerin merakı. Taklide meraklı olduğumuz için, yetişkin işitmeyenler için İspanyol Alfabesi olan bu İşaret Alfabesi televizyonlarda, okullarda kullanılır. Televizyonlarda altyazıyla geçirmek yerine o alfabeyi kullanmayı tercih ediyorlar. Siyasetçiler de konuşurken bir yerde hemen biri işaret alfabesiyle çeviriyor. Halbuki dudak okuma olsaydı, dudak hareketleriyle işitmeyenler ne söylediklerini anlayacak ve dudak hareketlerini taklit etmek suretiyle size meramlarını anlatacaklardı. İşaret Dilini bilmeyenler ne anlıyor bu hareketlerden?”

Program, Büyükerşen’e plaket ve çiçek takdimiyle sona erdi.

Kaynak: Yusufhan Toraman