Eskişehir'de kapısından girenleri zamanda yolculuğa çıkaran bir mekan var. Adem Peksoy'un binlerce antikayla donattığı kafe, alışılmışın dışındaki dekorasyonuyla dikkat çekiyor. Duvarları, rafları ve vitrinleri onlarca yıllık eşyalarla dolu mekan, kimi ziyaretçi tarafından müze sanılıyor.

A W753980 02

HİKAYE KAYSERİ'DE BAŞLADI

Mekanın öyküsü Eskişehir'den önce Kayseri'de başlıyor. Peksoy'un ustası olarak gördüğü Atilla Yıldız, uzun yıllardır yurdun dört bir yanından antika eşya topluyor ve bunları çay evlerinde sergiliyor. Küçük yaşlarda Yıldız ile tanışan Peksoy, hobi olarak başlayan bu uğraşı zamanla bir kafe konseptine dönüştürdü. Bugün 29 yaşında olan Peksoy, kısa süre önce Eskişehir'de açtığı mekanla aynı geleneği sürdürüyor.

A W753980 05

"BUNLARI PARAYLA SATMIYORUZ"

Peksoy, koleksiyonda yer alan ürünlerin ortak özelliğinin yaşanmışlık olduğunu söylüyor. Mekandaki eşyaları şöyle anlatıyor:

Buradaki hiçbir üründe imitasyon yok. Koleksiyon değerinde antikalar, retro, vintage ve çeşitli tarzlarda eşyalarımız bulunuyor. Bunları parayla satmıyoruz, hatıra olarak alıyoruz. Elimizdeki toplam ürün sayısı 50 bin aşkın.

Koleksiyonun kapsamı da geniş. Peksoy'un aktardığına göre mekanda yer alan ürünlerden bazıları şöyle:

  • 1930'lu yıllara ait fotoğraflar ve hüviyet cüzdanı
  • Hırka ve eski pijama takımları
  • Kap kacak ve kanaviçe işlemeler
  • Teyp ve radyo gibi elektronik eşyalar
  • Vitrinde sergilenen 1880 yapımı piyano

"35 SENELİK BİR BİRİKİM"

Peksoy için eşyaların maddi değerinden çok taşıdığı anı önemli. Koleksiyonun nasıl oluştuğunu şu sözlerle anlatıyor:

Ürünlerin bizim için yaşanmışlığı önemli. Yan komşumuzun ölen annesinin bir hırkası, vefat eden dedesinin evindeki ayna... Toplam 35 senelik bir birikmişlik var. Benden önceki ustamın biriktirdiği işi ben şu an devam ettiriyorum. Hobi olarak başladı, iş olarak devam ediyor.

40 YIL ÖNCESİNİN EŞYALARI

Ustasının da kendisi gibi geçmişe ait eşyaları biriktirdiğini belirten Peksoy, ilginç bir döngüye dikkat çekiyor:

Ustam 1980'li, kendinden 40 sene önceki eşyaları biriktiriyor. Şimdi ben de kendimden 40 sene önceki eşyaları biriktiriyorum. Böyle muazzam bir döngüye ulaştık ama ürünleri koyacak yerimiz olmuyor.

"MÜZE Mİ BURASI?"

Mekanın görüntüsü, ziyaretçilerde çeşitli izlenimler bırakıyor. Peksoy, karşılaştığı sorulardan örnekler veriyor:

İlk geldiklerinde 'Müze mi burası?' diyorlar ya da, 'Abi kuruyemiş alacaktık, argan yağı var mı?', 'Abi, benim ütünün ayağı kırıldı da ütünün ayağını verebilir misiniz?', 'Abi, benim radyonun kondansatörü çalışmıyor, sizde var mı?' diyorlar. Bizi bir yedek parçacı, bizi bir ikinci elci olarak görüyorlar. Halbuki burası bir kafe, restoran.

Peksoy, ilk mekanı da benzer bir amaçla açtıklarını dile getiriyor:

Biz ilk açtığımızda çay evi olarak, sadece eşyaları sergilemek amaçlı açtıydık. Küçük bir yerimiz olsun, insanlara çay verelim, bu eski eşyalarımızı da sergileyelim istedik.

"NE OLUR EŞYALARA DOKUNMAYIN"

Antikaların üzerindeki mizahi uyarı yazıları da mekanın dikkat çeken ayrıntılarından. Peksoy, uyarıların nedenini şöyle açıklıyor:

Ürünler çok çabuk deforme oluyor. Bir de alttan gelen nesil hiçbir bağlılık duymadan, eşyalara zarar verecek şekilde dokunduğu için bazı uyarılar yazdık. Vitrinin içinde 1880'in piyanosu var, adam ona böyle çat çat çat basıyor. O yüzden, 'Ne olur eşyalara dokunmayın' yazıyoruz.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı