Add Buse Kuşcu

Eskişehir Haber Ajansı (EHA) muhabiri Buse Kuşcu’nun hazırladığı “Sivil Toplum Konuşuyor” röportaj serisinin bu haftaki konuğu, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci oldu. Avci; derneğin kurumsal yapısından üye sayılarına, kentin sosyokültürel duruşundan eğitim ve bürokraside yaşanan güncel krizlere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

19 Mayıs 1989'da Prof. Dr. Muammer Aksoy öncülüğünde Ankara'da kurulan ve 1993'te "kamu yararına dernek" statüsü kazanan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Türkiye genelinde yaklaşık 90 bin üyeye sahipken; kurucuları arasında genel merkez kurucu üyesi Ayyuk Erenberk'in de yer aldığı, Temmuz 1994'te faaliyete başlayan ve bugün başkanlığını Mehmet Avci'nın yürüttüğü Eskişehir Şubesi ise bünyesindeki Cumhuriyet Korosu ve 15 üniversite öğrencisine sağladığı burs desteğiyle şehirde tek şube olarak yaklaşık 680 üyeyle mücadelesini sürdürmektedir…

"Eskişehir'de 680, Türkiye Genelinde 90 bin üye"

BUSE KUŞCU: Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) kuruluş amacı ve temel misyonu nedir? Şu anki güncel üye sayınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

MEHMET AVCi: Genel Yönetim Kurulu (GYK) kararımız sonrası Eskişehir’de yaklaşık 680 üyeye ulaştık. Türkiye genelinde ise 90 bine yakın üyemiz bulunuyor. Eskişehir'de tek şubeyiz; bazı illerimizde ise birden fazla şube yer alıyor. Zamanla Eskişehir'deki şube ve temsilcilik sayımızı artırmayı hedefliyoruz. Genel merkezimiz, Atatürk'ün Samsun'a çıkışının 70. yıl dönümü olan 19 Mayıs 1989 tarihinde Ankara'da kuruldu. Eskişehir şubemiz ise 1994 yılının Temmuz ayında faaliyetlerine başladı. Genel merkezimizin kuruluş amacı, misyon ve vizyonu şu temele dayanıyordu: Özellikle 1980 sonrasında Atatürkçü ve Kemalist kimliği unutturmaya çalışan, bu yapıyı materyalist bir çizgiye çekmek isteyen siyasal anlayışlara karşı; Atatürkçülüğü korumak, doğru anlaşılmasını sağlamak ve Atatürkçü düşünceyi yaygınlaştırarak hakim kılmaktır. Derneğimiz; Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy, Onursal Genel Başkanımız Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve aynı zamanda genel merkez kurucuları arasında yer alan Eskişehir şubemizin kurucu başkanı Ayyuk Erenberk'in de dahil olduğu yaklaşık 50 kişilik bir kurucu heyetle Ankara'da açıldı. 1989 yılından bugüne; Cumhuriyet'in kazanımlarını, Mustafa Kemal'in fikriyatını, Atatürkçü düşünceyi ve Kemalizm ideolojisini yaymak ile toplumu bilinçlendirmek üzerine çalışmalar yürütüyoruz. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla "kamu yararına dernek" statüsü kazanan bir demokratik kitle örgütüyüz. Memurundan işçisine, kadınından erkeğine, gencinden yaşlısına herkesi bir araya getirerek, bu cumhuriyeti ilelebet payidar kılmak için mücadele veriyoruz.

"Önceliğimiz fikri ve ideolojik çalışmalar"

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ülke genelinde ve Eskişehir özelinde ne tür faaliyetler yürütüyor?

Derneğimizin ana misyonu fikriyat ve ideoloji üzerinedir. En büyük savunma mekanizmamız ise Cumhuriyet'in kazanımları, Mustafa Kemal'in fikriyatı, Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı ve payidarlığıdır. Bu doğrultuda gerçekleşen her toplumsal reaksiyonda, toplumu bilinçlendirmek adına Mustafa Kemal'in fikriyatına ve Atatürkçü düşünceye uygun basın açıklamaları yapar, toplumsal eylemlerimizi gerçekleştiririz. Bunun yanı sıra toplumu bilinçlendirmek amacıyla paneller, söyleşiler, konferanslar düzenler ve kültürel etkinlikler planlarız. Örneğin, Eskişehir Şubemizin bünyesinde bir Cumhuriyet Korosu bulunuyor. Bu koromuz, haziran ayında 8. konserini verecek.

Diğer bir çalışma alanımız ise eğitimdir; Atatürkçü düşüncenin hakim kılınması amacıyla eğitim çalışmaları ve küçük salon toplantıları organize ederiz. Öğrencilerimize eğitimleri konusunda destek olmaya çalışırız çünkü "gençler bizim geleceğimizdir" anlayışını benimsiyoruz. Şu anda şubemiz bünyesinde 15 üniversite öğrencisine burs sağlıyoruz.

Resmi bayramlarımızda kutlamalarımızı eksiksiz gerçekleştirerek, toplumsal bayram şenliğini bir arada yaşatmaya gayret ediyoruz. Ancak belirttiğim gibi, önceliğimiz fikri ve ideolojik olarak bu düşüncenin hakim kılınması üzerine projeler üretmektir. Bu kapsamda basın yayın çalışmaları yürütür, tarihe not düşecek nitelikte kitaplar basarız. Hem Türkiye genelinde hem de Eskişehir özelinde çalışmalar üreten yazarlarımız, bilim kurullarımız ve eğitim komisyonlarımız mevcuttur.

"Eskişehir, geçmişinden bugününe Mustafa Kemal’in yol arkadaşı olmuştur"

Eskişehir’in Atatürk’e bağlılık ve Atatürk sevgisi noktasında diğer şehirlerden farklı bir konuma sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Kentin bu konudaki duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diyebiliriz, hatta bunu çok güzel ispat da edebiliriz. Eskişehir tam bir Cumhuriyet kentidir. Mustafa Kemal'in hayalindeki çağdaş, laik, sosyal hukuk devletine inanan; üniter yapıya saygılı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü kavramış ve dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin Türk milleti kavramını benimsemiş bir şehirdir. Adı eskidir ancak fikriyat olarak yenilikçi ve güçlü bir kenttir. Tabii bu yapının mimarlarından biri olan Yılmaz Büyükerşen’e de bu vesileyle teşekkür etmemiz gerekir. Eskişehir’in farklılığının en güzel ispatlarından biri de şudur: Kentin büyükşehir belediye başkanı bir kadındır. Mustafa Kemal, “Kurtuluş Savaşı, İstiklal Savaşı bir kadın devrimidir” demiştir. Bugün bu şehrin başında bir kadın belediye başkanının bulunması, Atatürk'ün o bahsettiği çağdaş ve laik ilkelere, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkıldığının en güzel örneğidir. Burada her inanıştan ve her kökenden yurttaşımız bir arada yaşar; kimse kimsenin üzerinde bir baskı kurmaz. Bunu seçim dönemlerinde de net bir şekilde görürüz; kimse kimseye mezhepçilik ya da etnik köken üzerinden siyaset yapmaz, ayrımcılığa müsaade edilmez. Bölmez, böldürmez. Türk Bayrağı'na saygılıdır, hassastır ve duyarlıdır. Resmi bayramlarda bu bağlılığı balkonlarda, evlerde, kıyafetlerde derinden hissederiz. Birbirlerinin bir ihtiyacı olduğunda koşar gelirler. Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılan herhangi bir ufak saldırıda hassasiyetini gösterirler. Türk bayrağına sadakatini ve Mustafa Kemal’e olan saygısını her zaman ortaya koyar. Şehrimizin bir diğer önemli özelliği de Kurtuluş Savaşı döneminde en çok zulme uğrayan, büyük kayıplar veren ama yeniden ayağa kalkmasını bilen bir yer olmasıdır. Ayrıca Eskişehir, o günün zorlu şartlarında Sivas Kongresi’ne delege gönderebilmiş nadir şehirlerdendir. O dönemin yerel yöneticilerinden biri olan Yeşil Efendi ile yerli bir tüccar, Sivas Kongresi’ne bizzat giderek katılmıştır. Hatta Odunpazarı Belediyemiz, Yeşil Efendi’nin Atatürk’ü ağırladığı evi "Atatürk ile Bir Gece" adıyla müze haline getirmiştir. Kısacası Eskişehir, geçmişinden bugününe kadar her zaman Mustafa Kemal'in yanında yol arkadaşı olmuştur. Bu şehir, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine sahip çıkmış, yüceltmiş ve gelecek kuşaklara aktarabilmek için hep çalışmıştır.

"Merkezi hükümetle ortak çalışmalarda geride kalındı"

Atatürkçü Düşünce Derneği’ne göre, hem Türkiye genelinde hem de Eskişehir özelinde öne çıkan başlıca sorunlar nelerdir?

Atatürkçü Düşünce Derneği, fikriyat konusunda son derece hassastır ve bu alana büyük önem verir. Bizler her zaman çağdaş, laik ve bilimsel eğitimden, ülkeden ve devletten yana taraf olmuş; ulusun birliğini ve bütünlüğünü esas almış insanlarız. Eskişehir özelinde, belediyelerimiz sayesinde bu fikriyat açısından genel itibarıyla çok fazla eksiğimiz bulunmuyor. Çünkü belediyelerimiz yasal mevzuat gereği üzerlerine düşen görevleri fazlasıyla yerine getiriyor. Lakin şöyle bir durum var: Çağdaşlığın en önemli unsurlarından birisi de yaşam standartlarının belli bir seviyede tutulabilmesidir. Bunun sağlanması noktasında, kentin merkezi hükümetle ortak çalışmalar yürütme konusunda biraz geride kaldığını görüyoruz; bunun da siyasal çıkmazlardan kaynaklandığını biliyor ve anlıyoruz.

“Devrim otomobili hamlesi Eskişehir’de devam etmeliydi”

Bu duruma somut bir örnek vermek gerekirse; Türkiye'nin ilk yerli otomobili olan Devrim, Eskişehir'deki cer atölyelerinde üretilmiş ancak o dönem yerli otomobil üretiminin devamı getirilmemiştir. Ben örneğin bugünkü otomotiv yatırımlarının da Eskişehir'de olmasını isterdim. Devrim'in devamı niteliğindeki bir yerli otomobil hamlesinin, Eskişehir'de kaldığı yerden devam ettirilmesi gerektiğine inanıyorum.

"Çevre yolunun bir an önce düzenlenmesi gerekmektedir"

Diğer bir nokta; artık şehirler büyüyor, toplumlar genişliyor ve nüfus artıyor. Şehrin yüz ölçümünü ve gelişimini dikkate alarak somut bir örnek vermek adına söylüyorum; çevre yolunun bir an önce düzenlenmesi gerekmektedir.

"Köy Enstitüsü binaları atıl durumda, tarihsel hafızamıza sahip çıkılsın"

Eskişehir sınırları içinde bulunan ve bizler için birer aydınlanma meşalesi olan Çifteler Köy Enstitüsü ile Hamidiye Köy Enstitüsü binalarının günümüzde oldukça atıl ve bakımsız bir durumda olduğunu biliyoruz. Bu yapılar bizim tarihsel hafızamız ve geçmişimizdir. Mevcut yasal mevzuat ve Vakıflar Kanunu gereği yerel yöneticilerin bu alanlara müdahale etme imkanı pek bulunmuyor. Bu doğrultuda genel yönetimin, yani merkezi hükümetin bu binalara müdahale ederek restorasyonlarını gerçekleştirmesini talep ediyoruz. Bunun yanı sıra Eskişehir Garı, Türkiye'nin en köklü ve tarihi gar binalarından biridir. Bu tarihsel değerinden dolayı Eskişehir Garı'nda restorasyon süreçlerinin bir kısmı yürütüldü. Ancak kalan çalışmaların da aynı şekilde sağlıklı ve aslına uygun olarak devam ettirilmesini bekliyoruz.

"18 Mayıs 1919 yürüyüşü Odunpazarı’nda yaşatılmalı"

Bir diğer nokta; Eskişehir Odunpazarı Meydanı'na bir gençlik mitingini temsil eden rölyef çalışmasının yapılmasıdır. Bunun önemi şudur: Yanlış hatırlamıyorsam, 18 Mayıs 1919 tarihinde Eskişehirli gençler bir yürüyüş gerçekleştirerek Odunpazarı Meydanı'nda toplanmıştır. Yani Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışının hemen öncesinde, Eskişehir halkının toplumsal tepkisini ortaya koyduğu tarihi bir geçmişi vardır Odunpazarı'nın. O yüzden meydanda bu tarihi olayı simgeleyen bir rölyef çalışmasının yapılması bu şehir için çok kıymetli olacaktır.

"Eskişehir'in işgali ve çekilen acıları anlatan yeni bir müze yapılabilir"

Sakarya Meydan Muharebesi sırasında ordumuzun Sakarya'nın doğusuna çekilmesiyle birlikte Eskişehir, bir dönem düşman işgali altında kalmış ve çok büyük acılar çekmiştir. Geçmişini bilmeyen toplumlar yok olmaya mahkumdur; dolayısıyla bu çekilen acıları anlatan, devlet arşivleri ve tarihi belgelerle toparlanmış geniş kapsamlı bir müze kurulabilir. Halihazırda kentimizde Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'nın karargah olarak kullandığı ve Ruhi Söğütlü ev sahipliğindeki Kurtuluş Müzesi ile Yeşil Efendi Konağı gibi çok kıymetli tarihi noktalarımız mevcuttur. Ancak bu dönemde burada tam olarak nelerin yaşandığını, elimizde henüz sergilenmeyen materyallerle de bir araya getirerek toplumun hafızasını yeniden canlandıracak yeni bir müze çalışması da yapılabilir. Bir diğer önemli nokta da Sivrihisar'da bulunan Zaimağa Konağı'dır. Burası, Mustafa Kemal'in Ankara dışında Bakanlar Kurulu toplantısını gerçekleştirdiği tek yer olma özelliğini taşır. Bu tarihi konağın toplumsal hafızada çok daha etkin bir şekilde tanıtılması gerekmektedir.

"Burası Eskişehirliler için Atatürk Stadyumudur, yanlıştan dönülmelidir"

Bunların dışında, Eskişehir'in siyasi ve sosyal açıdan en önemli parametrelerinden birisi şudur: 25 yıllık Yılmaz Büyükerşen döneminin ardından, son 2 yıldır Ayşe Ünlüce Belediye Başkanımızın yönetimindeki süreci kendi partisinin (muhalefetin) hazmedememesi veya şehre sahip çıkamaması her partiyi rahatsız eder. Bundan kaynaklı olarak da ben, Eskişehir'in gözden çıkarılmış olduğu gibi bir algıya kapılıyorum.

Meşhur bir stadyumumuz vardı; Eskişehir Atatürk Stadyumu. Şehrin göbeğindeydi. O dönemin Bakanı Nabi Avci'nın verdiği sözle, “Yeni bir stadyum yapacağız, şehrin trafik problemi var. Burası da TOKİ'ye devredilecek. Yeni stadyumun ismi yine Atatürk Stadyumu olacak” denmişti. Lakin AKP Milletvekili Nebi Hatipoğlu'nun talebiyle stadyuma Fethi Heper ismi verildi. Biz bununla ilgili mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü şunu biliyoruz; orası Eskişehir Atatürk Stadyumudur. Eskişehirliler de bunu her defasında dile getirmiştir. Bugün için Fethi Heper Hoca'mızın ismi verilmiş olsa da burası Eskişehirliler için Atatürk Stadyumudur ve bir an önce bu yanlıştan dönülerek oraya yeniden Eskişehir Atatürk Stadyumu isminin yazılmasını istiyoruz.

Zamanında, sponsorluk alacakları için "Atatürk" isminin önüne reklam alamayacaklarını iddia etmişlerdi. Şu an reklam da yok ve biz o gün de şunu söylemiştik: “Derdinizin Atatürk olduğunu biliyoruz.” Bunu ispatlayacağız demiştik; nitekim bugün geldiğimiz noktada sorunun Atatürk olduğu net bir şekilde ortaya kondu. Devlette devamlılığın esas olduğunu hatırlatarak bu yanlıştan bir an önce dönülmesi ve Nabi Bey'in verdiği sözün tutulması gerektiğini vurgulamak isterim.

"Hastanelerin özelleştirilmesi bu şehre ihanettir, geçit vermeyeceğiz"

Şehrin hastanelerinin özelleştirilmesi bu şehre bir ihanettir. Çünkü şehrin dışına "yap-işlet-devret" modelleriyle yapılan hastaneler; bu memleketin, bu ülkenin yetiminin bile hakkına girmektir. Sırf o hastaneleri kazançlı kılabilmek adına; şehrin göbeğinde, insanların daha rahat ulaşabileceği noktalarda sağlık alanı olarak tahsis edilmiş yerlerin özelleştirilerek kimlere verileceği belli olmayacak şekilde dizayn edilmesine bu şehir geçit vermeyecektir. Bizler de geçit vermeyeceğiz. Merkezi hükümetin bu yanlıştan bir an önce dönmesini talep ediyoruz. Bu konu içinde bir de Hava Hastanemiz var. Hava Hastanesi, dünya üzerinde kuş bakışı baktığınızda uçak figürüne benzeyen tek hastanedir. Dünyada böyle bir örneği olmayan bir hastanenin yıkılıp özelleştirilmesi tarihe bir ihanettir. Çünkü o hastane, geçmişiyle bu şehrin insanının hafızasında yer edinmiş bir yerdir. Evet, yapıların belli bir ömrü olabilir; bunu ben de bir inşaat mühendisi olarak söylüyorum. Belli bir ömürden sonra yapıları tekrar restore etmek, bakımını yapmak, belki bazı noktalarda yıkıp yeniden yapmak gerekebilir. Ama yıkıp yenisini yapmak yerine; yıkıp ne olacağı belli olmayan bir hayal serüvenine atılmasına Eskişehir izin vermeyecektir.

“Beylikova Eskişehir’in ve Türk milletinin nimetidir”

Diğer bir nokta; yanlış hatırlamıyorsam geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanı bir açıklama yaptı. “Beylikova'daki nadir elementler Türkiye'yi Şampiyonlar Ligi'ne çıkardı” gibi bir söylem okudum. Bu memleketin yerinin üstündeki de yerinin altındaki de Türk milletinindir. Dönemin yöneticilerinin mal sahibi gibi davranmaması, aksine bu milletin hakkını koruyacak şekilde tavır takınması gerekir. Beylikova, Eskişehir'in bir nimetidir; Beylikova'nındır, Eskişehir'indir, sonra da Türk milletinindir. Bu konunun takipçisi olduğumuzu onlara söyleyelim. Kimse bu memleketin yer altı ve yer üstü kaynaklarının sahipsiz olduğunu düşünmesin. Bizler birer emanetçiyiz ve bu emanetlere sahip çıkacağız. Dediğim gibi, Eskişehir'in hem yerelde hem de genelde beklentileri var; ben de birkaç örnekle hem yerelden hem de genelden örnekler vermiş oldum bu konuda.

“Kamu yararına bir derneğiz ama okullara girişimiz engelleniyor”

Mevcut eğitim sisteminde Atatürk’ün, tarihsel rolü ve fikirleriyle yeni nesillere yeterince aktarılabildiğini düşünüyor musunuz?

Düşünmüyoruz. Biz kamu yararına çalışan bir derneğiz; ama bizim okullara girmemiz engelleniyor. Bu niye engelleniyor? Ben 2005'ten beri bu derneğin üyesiyim. Biz eskiden okullarda dersler verir; liselerde, ortaokullarda konferanslar, paneller düzenlerdik. Hafta sonları öğrencilerin eğitim hayatına katkı sağlamak amacıyla okullarla koordineli bir şekilde ücretsiz kurslar verirdik. Ama artık bunları yapamıyoruz. Sebebi de şu: Mevcut iktidarın ne yazık ki ciddi bir siyasal çürüme sorunu var. Bu siyasal çürümenin temel nedeni de kendilerini Atatürk'le ve Atatürkçü düşünceyle mücadele etmek üzerine konumlandırmış olmalarıdır.

“Kurucu lidere vefa borcu olmayan bir eğitimci Atatürk’ü anlatır mı?”

Siz, Türkiye Cumhuriyeti coğrafyası üzerinde Türk bayrağıyla, Atatürk'le, Türkiye Cumhuriyeti'nin Misak-ı Millî sınırlarıyla ya da daha net bir tabirle anayasanın ilk dört maddesiyle savaşamazsınız. Eğer savaşmaya kalkışırsanız kaybetmeye mahkum olursunuz. Dünya üzerinde emperyalizme karşı savaş açıp bir halk hareketiyle emperyalizme diz çöktüren tek bir lider vardır; o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Siz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi dünyaya mal olmuş; askeri dehasıyla, yöneticiliğiyle, topluma liderliğiyle, yaşamıyla, fikirleriyle ve söylemleriyle dünyanın örnek aldığı, herkesin gıpta ettiği kurucu bir lideri, resmi bir bayramda bile görmeye tahammül edemiyorsunuz. Gözünüzü çevirmediğiniz sürece yarım saat bile baksanız rahatsız olmayacağınız bir posterde bile onu görmekten rahatsızsanız; ya da asılan üç bayraktan birini rüzgar katladıysa ve oradaki okul müdürü bunu görmüyor, öğretmen buna ses çıkarmıyorsa orada bir sorun var demektir. . O rüzgarı engelleyecek bir ağırlık bağlamaktan da mı acizsiniz? Veya nasıl oluyor da o rüzgar Cumhurbaşkanı'nın posterini ya da Türk bayrağını etkilemiyor da sadece Atatürk'ünkini katlıyor? Nasıl oluyor da bu durum iki üç farklı okulda, sadece Atatürk posterlerinin başına geliyor? Şimdi, bir posterde bile kurucu liderini görmeye dayanamayan bir eğitimci, dersinde Atatürk'ü anlatır mı? Gözünü kapatsa görmeyeceği bir fani, onun fikirlerini yaşatır mı? Ölüsünden bile korktuğunuz, gençlere bu ülkenin geleceği için cesaret vereceğini bildiğiniz birini anlatır mısınız? Şimdi bunu niye söyledim? Belki biraz sert söyledim; çünkü bu toplumsal bir hassasiyettir. Mustafa Kemal bu millete şerefini, şanını, onurunu, haysiyetini ve geleceğini vermiştir. Bugün kim, hangi inanç altında ibadetini edebiliyorsa bunu Mustafa Kemal'e borçludur. Kim, hangi ideoloji altında siyaset yapabiliyorsa bunu Mustafa Kemal'e borçludur. Bu ülkede kadınıyla erkeğiyle; çocuğu, genci, yaşlısıyla, her yaş grubundan ve her cinsiyetten insan hür bir şekilde yaşıyor ve dilediği gibi hayatını idame ettirebiliyorsa bunu Mustafa Kemal'e borçludur. Başta o öğretmenlerin hepsi mesleklerini Mustafa Kemal'e borçludur. Özellikle de kadın öğretmenlerimizin; seçme ve seçilme hakkını elde ederek kadının ikinci sınıf bir vatandaş yerine, birinci sınıf ve seçilen bir birey haline getirilmesini sağlayan Mustafa Kemal'e az da olsa bir vefa borcu olduğunu düşünüyorum. Okullarımızdaki öğretmenlerle zaten görüşüyoruz ve işin gerçeğini biliyoruz. Kimsenin yazdığı ya da çizdiği kılıflarla bu işin ne olduğunun farkında olmadığımız sanılmasın. Çünkü şunu da biliyoruz: Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın, Atatürk'e hakaret eden kişiyle aynı masada yemek yiyip sohbet ediyorsa... Anadolu'da bir tabir vardır: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diye. İl Milli Eğitim Müdürünün tavrı böyleyken, onun referansıyla müdür ve yönetici olan kişilerin de bunu yapmasının normal karşılandığını ve buna kılıf olarak sunulan "rüzgar" bahanesine bizim inanmadığımızı herkes bilsin.

“107 yıl önce olduğu gibi bugün de Bandırma Vapurundayız”

Bu günler geçecek. Mustafa Kemal'e, vefatından yüz yıl sonra bizler fikir olarak tekrar erişeceğiz. Biz Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, hem genel merkezimiz hem de Eskişehir şubemiz adına şunu söyleyebilirim: Memleketin kurtuluşu ve umudu bizdedir, Atatürkçü düşüncededir. 107 yıl önce Mustafa Kemal Samsun'a ilk çıktığında biz nasıl Bandırma Vapurundaysak, bugün de aynı Bandırma Vapurundayız. Bu memleketi refaha biz erdireceğiz. Çünkü Atatürkçü düşünce, Türkiye Cumhuriyeti coğrafyası üzerinde yaşayan herkesin üst kimliğidir; herkesin tabi olduğu ortak bir fikirdir. Bizler alt kimliklerde, farklı yorumlarla siyaset yapabiliriz ama üstte mutlaka birleşeceğiz. Nasıl 100 yıl önce emperyalizme diz çöktürdüysek, bugün de emperyalizmi alt etmenin tek bir yolu vardır: O da Atatürkçü düşüncedir, yeniden Atatürk Cumhuriyeti'dir, yeniden Kuvayı milliye ruhudur. Bizler, Atatürkçü Düşünce Derneklerinin çağımızın Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri olduğunu söyleriz. Bu kıvılcımın bizimle başlayacağını biliyoruz. Anadolu'yu, bu coğrafyayı Mustafa Kemal'in rehberliğinde ve onun fikriyatıyla yeniden ayağa kaldıracağız. Günün sonunda zafer yine bizim olacaktır. Ben bu konuda halkımızdan; yaşanan her şeye rağmen ülkenin bu zor zamanlarında Mustafa Kemal'in fikriyatına tutunmalarını, bizleri takip etmelerini, bizlere dahil olmalarını ve bizlerle yan yana, omuz omuza durmalarını talep ediyorum.