Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl, Eskişehir Haber Ajansı (EHA) muhabiri Alperen Ata’nın sorularını cevapladı.
“2030 yılında ciddi bir su problemiyle karşı karşıya kalacağız”
ALPEREN ATA: Geçtiğimiz haftalarda Ortak Akıl Güçlü Şehir Çalıştayı düzenlediniz. Bu çalıştayın çıktıları neler oldu?
FESİH BİNGÖL: Öncelikle Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığının Türkiye’de başlattığı Ortak Akıl Güçlü Şehir Çalıştayı’nın 44’üncüsü Eskişehir’de yapıldı. Geçen hafta itibarıyla 48 ilde bu çalıştayı gerçekleştirdik. Bu çalıştayda şehrin en önemli sorunlarının neler olduğu, şehrin bileşenlerinin bu konuda ne düşündüğü ve nasıl bir çözüm üretilebileceği ele alındı. Çok etkili bir çalışma oldu. Eskişehir’in deprem gerçeği, kentsel dönüşüm, trafik ve su problemi var. 2030 yılında ciddi bir su problemiyle karşı karşıya kalacağız. Bunun dışında Eskişehir’de sivil toplum kuruluşları, resmi kurum temsilcileri, belediye başkan yardımcıları ve gazeteciler davet edildi. Belki sayısal olarak arzu ettiğimiz katılım olmadı ancak netice itibarıyla mesajı doğru verdik. Eskişehir’in çözüm bekleyen sorunlarının neler olduğu ve bu sorunlara yönelik nasıl bir ortak akıl üretilebileceği tartışıldı. İyi sonuçlar elde edildi.
“Eskişehir ikinci sınıf deprem bölgesi”
Türkiye’de altı şehir “Yeniden Kentsel Dönüşüm Kredisi” kapsamında yer aldı, ancak Eskişehir bu kapsama alınmadı. Sizin de bahsettiğiniz gibi Eskişehir’de bir deprem gerçeği var. Bu bağlamda Eskişehir neden bu kapsama alınmamış olabilir?
Ben bir inşaat mühendisi ve kentsel dönüşüm uzmanı olarak söylüyorum; deprem mühendisliği benim uzmanlık alanım. Bu kapsama alınan altı il, birinci derece deprem bölgesinde yer alan illerdi. Bir kere bunu doğru ifade etmek gerekir. Eskişehir ise ikinci derece deprem bölgesinde yer alıyor. Dolayısıyla bu altı il, deprem riski daha yüksek olan iller arasındaydı. Böyle bir tercihin o dönem yapılması doğruydu. Eğer devletin katkı sağlayacağı bir sistem olacaksa, yarısı devlet, yarısı vatandaş tarafından karşılanan uzun vadeli bir kredi modeli söz konusuydu. Bu kapsamda özellikle yapı stoğu fazla olan büyük şehirler ve birinci derece deprem bölgeleri öncelikli olarak seçildi. Ancak şu da unutulmamalıdır: İnsan hayatı bizim için çok önemlidir. Türkiye’de 30 büyükşehir bulunmaktadır ve 2012 yılında “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” çıkarılmıştı. Bu kanunla birlikte Türkiye’deki 30 büyükşehir de kapsama alınmıştı; Eskişehir de bunların içindeydi. Özellikle 6 milyon binanın riskli olduğu tespit edilmişti. Buna göre her yıl 300 bin binanın yenilenmesiyle 20 yıl içinde dönüşümün tamamlanması hedefleniyordu.
“Vatandaşın cebinden para çıkmadan bir çözüm üretebilir”
2026 yılına geldik ve bu kanunun üzerinden 14 yıl geçti. Şu ana kadar Türkiye’de toplamda ancak 120 bin bina dönüştürülebildi. Dolayısıyla bu alana kaynak ayrılması gerekiyor. Ancak böyle bir kaynak yeterli düzeyde bulunmuyor. Ben ısrarla şunu söylüyorum: Devletin doğrudan kaynak sağlamasından ziyade ada bazlı planlama, emsal artışı ve kat karşılığı yöntemlerle kentsel dönüşüm yapılabilir. Vatandaşın cebinden para çıkmadan bir çözüm üretilebilir. Kentsel dönüşüm ancak bu şekilde yapılabilir. Aksi halde vatandaş zaten borçlu ve ekonomik olarak zor bir süreçten geçiyor. Sahada yaptığımız çalışmalarda vatandaşlar, “Evim yıkılırsa kirada kalamam, kira ödeyecek gücüm yok” diyor. Çünkü Eskişehir’de en düşük kira 15 bin lira civarında. 20 bin lira emekli maaşı alan bir vatandaşın bu kirayı karşılaması kolay değil. Bu nedenle birçok kişi “Ben bu evimde ölmeye razıyım” diyor.
“Hükümet her yıl 600 bin konut parasını faize ödüyor”
“İnsan hayatının bu konuda ekonomik gerekçelerle ötelenmesini kabul edemeyiz. Türkiye, bu konuda parasal imkânları olmayan bir ülke değil. 2026 yılında faize 2 trilyon 740 milyar lira aktarılacak. Bu çok büyük bir rakam. Bunun rakamsal değeri yaklaşık 600 bin konuta tekabül ediyor. Biz bir yılda 600 bin konut parasını faize ödüyoruz. Dolayısıyla bu hükümet, 23 yıldan beri her yıl 600 bin konut parasını faize ödüyor. Yirmi iki yılı 600 binle çarptığınızda Türkiye’nin bütün yapı stoku, yani deprem açısından riskli olan binaları güçlendirilebilir.
“Eskişehir de 5 bin konut riskli, 15 bin insan doğrudan etkilenebilir”
Ben tabii Eskişehir’in gerçeğini anlatıyorum. Eskişehir’de maalesef belediyeler muhalif bir parti olan CHP’ye ait olduğu için hükümet bu konuda Eskişehir’e üvey evlat muamelesi yapıyor. Eskişehir’in bu konuda başarılı olmasını istemiyorlar. Dolayısıyla Eskişehir de bu kapsama alınabilirdi. Burada hem yerel yöneticiler, hem merkezi hükümetin milletvekilleri, hem de muhalefetin milletvekilleri bir araya gelemedi. Güç birliği yapmaları gerekiyordu. Eskişehir de bu 6 il ile birlikte bu kapsama alınabilirdi. Bunun için bir irade ortaya konulabilirdi ama maalesef Eskişehir siyasi mülahazalara kurban ediliyor. Özellikle AK Partili seçmenlerin kendi milletvekillerine bunu sorması lazım. Eskişehir’de şu an bizim yaptığımız saha çalışmalarına göre 5 bin konut riskli, 15 bin insan doğrudan etkilenebilir. Dolayısıyla bu insanların hayatını güvence altına almak için Eskişehir de bu kapsama alınabilirdi. Ama dediğimiz gibi hep siyasi mülahazalara kurban edildi.
“AK Parti Eskişehir’de kendi seçmenini de cezalandırmış oluyor”
Merkezi hükümet, Eskişehir’de CHP’li belediyelerin başarılı olmasını istemiyor. Ama bunu istemediği durumda yüzde 41 oy aldığı Eskişehir’de kendi seçmenini de cezalandırmış oluyor. O riskli binalarda AK Partili de oturabilir, CHP’li de oturabilir. Bu doğru bir yaklaşım değil. Mesele ekonomik darboğazın olması, hazinenin tüketilmesi ve rezervlerin yanlış yönlere aktarılmasıdır. Mesela şu an bizim elimize ulaşan bir veri var. Bu mutlak butlan olayıyla ilgili dövizde yükseliş olmasın diye Merkez Bankası’nın 9 milyar dolar sattığı ifade ediliyor. Bu çok büyük bir kaynak israfıdır.
“Hem adalet rafa kaldırıldı hem ekonomi bozuldu hem de ahlaki bir çöküntü içindeyiz”
Bizim bakış açımız şu: Eğer siz bir ülkede adaleti rafa kaldırırsanız ekonomisi bozulur, ekonomi bozulursa ahlaki çöküntü olur. Biz bugün bu üç tabloyu aynı anda yaşıyoruz. Hem adalet rafa kaldırıldı, hem ekonomi bozuldu, hem de ahlaki bir çöküntüyle karşı karşıyayız. Gençlerimiz umutsuz, yarınlarına umutla bakamıyor, iş bulamıyor. Ama buna mukabil ülkenin kaynakları maalesef faiz, israf ve yolsuzluğa aktarılabiliyor. Buna dur demek gerekiyor. Bu konuda Saadet Partisi’nin çok önemli çalışmaları var. Yeni Yol Grubu olarak Meclis’te bunu Türkiye’nin gündemine getiriyoruz. Ama maalesef sayı üstünlüğü nedeniyle Türkiye’nin hayati meseleleriyle ilgili verdiğimiz genel görüşme ve araştırma önergeleri AK Parti ve MHP oylarıyla reddediliyor.
“Muhalefet partileri ve iktidar partisi milletvekillerinin televizyonlarda bir araya gelmeli”
Toplum bunun farkında değil. Toplumun farkında olması için biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Buna rağmen altı ilin kapsama alınması doğruydu çünkü birinci derece deprem bölgesiydiler. Ama Eskişehir ikinci derece deprem bölgesi olmasına rağmen, en azından riskli binalar bu kapsama alınabilirdi. İstanbul’da tüm binalarla ilgili böyle bir çalışma var. Eskişehir’de de en azından bu 5 bin bina kapsama alınabilirdi. Ama siyasiler bir birliktelik sağlayamadıkları için maalesef netice alınamadı. Ben defalarca çağrıda bulundum. Muhalefet partileri ve iktidar partisi milletvekillerinin televizyonlarda bir araya gelip Eskişehir’in neden bu kapsama alınmadığını topluma anlatmaları gerektiğini söyledim. Ama bugüne kadar çağrılarım karşılık bulmadı.
“Büyükşehir Belediyesi müteahhit bulamazsa dönüşüm yapmaz”
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Gündoğdu Mahallesi’nde kentsel dönüşüm yapmaya çalışıyor ama müteahhit bulamıyor. Büyükşehir Belediyesi müteahhit bulamazsa dönüşüm yapabilir mi?
Yapamaz. Ben Ayşe Hanım’a da bunu ısrarla söyledim. Bu formülle kentsel dönüşüm olmaz. Ada bazlı emsal ve kat artışı olacak. Daha önce Gündoğdu Mahallesi’nde 290 dönümlük alan riskli alan ilan edildi. Orada 700 bina, 2 bin 400 konut ve yaklaşık 4 bin kişiyi etkileyen bir saha vardı. Ancak vatandaş dava açtı, yürütmeyi durdurma kararı çıktı ve çalışma yapılamadı. Gündoğdu’nun esas bölgesi çevre yoluna yakın bir yer. Bu konuyla ilgili ben şunu söylüyorum: İdare mahkemeleri bu konuda etkin ve yetkin değil. İhtisas mahkemeleri olması lazım. Bir yerin kentsel dönüşüm kapsamından çıkarılmasıyla ilgili kararı idare mahkemesi vermemeli.
“Eskişehir şehir merkezinde de yaklaşık 585 dönümlük bir alan riskli alan ilan edildi”
Eskişehir şehir merkezinde de yaklaşık 585 dönümlük bir alan riskli alan ilan edildi. Yine vatandaş başvurdu ve yürütme durduruldu. Orada da yaklaşık bin 200 bina, 4 bin konut ve 16 bin kişi etkileniyor. Bu bölge; Işıklar, Akarbaşı, Deliklitaş, Mahmure, Atatürk ve Mustafa Kemal Mahallelerini kapsayan sekiz mahallelik bir alan. Dört mahalle Tepebaşı’nda, dört mahalle Odunpazarı’nda bulunuyor. ben bir binada risk tespiti yapıyorum. Siz gelip “Binamın deprem açısından risk analizini yapın” dediğinizde kanun koyucu diyor ki: Eğer bina riskliyse 60 artı 30 gün içinde tahliye edilmesi lazım. Yani toplam 90 gün içinde boşaltılması gerekiyor. Eğer tahliye edilmezse ilgili belediye gelir, binayı yıkar ve masrafları tapu maliklerine şerh eder.
“Gündoğdu Mahallesi’nde belediye imkânlarıyla kentsel dönüşüm yapılamaz”
Kanunda bu kadar açık hükümler olmasına rağmen, riskli alan ilan edilen bu bölgeler 2012’den beri bekliyor. Burada insan hayatını öncelemek gerekiyor. Ben Ayşe Hanım’a da söyledim. Gündoğdu Mahallesi’nde belediye imkânlarıyla bu işi yapamazsınız. Burada destek kredi kaynağı lazım ya da kat artışı yapılması gerekiyor ki vatandaşın cebinden para çıkmasın. Mesela Yeşiltepe bölgesinde de yaklaşık 300 dönümlük bir çalışma yapıldı. Ben destekledim. İnsanların rahat yaşayabileceği alanlar oluşturuluyordu. Ancak emsal 2.40 olarak kabul edildi. Ben bunun 3 olması gerektiğini söyledim. Eğer 3 olsaydı vatandaşın cebinden para çıkmayacaktı ve itirazlar olmayacaktı. Şu an yaklaşık 900 hak sahibi itiraz etmiş durumda.
“Bugün Türkiye’de konut metrekareleri de çok büyük”
Bu işin tek bir formülü var: Vatandaşın cebinden para çıkmayacak. Bunun için de kat artışı yapılacak. Dört katlı yere yedi kat, üç katlı yere altı kat verilecek. Böyle olduğunda müteahhitlik oranları yüzde 35-40 seviyelerinde olur ve vatandaş para ödemeden dairesine kavuşabilir. Bugün Türkiye’de konut metrekareleri de çok büyük. 140 metrekare yerine 110 ya da 90 metrekarelik 2+1 daireler yapılabilir. Bu da maliyeti düşürür. Eskişehir bu kapsama alınmalıydı ama siyasi farklılıklar nedeniyle alınmadı.
“Sakaryabaşı’ndaki suyun Eskişehir’e gelmesi gerekiyor”
Geçtiğimiz haftalarda AK Parti Eskişehir İl Başkanı ve milletvekilleri Çifteler’e giderek “Sakaryabaşı’nda kuraklık bitti, su tutuldu, sorun çözüldü” açıklaması yaptılar. Gerçekten sorun çözüldü mü?
2004 yılında Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olduğum dönemde Eskişehir’in en önemli su kaynağı olan Sakaryabaşı suyunun Eskişehir’e getirilmesiyle ilgili bir projemiz vardı. Ancak o su Polatlı’ya kadar gidiyor ve tarımda da kullanılıyor. Dolayısıyla o suyu Eskişehir’e getirirseniz tarımı da zayıflatmış oluyorsunuz. Biz de dedik ki Seyitgazi Ovası’nın altı su dolu. Şu an yüzde 15’i kullanılıyor, yüzde 85’i atıl durumda. Sakaryabaşı’ndan alınan su kadar suyu ters sistemle Seyitgazi’ye aktaralım ki çiftçi zarar görmesin. Bir diğer konu ise tarımın bilinçsiz yapılması. Bölgede yoğun şekilde sulu tarım yapıldı. Mısır, patates, soğan gibi çok su tüketen ürünler ekildi. Bunun planlanması gerekiyordu. Daha az su tüketen ürünlere yönelmeliydi. Bugün gelinen noktada su azaldı, obruklar oluştu. Sakaryabaşı’nın suyu gerçekten azalınca yeniden çalışmalar yapıldı. DSİ çalışma yaptı, su birikti. Bu suyun Eskişehir’e getirilmesi gerekiyor.
“Artık siyaset yargı yoluyla dizayn ediliyor”
CHP’ye mutlak butlan kararı verildi. Sizin de bahsettiğiniz gibi bu kararın ekonomiye 9 milyar dolarlık bir etkisi oldu. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu ülkede hukuk rafa kaldırıldı. Adına ne derseniz deyin, artık siyaset yargı yoluyla dizayn ediliyor. Sahada siyaseti manipüle edemeyen iktidar, yargı yoluyla süreci kontrol altına alıyor. Bu kabul edilemez. Cumhurbaşkanlığı sisteminde yüzde 50 artı 1 alan iktidar oluyor. Yarın başka biri geldiğinde aynı yetkileri kullanıp başka partiler için de benzer süreçler başlatabilir. Bu doğru bir yol değil. Gerçekten şeffaf bir yargılama olmalı. Ama CHP’deki değişimin üzerinden 943 gün geçtikten sonra böyle bir kararın gündeme gelmesi soru işaretleri doğuruyor. Bugün CHP’nin başına adeta bir kayyum atanmış durumda. Kendisine “Kurultayı ne zaman yapacaksınız?” diye soruluyor, “Şartlar olgunlaştığında” deniliyor. Ama bu ifadenin bir karşılığı yok. Kanaatimize göre bu süreç seçimlere kadar devam edecek ve CHP seçimlere girememe riskiyle karşı karşıya kalabilir. Nitekim eski AK Parti milletvekilliği yapmış bir isim de benzer açıklamalar yaptı.
“Biz öyle bir aday bulduk ki 86 milyon ‘oh be’ diyecek”
Türkiye’de 100 bin imza toplandığında cumhurbaşkanı adayı gösterilebiliyor. Eğer toplumsal bir muhalefet oluşursa bu süreçler engellenebilir. Ben yine de umutlu olmak istiyorum. Genel Başkanımız Mahmut Arıkan’ın bir açıklaması var. Diyor ki: “Biz öyle bir aday bulduk ki 86 milyon ‘oh be’ diyecek.” O adayın kim olduğunu biz de bilmiyoruz. Ama inşallah Türkiye, Saadet Partili bir cumhurbaşkanını görecek. Biz umutlarımızı o yönde taşıyoruz.”





