8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, aslında acı ve kaosun gölgesinde doğmuş; zamanla kadınlara adanmış bir gün haline gelmiştir. Başlangıçta anma niteliği taşıyan bu tarih, yıllar içinde kutlanan bir güne dönüşse de bugün daha çok kadınların haklarını daha gür bir sesle savunduğu, eşitlik ve adalet talebini dile getirdiği bir gün olarak öne çıkıyor. Biz de sesini duyurmaya çalışan, haksızlıklara göğüs geren ve tüm zorluklara rağmen hayat mücadelesini sürdüren 8 kadının hikayesini derledik.

Her güçlü kadının arkasında yalnızca kendisi vardır. Aile, çevre ve bulunduğumuz ülke bizleri elbette etkiler ancak asıl kudret, kadın ruhuyla güce sarılarak büyümektedir.

Büyümek dedik ama kadın olarak büyümek son dönemlerde epey bir zorlaşmış durumda. Neden mi?

Psikolojik ve fiziki şiddet, aramızdan cinayetle ayrılmış onlarca kadın, devlet politikaları ve geçmişin de getirdiği kadınları basit görme düşüncesinin akıllara yerleşmesi…

Ancak biz “kadın kısmısı” her şeyi yapabilecek potansiyele sahibiz. Bizi diğerlerinden tek ayıran özelliğimiz ise doğurganlığımızın olması.

Jale Nur Süllü-4

Siyasetten Kadın - Jale Nur Süllü
(CHP Eskişehir Milletvekili. Evli ve 2 çocuk sahibi.)

Buse Kuşcu: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü sizin için ne anlam ifade ediyor?

Jale Nur Süllü: Keşke 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü hiç kutlamak zorunda olmasaydık. Bir yangın sonucu hayatını kaybeden kadınların anısına ilan edilmişti. Keşke hiç olmasaydı. Aslında 8 Mart Dünya Kadınlarının yüzyıllara yayılan mücadelesinin anısına ilan edilen bir gün. Aslında bir kutlama günü asla değil. Özellikle de bugün hemen çevremizdeki ateş çemberi olan İran'da olan olaylarda en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor. Kutlanacak bir günümüz yok diye düşünüyorum. Türkiye'ye geldiğimizde ise sokakta öldürülmekten korkan, evlerinde en yakınları tarafından ve birlikte olduğu evli oldukları erkekler tarafından öldürülen kadınları düşündüğümüzde; istihdam dışında kalan, mutfaklarında yangın yaşayan kadınları düşündüğümüzde, Dünya Kadınlar Günü'nün kutlanacak bir yanı yok ne yazık ki.

“Sokakta yürümeye korkuyoruz”

Kısa bir süre önce tarikatların gölgesinde bir kadın ve çocuğu kaybettik. Karanlıkların ne yazık ki aydınlığa çıkmasında kadınların verdiği mücadele çok büyük ama kadınlar bu süreçte öldürülüyor, hakları elinden alınıyor. Bir “aile” söylemi ve dar kalıplar içine kadınlar sıkıştırılmaya çalışılıyor. Bu süreçte kadınlar ne yazık ki mücadele vermek zorunda kalıyor. Aslında doğumumuzdaki tek farklılığımız biyolojik farklılığımızken, şekillenen toplumsal koşullarla sokakta, ailede, evde, okulda, iş yerinde güç hep erkeklerden yana. Kadınlar aleyhine güç erkeklere kayıyor ve kadınların mücadelesinin temelini de ne yazık ki bu oluşturuyor. Biz tüm bunların nedeninin aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu biliyoruz ve bu toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle sürekli mücadele veriyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği dediğimiz konunun temeline baktığımız zaman ne yazık ki siyasilerin söylemleri, erkek söylemleri, nefretçi, ayrılıkçı söylemlerin çok büyük etkisi var. Ne yazık ki ülkemizde de bunlar yaygın olarak yaşanıyor. Kadınlar sokakta, evde öldürülüyor. Sokakta yürümeye korkuyoruz. Öyle bir iktidar tarafından yönetiliyoruz ki… Kadının kaç çocuk doğuracağına, kahkahasına, nasıl giyinmesi gerektiğine kadar baskıcı bir yönetim tarafından yönetiliyoruz. İşte kadınların en büyük güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi, bir gece yarısı aniden tek bir erkeğin kararıyla çıkıldı. Yine kadınların güvencesi olan 6284 sayılı yasa asla tam anlamıyla uygulanmıyor. Tüm bunlar kadınların güvencesizliğinin nedenini oluşturuyor ve biz bu nedenle de “kadına yönelik şiddet politiktir” diyoruz. Kadına yönelik şiddet sadece fiziksel boyutuyla değil aynı zamanda cinsel, ekonomik ve son dönemde de dijital şiddet olarak ortaya çıkıyor. Kadınlar tüm bunlarla mücadele vermek zorunda kalıyorlar. İşte onun için diyorum “keşke 8 Mart'ı hiç kutlamak zorunda olmasaydık” diye. Ama 8 Mart'ı bayram havasında kutlayabileceğimiz günler için sivil toplum örgütleri, kadın mücadelesi veren örgütlerle birlikte mücadelemize devam ediyoruz. Hiç kimse umudunu yitirmesin.

“Kadınlara ‘Sen kadınsın bunları yapamazsın’ gibi söylemler oluyor”

-Türkiye’de kadınların siyasetteki temsili hala oldukça düşük maalesef. Sizce bunun temel nedeni nedir?

Siyaset, erkek işi olarak görülüyor. İşte bunun da aslında kökeninde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve öğrenilmiş toplumsal cinsiyet rolleri yatıyor. Kadınlara “Sen kadınsın bunları yapamazsın” gibi söylemler oluyor. Erkek, sokakta kavga ettiğin zaman “Bir tane de sen vuramadın mı?” derken, kıza; hep iyi eş, iyi anne, iyi Müslüman olma rolleri çiziliyor ve kadın aile söylemi içinde dar bir kalıba sıkıştırılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla kadın, o kısır döngüyü bir türlü aşıp da siyasette bir atılım gerçekleştiremiyor. Başlıca temel nedeninin bu olduğunu düşünüyorum.

“Para erkeklerin elinde”

Aynı zamanda kadınların siyasette var olamamalarının önündeki en temel etkenlerden bir tanesi de kadınların üstlenmek zorunda olduğu rollerin çok fazla olması. Annelik gibi, ev kadınlığı gibi, evde yaşlı varsa yaşlı bakımı gibi, kadınların ev içi hizmetlerini yürütmek gibi rolleri çok daha fazla. Dolayısıyla bu alanlar içinde kendilerine başka bir alanda veya siyaset alanında kapı aralamak için daha az talepkar oluyorlar doğal olarak. Tabii bunda ekonomik güçlerinin de büyük etkisi var. Çünkü genelde kadınlar sermayeye daha az ulaşım sağlayabiliyor. Para erkeklerin elinde genelde.

Siyasetçi olarak; seçim kampanyaları, seçim boyunca yapılan harcamalar, seçildiğiniz zaman bile yapmak zorunda olduğunuz harcamalar nedeniyle kadınları siyasetten alıkoyan bir yapı mevcut.

Bir diğer etken de ekonomik yetersizlik olarak ortaya çıkıyor. Partilerde, siyasi mekanizmalarda, karar alma mekanizmalarında erkekler; bizim “gatekeeper” dediğimiz, yani “kapı bekçileri” dediğimiz karar vericiler.

“Kadının siyasette yer alması için mücadelemizi sürdürüyoruz”

Kadınların siyasette var olması için ya çok iyi eğitimli olması gerekiyor, ya da aileden gelen ekonomik güç veya aileden gelen bir siyasi gücünün olmasıyla siyasette yer alabiliyor. Baktığınız zaman bir kırsal kesimden kadın ya da daha eğitimsiz bir kadın siyasette var olamazken eğitimsiz bir erkek daha rahatlıkla var olabiliyor. Kadında alınan nitelikler çok daha üstün nitelikler oluyor. İşte bu yüzden kadının siyasette yer alabilmesi için eğitimli olması, donanımlı olması hatta belki bir anlamda genç, güzel olması bile etken olabiliyor. Tabi bunlar aslında karar mekanizmalarının erkeklerin elinde olmasının başlıca nedenleri. Ama tabi bunları aşmak için çok büyük mücadeleler veriliyor. Çünkü kadının siyasette var olması çok önemli. Kadın bakış açısının siyasette, demokrasinin gereklerinin yerine getirilmesinde, daha insancıl ve empati duyabilen bir anlayışın siyasette var olmasında, siyasetin nezaketinde bile kadının siyasette var olması son derece önemli. Biz onun için sürekli kadınların talepkar olmasını, hatta başta belki muhtarlıklardan başlayarak, hatta okul aile birlikleri yönetimlerinden başlayarak, yerel yönetimlerde belediye meclis üyelikleri ve ulusal temsilde de milletvekili olmaları için sürekli olarak teşvik edilmeleri gerektiğini söylüyoruz. Daha çok kadının siyasette yer alması için mücadelemizi sürdürüyoruz. Kadınların siyasette daha fazla var olabilmesi için dünyada uygulanan kota uygulamaları da var. Aslında o eşiğin aşılması için kota uygulaması da olumlu bir şey yaratıyor diyebiliriz.

“Toplumsal cinsiyet rollerinde biraz daha erkeksi bir yapım oldu”

-Erkek egemen bir alanda var olmanın size hissettirdiği en zor şey neydi? “Evet, burada kadın olmak gerçekten çok zor” dediğiniz bir nokta var mı?

Aslında ben birazcık daha şanslıyım o konuda. Çünkü üç erkek ağabeyle büyüdüm. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet rollerinde biraz daha erkeksi bir yapım oldu. Bulunduğum her ortamda genelde erkeklerle birlikte çalışmak zorunda kaldım. Geçmiş siyasi yaşamımda da, iş yaşamımda da pek çok ortamda tek kadın olarak var oldum. Bu yüzden zorluklarını çok fazla hissetmedim.

“Kadın olarak sorumluluklarınız çok daha fazla”

Babam hem avukat, hem bir siyasetçiydi. Annem öğretmendi. Dolayısıyla bana öğretilen toplumsal cinsiyet rollerinde çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Ama yine de tabii kadın olarak siyasette var olmak hiç kolay bir iş değil. Çünkü sorumluluklarınız var, iki çocuğum var, iki çocuk yetiştirdim. Şu anda da hem anneanne, hem babaanneyim, üç torun sahibiyim. Dolayısıyla kadın olarak sorumluluklarınız çok daha fazla. Ev içi işlerin düzenlenmesinde, çocukların yetiştirilmesinde rolünüz çok fazla. Tabii ben bunları çok dengeli biçimde götürebildim.

“Kahvede masanın üzerine çıktım”

“Evet kadın olmak zor” dediğim bir anımı paylaşmak istiyorum. 2009 yılında Odunpazarı Belediye Başkan adayı olduğum zamanda çok kalabalık bir kahvedeydik. O kahvede çok fazla erkek vardı ve tek kadındım. Bir belediye başkan adayı olarak bulunuyordum. Yılmaz Hocam da Büyükşehir Belediye Başkanı ve adayı olarak yanımdaydı. Ben de belki kadın olarak görünür olamıyordum. Bana “çık masaya” dedi. Ben kahvede masanın üzerine çıktım ve masanın üzerinde bir siyasi söylemde bulunarak yapacaklarımı anlattım, kendimi tanıttım. Yılmaz Hoca beni takdim ederken de hep bıyıksız, ata binen, yabancı dil bilen güçlü bir kadın adayı diye tanıtıyordu. Erkek olsaydım herhalde böyle masanın üzerine çıkmak zorunda kalmayabilirdim diye düşündüm. Ama ilk bir-iki saniye içinde hemen o utancımı atarak toparladım ve siyasi olarak vatandaşlarla görüşlerimi paylaştım. O anımı hiç unutmuyorum.

“Kadın siyasette yer aldığında bir süre sonra erkekleşiyor”

Ama onun dışında açık söyleyeyim çok büyük zorluk yaşamadım. Kadının siyasette yer alması bir riski getiriyor. Kadın siyasette yer aldığında bir süre sonra erkekleşiyor. Aslında bu da bir risk. Ben kadın bakış açımı hiç kaybetmeden ama siyasi olarak da dik duruşumla kadın olarak siyasette var olmayı başardığımı düşünüyorum. Kadınların siyasette var oluşlarında hiç o kadınsı hallerini, tavırlarını, giyim kuşamlarını değiştirmeden, erkeksileşmeden var olmaları gerektiğini düşünüyorum.

Kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliği yaşadığı günlerden gerçekten 8 Mart'ı “bir şölen” olarak diyeceğimiz günleri diliyorum. Tek önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün söylediği gibi kadınlar yükselirse tüm toplum yükselir diye düşünüyorum.

Ipek Tuday

Çalışma Hayatına Atanmak İsteyen Kadın - İpek Tuday
(Uzun süredir iş arıyor, evli ve anne olmak istiyor)

-Buse Kuşcu: Kadın olduğunuz için farklı bir değerlendirmeye maruz kaldığınızı düşündüğünüz oldu mu?

İpek Tuday: Evet, maalesef oldu. Eminim, iş hayatında benim gibi birçok kadın bununla karşılaşıyordur. Özellikle iş görüşmelerinde “Yakın zamanda evlenmeyi düşünüyor musunuz? Çocuk yapmayı düşünüyor musunuz?” gibi sorulara maruz kaldığım zamanlar oldu. Bunun bence çok ayrıştırıcı bir soru olduğunu düşünüyorum. Erkeklere “Evlenmeyi düşünüyor musunuz? Çocuk yapmayı düşünüyor musunuz?” gibi sorular sorulmazken kadınlara neden sorulduğunu merak ediyorum açıkçası.

“Şaka gibi…”

-Kadın istihdamını arttırmak için devlet ya da özel sektör ne yapmalı?

Her şeyden önce bence iş yerlerine bağımsız denetimler getirilmeli. Kadınların karşı karşıya kaldığı mobbingler için kadınların gidebilecek bir kapısı olmalı. Çoğu yerde kadınların sindirildiğini, daha az maaş aldığını, fikirlerine daha az riayet edildiğini düşünüyorum. Bu konuda devlet bir denetim sistemi kurmalı. Evet, devlet kurumları tarafından istihdamlar sağlanıyor kadınlar için ama sağlanan istihdamlardaki veriler, maaşlar bence çok çok düşük. Şaka gibi... Bu konuda da bence iyileştirimler yapılması gerekiyor.

“Her gün kadınlar günü olmalı”

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü deyince aklına ne geliyor ve bugün senin için ne anlam ifade ediyor?

Evet, kadınlar için bir gün ama şu an bulunduğumuz toplumda sadece 8 Mart kadınlar için yeterli değil. Hem iş hayatında hem aile hayatında kadınlar çok fazla şiddete, psikolojik baskıya maruz kalıyor. Bunu düşünmek, bunu dile getirmek sadece 8 Mart'ta sınırlı kalmamalı diye düşünüyorum. Her gün kadınlar günü olmalı. Burada feminist bir ayrımcılıktan bahsetmiyorum. Ama ne yazık ki bu ülkede kadınlar öldürülüyor, bu ülkede kadınlar şiddete uğruyor, psikolojik baskıya uğruyor. Daha çok göz önünde olunmasını ve çözüm bulunmasını istiyorum.

Esma Gül Yüksek

Öğrencilikte Kadın - Esma Gül Yüksek
(Hukuk öğrencisi. Üniversitesini bitirmeye çalışırken bir yandan da kafede çalışıyor)

-Buse Kuşcu: Üniversite hayatında kadın olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Esma Gül Yüksek: Bence biz kadınlar olarak empati duygusu ve disiplin anlayışı çok gelişmiş varlıklarız. Bu da bize hem okul hayatımızda hem çalışma hayatımızda çeşitli avantajlar sağladığını düşünüyorum. Dezavantajlı yönlerinden bakacak olursam da kadın-erkek kıyaslaması yapmayı doğru buluyorum. Çünkü kadın öğrenciler hem eğitim hayatlarında hem güvenlik konusunda ya da sosyal hayatlarında erkeklere göre çok daha temkinli hareket etmek zorunda kalıyorlar. Bu da çok büyük bir dezavantaj sağlıyor bence. Ayrıca ben kendi üniversite hayatımda erkek kadın eşitsizliğini pek hissetmedim. Bu benim daha merkezi ve daha kültürü geniş bir şehirde okumamın etkisi olabilir. Ama başka şehirlerde çok duydum bu gibi olayları...

“Sosyal çevremi çok genişlettim, disiplin ve anlayışım çok ilerledi”

-Hem okuyan hem çalışan biri olarak ekonomik düzeyde kadın olmanın getirdiği artılar ve eksiler nedir?

Hem okuyan hem de çalışan bir insan olarak ekonomik düzeyde erken iş hayatına atılmış olmak ve erken iş deneyimi kazanmış olmak açısından çok büyük artılara sahip olduğumu düşünüyorum. Sosyal çevremi çok genişlettim, disiplin ve anlayışım çok ilerledi. Bu durumdan dolayı artılara sahibim. Eksiler yönünden bakacak olursam da hem okula gidip hem de iş hayatını devam ettirirken bazen zaman ve yorgunluk denetimini iyi sağlayamayabiliyorum. Bu bana eksi olarak dönüyor.

“Kadınların tırnaklarıyla kazıyarak kazanmış oldukları bir zafer”

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü senin için ne anlam ifade ediyor?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü benim için kadınlara verilmiş bir armağandan ziyade kadınların tırnaklarıyla kazıyarak kazanmış oldukları bir zaferi ifade ediyor. Bence bu günü sadece çiçek verme günü olarak değil, aynı zamanda kadınların iş, güvenlik ve sosyal hayat yönünden kazanmış oldukları zafere de bir dayanak oluşturduğunu düşünüyorum.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi-1

Vardiyalı Çalışan Kadın - Asiye Aliyiğit
(Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Otobüs Şoförü. 2 çocuk annesi.)

Buse Kuşcu: Otobüs şoförlüğünde kadın egemenliği çok az görülüyor. Bu konuda insanların nasıl bir tepkisi oluyor?

Asiye Aliyiğit: Olumlu tepkileri oluyor. Bizi gördüklerinde başarılarımızın devamını biliyorlar, tebrik ediyorlar. Bunu başardığımız için çok mutlu olduklarını ifade ediyorlar. Fakat olumsuz tepkiler de oluyor. Malumunuz kalıplaşmış düşünceler var. “Kadın bu işi yapamaz.” gibi… Bizi gördüklerinde bizden daha çok kendileri telaşlanıyorlar aslında. Gereksiz bir telaş, saygısızlık oluyor.

“Saygılı oldukları sürece hiçbir problem yok”

-Otobüs şoförlüğü yaparken trafikte kadın olmanın verdiği avantaj ve dezavantajlar nedir?

Kuralları bilen ve bilinçli sürücüler için avantajlar çok fazla. Kadın olduğumuzu gördükleri için daha saygılı davrananlar da oluyor. Saygılı oldukları sürece hiçbir problem yok. Fakat kişilerin kornaya basmaları, sıkıştırmaları, yanlış park yapmaları, bize sıkıntı yaratmaları ya da bizden önce davranıp kendileri telaş yapıp bizi sıkıştırmaları gibi bir sürü aslında olumsuz yanları var. Ama her şeye rağmen tabii çok güzel.

“Ben hep çocuklarıma örnek olmak istedim”

Otobüs şoförlüğüne 2015'te başladım. Yaklaşık 7 yıldır da Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'ndeyim. Buna en büyük sebep çocuklarımdır. İki tane sorumluluğunda olduğum çocuklarım var. Onlara hem anne hem baba oluyorum. İlk başladığım dönemlerde yapamayacağıma dair çevreden “Yapamazsın, bu büyük bir cesaret ister, hiç bilmediğin bir şehirde nasıl olacak?” tarzında çok tepki aldım. Ama mesele evlat olunca ve onların geleceği olunca insan başarıyor. Ben gerçekten mesleğine aşık olanlardan biriyim. Bu iş için oldukça emek verdim. Çabaladım, çok çabaladım… Hatta liseyi dışarıdan bitirdim. KPSS sınavlarına girdim. Çok yüksek puan almama rağmen yaşımdan dolayı atama kısmına takıldım. Amaç burada daha iyi şeyler başarabilmek. Ben hep çocuklarıma örnek olmak istedim. Toplumda “biz başaramıyoruz, yapamıyoruz, ne yapabiliriz” diyen kadınlara örnek olmak istedim. Kadın istedikten sonra başaramayacağı hiçbir şey yok diye düşünüyorum.

“Otobüs firmalarında başörtüm çok ön plana alındı”

Eskişehir Büyükşehir Belediyesine ilk başvuruya geldiğim zaman bana karşı çok olumlu tepkileri oldu. Beni hiçbir şekilde yargılamadılar. Çünkü bazı başvurduğum iş yerlerinde, otobüs firmalarında başörtüm çok ön plana alındı. Buraya geldiğimde hiçbir şekilde sorgulanmadı ve benim çok hoşuma gitmişti. “Ben burada yapabilirim” dedim. Özellikle Belediye Başkanımız Ayşe Hanım'ın bize destek vermesi inanılmaz güzel. Umarım bu destekler daha da büyüyerek devam eder.

“Güvenle yolcu taşıyoruz ve bunun gururunu yaşıyoruz”

-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü size ne hissettiriyor?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü benim için sadece bir kutlama günü değil. Emeğin, cesaretin, dayanışmanın hatırlandığı özel bir gün. Direksiyon başında her gün yüzlerce güvenle yolcu taşıyoruz ve bunun gururunu yaşıyoruz. Belediye başkanımız sayın Ayşe Ünlüce’nin bize güvenmesi güç veriyor. Bizde kadınların hayatın her alanında var olabileceğine inanarak görevimizi en iyi şekilde yerine getirmeye devam ediyoruz. Başta belediye başkanımız Sayın Ayşe Ünlüce'nin ve tüm dünyadaki kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

Raziye Peker

Birçok Dalda Başarı Elde Etmiş Kadın - Raziye Peker
(İnşaat mühendisliği, ulaştırma planlaması ve judo alanında çalışmalar yapıyor.)

-Buse Kuşcu: Başarılı bir kadın olmanın yolu nedir?

Raziye Peker: Başarı genelde çok çalışmakla işkendirilir. Bence daha önemlisi her düşmeden sonra güçlü olarak yeniden ayağa kalkabilmenizdir. Bireyin başarısı ve buradan da toplumun gelişimini destekleyen diğer önemli bir husus da eleştiri hükmüne sahip olmaktır. Başarı için eleştirilen ve eleştirilmekten korkmamalıyız. Bilgi ve fikir sahibi olduğumuz bir hususta çevrenizde yanlış gördüğünüz durumları cesaretle ifade etmekten kaçınmamalısınız.

Başarısı sadece var olmakla ilgili değil, aynı zamanda çözümün, gelişimin ve üretimin bir parçası olabilmenizdir. İşte bu vizyon çerçevesinde hayatımın birbirini tamamlayan iki önemli alanında ulaştırma ve judoda somut adımlar atmaya devam ediyorum. Akademik olarak sürdürülebilir ve erişilebilir kent içi ulaşım çalışmaları sürdürüyoruz. Mayıs ayında düzenlenecek Eskişehir Sempozyumunda ve Haziran ayında Fransa'da düzenlenecek Dünya Ulaşım Kongresinde bu konularla ilgili alaştırmalarımızı sunmayı planlıyoruz.

Aynı zamanda spor alanında ise uluslararası ilişkilerine büyük önem veriyoruz. Benim proje koordinatörü olduğum ve Roma Judo Federasyonu'nun da partner olduğu bir AB projesine başvurduk. Bunun dışında da yerelde de görme engelli bireylerin spora erişimini arttıracak bir kulüp için hazırlıklarımız devam etmektedir.

“Kadın olmak başlı başına bir mücadele”

-Kadın olmanız nedeniyle ekstra bir mücadele verdiğinizi düşündüğünüz bir an oldu mu?

Kesinlikle oluyor. İnşaat Mühendisliği, ulaştırma, judo gibi dışarıdan bakıldığında erkek egemen alanlarda zaman zaman masadaki tek kadın olmak başlı başına bir mücadele aslında. Ancak az önce bahsettiğim başarı için eleştiri yapabilme noktası... Tabii ekstra bir mücadele veriyorum bunun için. Şehrimizin daha yaşanabilir bir yer olması adına üretmekten ve yanlış gördüklerimi değiştirmek adına eleştirmekten vazgeçmiyorum. Örnek verecek olursak Eskişehir'in ulaşım altyapısı günü kurtarmaya esas ve bilimsellikten uzak hamleler yüzünden giderek kronikleşen sorunlar barındırıyor. Kavşaklardaki uzun beklemeler, merkezdeki otopark sıkıntısı, bisiklet yollarındaki ağ bütünlüğünün olmaması, insanların tramvayda balık istifi yolculuklara maruz kalması gibi etkenler bu durumu net bir şekilde ifade ediyor.

Bunun üstüne bir de Osmangazi Üniversitesi'nde öğrencilerin hem Ring’e hem tramvaya ayrı ayrı ücret ödemesi durumu daha da ağırlaştırıyor. Ulaşım dairesinde ciddi sorunlar olduğu bir çözümün esasında bilimsel ve iyi okuyabilen vizyoner, teklif halklarının inisiyatif alabilmesi için eleştirimizi yapmaktan vazgeçmiyoruz. Dolayısıyla benim mücadelem içerisinde belirttiğim yerel ve uluslararası projeler, akademik çalışmalar en başta ifade ettiğim gibi önce bireyi sonra da topluma artı bir değer katmayı amaçlıyor.

-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü her şeyden önce emeğin ve üretimin günüdür. Bugün benim adıma kadınların liyakatla, tavsiyecilikle ve bilimle her alanda liderlik edebileceğini hatırlatan güçlü bir iradeyi temsil etmektedir. Türk kadınlara verdiği değer ve duyduğu güvenden ötürü Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e de buradan minnetlerimi ifade etmek istiyorum. Eskişehir'in ilk kadın belediye başkanı Sayın Ayşe Ünlüce'yi de bir kadın olarak destekliyorum. Kendisinin kente karşı son derece iyi niyetli ve kapsayıcı çabasını görüyorum. Ancak bu iyi niyetli ve vizyonun sahada da tam anlamıyla karşılık bulabilmesi adına alt bilimlerin ve özellikle teknik dairelerin de aynı vizyonla, bilimin ışığında ve liyakatla yönetilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonuç olarak 8 Mart hem başarılarımızı kutladığımız hem eleştirmekten ve eleştirilmekten korkmadığımız, gelecekte de kendimiz ve toplum için daha iyisini talep etmekten vazgeçmediğimiz bir gün olsun.

Gamze Alkan

Memur Kadın - Gamze Alkan
(Eskişehir Eğitim-Sen Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda öğretmen)

Buse Kuşcu: Memurluk denince aslında akla bir düzen geliyor. Ancak bu düzenli yaşantı kadın için de aynı mı?

Gamze Alkan: Aslında memur kelimesi biraz yanlış. Biz onun yerine kamu emekçileri terimini kullanıyoruz. Kamu emekçisi - öğretmen olarak değerlendirirsek çok fazla sorumluluğumuz var. Bu kadın erkek fark etmez. Hele ki son zamanlarda iyice artan görevlerle sıkışmış, yorgun bir öğretmen kitlesi görmekteyiz. Benim hayatım, yani kadınlar olarak düşünürsek bu iki defa daha üzerimize bir yük. Çünkü kadının bir de görünmeyen emeği var. Evde çocuk bakımı, yaşlı bakımı üzerine emek gösteriyoruz. Hem bu öğretmenliğin getirdiği ağır yükümlülük hem de onlarla birlikte kadın iyice eziliyor.

“Öğretmenlik çok büyük bir sorumluluk”

Bir de toplumda çok komik bir şey var. Sanki öğretmenlik sadece kadınların mesleğiymiş gibi gösteriliyor. “Eğer öğretmen bir kadınla evlenirseniz çocuk bakımında daha iyi olur, evle daha güzel ilgilenir” gibi düşünceler mevcut. Halbuki öğretmenlik çok büyük bir sorumluluk isteyen, sadece işte değil, evde de sorumluluğu devam eden, iş yükü devam eden bir iş ve bir de bunun üzerine kadının kendi sorumluluğu kadının üzerindeki işleri artırıyor.

Bir de bunun üzerine mobbing, baskı, görmezden gelinme üzerine eklenince kadınlar için bu meslek iki kat, üç kat daha fazla artıyor.

“Yapamıyorsan evde oturabilirsin”

-Devlet politikaları kadın çalışanların hayatını yeterince destekliyor boyutta mı?

Hayır, desteklemiyor. Bir kere kadınlar için şöyle düşünülüyor: “Eğer yetiştiremiyorsan, gidemiyorsan, yapamıyorsan evde oturabilirsin, böyle bir seçeneğin var” diyorlar. Biz, kadın öğretmen olarak yöneticilerden de farklı kesimlerden de bunu duyuyoruz. Mesela diyoruz ki “ilçelere gidemiyoruz diyoruz, zor oluyor” diyoruz, “otobüs ya da ulaşım aracı sağlayın” dediğimiz noktasında, bütün aslında öğretmenler olarak isteklerimizi sunduğumuzda bize “çalışmak zorunda değilsin, evde oturabilirsin” diyorlar. Sanki kadın zorunlu olduğundan çalışıyormuş, ihtiyacı olduğundan çalışıyormuş gibi davranılıyor. Yani ihtiyacımız olmazsa kadının çalışmasına ihtiyaç gerek yokmuş gibi bir düşünce var. Gerçekten bu çok yanlış.

“Biz hayatın içindeyiz ve çalışmak da istiyoruz”

Cumhuriyetin bize 1923'ten sonra verdiği kadın hakları var. Cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk, kadınların hayatın içinde yer alması için inanılmaz inkılaplar yaptı ve bunun için destekler sundu ve biz de onların temsilcisiyiz, biz bunu yürütmek istiyoruz. Yani ihtiyacımız olsa da çalışacağız, ihtiyacımız olmasa da çalışacağız. Çünkü biz hayatın içindeyiz ve çalışmak da istiyoruz.

Mesela kreş yok. Bütün iş kollarında sağlanan olanaklarda tam zamanlı kreşler sağlanmıyor. Çocuk bakımında kreş gerçekten çok azınlıkta. Çocuklarını kreşe gönderemeyen, saatlerine uymayan anneler çalışmayı bırakmak zorunda kalabiliyor.

“Devlet, olaylar olmadan önce önlem almalı”

Son zamanda okullarda şiddet var diye eylemlerde de bulunduk. Fatma Nur Çelik öğretmenimizi kaybettik. Arkasından yine aynı isimde Fatma Nur Çelik kızıyla hayatını kaybetti. Her gün kadın öldürülüyor. Günde 6 tane kadının öldürüldüğüne tanık oluyoruz. Kadına şiddet ve tecavüz gün geçtikçe artıyor. Kendimizi baskı altında hissetmememiz mümkün değil. Bu olanlara baktığımızda demek ki devlet politikaları bizi koruyamıyor, koruyacak önlemler alınamıyor. Öldürüldüğü zaman ceza üzerinden konuşuyoruz. Devlet, olaylar olmadan önce önlem almalı. Okullarda şiddeti önleyecek önlemler alınmalı. Hayatta şiddeti önleyecek önlemler alınmalı. Bunu yapılmalı ki korunma sağlansın. Devlet yanımızda değil. Kadınların yanında değil. Çocukların yanında değil.

“Kadınların örgütlenmeye, sendikaya gidecek zamanı kalmıyor”

-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü hakkında neler düşünüyorsunuz?

Biz kadınlar olarak sendikada da yer alamıyoruz maalesef. Çünkü kadınların yükü çok ağır. Kadınların örgütlenmeye, sendikaya gidecek zamanı kalmıyor. Mesela her zaman kadınlarımızın katılımları, erkeklere göre daha az oluyor. Bunu canlandırmak için gerçekten önemli bir mücadele içindeyiz.

8 Mart bizim için mücadeleyi büyüttüğümüz, dayanışmayı büyüttüğümüz, birlikte bağırdığımız, sesimizi çıkardığımız bir gün. Çünkü İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçildi. Çünkü mobbing ve şiddet gün geçtikçe artıyor. Bunların önlenmesi için acil önlemler alınması gerekiyor, uygulamalar yapılması gerekiyor. Bunun dile geçirildiği, birlikte yürüdüğümüz, bütün iş kollarından, bütün kesimlerden, hiç fark olmaksın birlikte dayanışmayla yürüdüğümüz bir gün, mücadele günümüz. Biz 8 Mart’ı bir kutlama günü değil bir mücadele günü olarak tanımlıyoruz.

Seher Karabay

Ev Hanımı Kadın - Seher Karabay
(Kahramanmaraş merkezli depremde Hatay’da evi yıkıldı, sonra Eskişehir’e yerleşmek zorunda kaldı. Eşi vefat etti, kızıyla yaşıyor ve 81 yaşında.)

-Buse Kuşcu: Toplumun ev hanımlarına bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seher Karabay: Vallahi bu yaşıma kadar biraz değerliydi. Toplumumuz güzeldi, değer veriliyordu. Ama artık kadının adı yok, kadının hakkı yok, kadının özgürlüğü yok, kadınlar perişan. Kadınların doğru dürüst maaşı yok. Kadınların eğer kocaları ölmüşse bir emekli maaşı, babaları ölmüşse, bir emekli maaşı varsa... Kadının hakkı başka yok. Namussuzluk mu yapsın kadınlar? Bir sürü kadınlarımız öldürülüyor. Neden bunlara sahip çıkılmıyor? Neden bunlar 3 gün yatıp çıkıyorlar? Yazık bu kadınlara. Bir sürü çocuk doğurtturuyorlar. Kadınları birazcık doktora götürsünler. Birazcık az çocuk doğurttursunlar. Kadına bir özgürlük hakkı tanısınlar. Kadınlarımız perişan. Ben bundan çok şikayetçiyim. Yani depreme kadar birazcık özgürlüğüm vardı, iyiydi. Evimiz vardı, her şeyimiz vardı. Ama şu anda biz Hatay'dan buraya geldik, perişanız. Bize devletin verdiği 7 bin 500 lira. Ama bu pahalılıkta ben 7500 lirayla bir gün değil, bir saat idare edemem.

“Türkiye'de kadının ne özgürlüğü var, ne değeri var, ne hakkı var”

Ev içi emeğin yeterince görünür olduğunu ve değerli olduğunu düşünüyor musunuz?

Hiç değerli değil. Türkiye'de kadının ne özgürlüğü var, ne değeri var, ne hakkı var. Hiçbir şey yok, hak tanınmıyor bize. Ben memnun değilim.

“Şu anda kadının adı yok, kadın bitmiş”

-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü sizin için bir anlam ifade ediyor mu?

Bu yaşa kadar çok güzeldi, yaşlandıkça değeri kalmadı. Kadının şu anda hiçbir değeri yok. Çok üzgünüm… Kadınlar dul, kadınlar çocuklu, kadınlar sefil, kadınların maaşı yok. Kadınlara bir özgürlük tanınmamış. İsterdim ki yani dul da olsa bu kadının bir özgürlüğü olsun, bir hakkı olsun. Gece sokağa çıkma hakkı olsun. Çoluğundan, çocuğundan rahat etsin. Ama kadın sokağa çıkarsa adı namussuz. Bir erkekle bir bayan bir yerde oturunca adı namussuz. Yani kadının hakkı, özgürlüğü yok. Şu anda kadının adı yok. Kadın bitmiş.

Avukat

Adalette Kadın - Av. Elif Uçar
(Kadın cinayetleri ya da kadına şiddet davalarını takip ediyor. İcra dosyalarına da bakıyor.)

Buse Kuşcu: Kadınların hak arama süreçlerinde karşılaştığı en büyük engeller neler?

Elif Uçar: Burada ilk hakla gelen şey aslında hukuktur. Ama hukukun kendisi değil, aslında sürecin kendisidir. Burada tartışılması gereken şey; kadınlar çoğu, haklarını bilmelerine rağmen bu hakları kullanmakta, ulaşmakta zorlanmaktadırlar. Toplum baskısı, ekonomik bağlanma, aile içinde yaşanan şiddetin görünmezliği, “ayıp olur” algısı kadınların hukuki yollara başvurmasını zorlaştırıyor.

“Türkiye'de kadınların asıl istediği ayrıcalıklı olmak değil”

-Türkiye'de kadın haklarının bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde kadın hakları konusunda çok önemli düzenlemeler bulunmaktadır. Fakat kanunun sadece varlığı yeterli değildir. Bunun günlük yaşantıda da uygulanıyor olması çok önemlidir. Türkiye'de kadınların asıl istediği ayrıcalıklı olmak değil daha güvenilir bir ortamda yaşamlarını sürdürebilmektir. Bunun için de kanuni mekanizmaların düzenlenmesi ve kadınlara daha fazla destek olunması gerektiğini düşünüyorum.

“Birbirlerini destekledikleri bir gün”

-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü sizin için ne anlam ifade ediyor?

Bugün benim için kutlanılacak bir günden ziyade daha çok kadınların emeklerini sürdürdükleri ve bunun hatırlandığı, birbirlerini destekledikleri bir gün olarak görüyorum. Eşit, özgür, daha güvenli bir yaşam haklarının konuşulduğu bir gün olarak görüyorum. Benim için çok anlamlı bir gün. Çünkü hem hukuki süreçlerde hem de sosyal hayatımızda kadınların birbirine destek olması benim için çok kıymetli. Ben bu vesileyle tüm kadınlarımızın Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutluyorum