Bağımsız tiyatro sahnesinde üretmeye devam eden genç oyuncu Hanife Dere, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde tiyatronun kendisi için anlamını, sahnedeki duygularını ve ödeneksiz tiyatronun zorluklarını Eskişehir Haber Ajansı’na anlattı. Dere, “Tiyatro, benim için çocuk olmak, hayal kurmak ve o hayali sahnede gerçeğe dönüştürmek” dedi.
Tiyatroya kaç yıldır devam ediyorsun, nasıl başladın?
2014 yılından bu yana tiyatroyla ilgileniyorum; yani yaklaşık 12 yıllık bir geçmişim var. Tiyatroya ilk olarak halk eğitim kurslarıyla başladım. Yatılı bir lisede okuyordum ve yurtta kalan öğrenciler için halk eğitimden gelen eğitmenlerle çeşitli etkinlikler düzenleniyordu. Tiyatroya ilk adımım da bu süreçte yaratıcı drama çalışmalarıyla oldu. Zamanla bu ilgi halk eğitim bünyesinde tiyatro yapmaya dönüştü. Bu alanda kendimi çok iyi hissettiğimi fark edince devam etme kararı aldım ve sonunda tiyatroyu meslek edinmeye karar verdim. Ardından üniversitede tiyatro kulübünde yer alarak kendimi geliştirmeye devam ettim. Daha sonra konservatuvarı kazandım ve geçen yıl mezun oldum. Mezuniyetimin ardından da aktif olarak tiyatro yapmayı sürdürüyorum.
Benim için tiyatro, hayal kurmak ve o hayalin içine girerek sahnede onu canlandırmaktır
Tiyatro senin için ne ifade ediyor? Sahnedeyken neler hissediyorsun?
Tiyatro yaparken sahnede zaman çok hızlı geçiyor, sanki bir anlık gibi. O an oradasın ama aynı zamanda başka birisin. Bir bakıyorsun ve bitmiş oluyor. Benim için tiyatro tek bir duygu değil; içinde birçok şeyi barındırıyor. Ama en yakın ifade belki “çocuk olmak.” Hayal kurmak, o hayalin içine girmek ve onu sahnede canlandırmak diyebilirim.
Geçimimi sağlamak için farklı bir işte de çalışıyorum
Konservatuvardan mezun olduktan sonra oyunculuk sürecin nasıl ilerledi?
Biraz “hiçlik” gibi… Ama aslında okurken de dışarıda tiyatro yapıyordum, mezun olunca da devam ettim. Yeni bir oyuna başladım. Tabii geçimimi sağlamak için farklı bir işte de çalışıyorum. Okulun yoğun temposu bitiyor ama tiyatro devam ediyor.
Sahneye çıkmak nasıl bir his?
İçimde yanan bir şey varmış gibi… Kontrol etmem gereken ama çok güçlü bir duygu. Eskiden sahnedeyken “izleniyorum” hissi daha baskındı. Şimdi ise hikâyenin içinde oldukça bu duygu azalıyor. Oyun sırasında sadece o anın içinde oluyorum. Seyirci elbette çok değerli ama sahnede asıl odaklandığım şey hikâyenin kendisi.
Bizi ayakta tutan seyirci oluyor
Şu an nasıl bir tiyatro yapıyorsun, ekonomik zorluklar seni nasıl etkiliyor?
Bağımsız, yani ödeneksiz tiyatro yapıyoruz. Herhangi bir kuruma bağlı değiliz. İki farklı ekipte yer alıyorum: Fo Oyunculuk Araştırmaları ve Tales. Kendi imkânlarımızla üretim yapıyoruz ve aslında bizi ayakta tutan seyirci oluyor.
Tiyatro yapabilmek için aynı zamanda başka bir işte çalışmak zorundayım
Ancak bu süreç ekonomik açıdan ciddi zorluklar da barındırıyor. Tiyatro yapabilmek için aynı zamanda başka bir işte çalışmak zorundayım. Kiram var, hayatımı sürdürmem gerekiyor. Bu durum sadece bana özgü değil; birçok tiyatrocu aynı koşullarda üretim yapmaya çalışıyor. Bu da ister istemez bir kaygı yaratıyor ve biz o kaygıyla birlikte sanat üretmeye devam ediyoruz.
Yine olsa yine tiyatro yaparım
Oyuncu olmaktan hiç pişman oldun mu?
Bazen sinirlendiğim anlarda “Keşke başka bir şey yapsaydım” dediğim oluyor. Ama bu geçici bir duygu. Genel olarak pişman değilim. Yine olsa yine tiyatro yaparım.
Tiyatronun anlamını yeniden hatırladığımız bir gün
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü senin için ne ifade ediyor?
Benim için bir bayram gibi. Sabah heyecanla uyanılan, bir araya gelinen, tiyatronun anlamını yeniden hatırladığımız bir gün. Oyun günü gibi… Neşe, birlik ve o heyecanı yeniden hissetmek demek.