SHP döneminde ön seçimle milletvekili seçilen Zeki Ünal, CHP’de yeniden gündeme gelen ön seçim tartışmasını değerlendirdi: “Atamayla 3 çıkar, üyelerin iradesiyle 5 milletvekili kazanırız.”
Cumhuriyet Halk Partisi’nin Eskişehir’deki siyasi hafızasında önemli bir yere sahip olan 18.Dönem SHP Eskişehir Milletvekili Zeki Ünal; Erdal İnönü döneminde Parti Meclisi üyeliği, Altan Öymen dönemimde ise CHP Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1992’de partinin yeniden açılmasının ardından kurucu il başkanlığı görevini üslendi. 1987’deki seçimlerinde ön seçimle milletvekili adayı gösterilip Meclis’e giren Zeki Ünal ile o dönemdeki ön seçim deneyimini, bugün yeniden gündeme gelen ön seçim talebini ve parti içi dengeleri konuştuk.

1987’de SHP’nin katıldığı ilk genel seçimlerde milletvekili adayları ön seçimle belirlendi ve siz de örgüt iradesiyle ikinci sıradan aday olarak Meclis’e girdiniz. O dönem ön seçim süreci nasıl işledi?
1980 sonrası partilerin kapatılmasıyla birlikte siyaset, Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) çatısı altında yeniden filizlendi. Biz de sosyal demokrasiyi SODEP’te örgütlemeye çalıştık. Ardından Halkçı Parti ile birleşerek SHP olduk. O dönemde Eskişehir’de yaklaşık 8 bin üyemiz vardı ve bu üyeler son derece aktifti. 12 Eylül’ün tüm baskılarına rağmen demokrasi mücadelesinden geri durmadılar.
SODEP’te il başkan yardımcıydım. Birleşme sonrası yapılan seçimde ise merkez ilçe başkanıydım. Henüz 30’lu yaşlarındaydım. 1987 genel seçimleri geldiğinde parti beni aday gösterdi ve ön seçime girdik. Açık ara önde olduğumu biliyordum. Ancak Cevdet Selvi sendika başkanı olarak başka bir ilden Eskişehir’e getirildi. Emek ağırlıklı bir parti olan SHP’de işçi sınıfından bir ismin desteklenmesi gerektiği düşünülüyordu. Benim de desteğimle ön seçimde Cevdet Selvi birinci, ben ise ikinci sırada çıktık.
“Eskişehir’de 8 bin üyeden 6 bini sandığa gitti”
1987’de yapılan ön seçim nasıl bir atmosferde gerçekleşti? Az önce 8 bine yakın aktif üyeden söz ettiniz… Bu üyelerin ne kadarı sandığa katıldı? Ayrıca SHP bu yöntemi yalnızca Eskişehir’de mi, yoksa Türkiye genelinde tüm iller de mi uyguladı?
O dönemde genel başkanımız Erdal İnönü’ydü. İnönü’nün demokrasiye inancı son derece güçlüydü. Demokrasinin ancak katılımla anlam kazanacağını savunuyordu. “Başkan ve adamları” anlayışı yerine “başkan ve halk” bütünlüğünü esas alan bir yaklaşımı benimsedi. Bu nedenle aday belirleme sürecinde ön seçimi tercih etti.
Eskişehir’de yaklaşık 8 bin üyemiz vardı ve bunların yaklaşık 6 bini sandığa giderek oy kullandı. Örgüt sürece güçlü bir katılım gösterdi. Ön seçim yalnızca Eskişehir’de değil, Türkiye genelinde uygulandı ve SHP bu süreçten büyük bir başarıyla çıktı. Kamuoyu yoklamalarında öngörülen oy oranlarının çok üzerine çıkıldı. Milletvekili seçimlerin ardından belediye başkan adayları da ön seçimle belirlendi. 1989 yerel seçimlerinde, o dönemki 67 ilin 42’sini kazandık. İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere birçok büyükşehir yönetimi bize geçti. Toplamda yerel yönetimlerin yaklaşık yüzde 80’ini SHP’ye geçmiş oldu. Üstelik yalnızca belediye başkanları değil, belediye meclis üyeleri de ön seçimle belirlendi. Süreç eğilim yoklaması şeklinde değil, hakim huzurunda, Yüksek Seçim Kurulu denetiminde gerçekleştirildi. Genel merkezin müdahale edemeyeceği, resmi ve bağlayıcı bir yöntem uygulandı. Hem milletvekili hem de belediye seçimlerinde bu demokratik usul esas alındı ve parti ile toplum arasında güçlü bir bütünlük oluştu.
“Örgütün iradesi sürece yön verdi”
Ön seçim uygulaması doğrudan Erdal İnönü’nün benimsediği bir demokratik programın parçası mıydı, yoksa bu yöndeki talep daha çok örgütlerden yükselerek genel merkeze mi taşındı?
O dönemde örgütler oldukça bilinçliydi. 12 Eylül’ün yarattığı tüm baskı ve zorluklara rağmen Türkiye’nin yeniden demokratikleşmesini isteyen güçlü bir irade vardı. Üyeler, “biz de varız” diyerek aday belirleme sürecine doğrudan katılmak istediler ve ön seçim talebini net biçimde ortaya koydular. Erdal İnönü de demokrasiye açık bir liderdi ve bu talebe hemen onay verdi. Böylece hem genel seçimlerde hem de yerel seçimlerde, tüm üyelerin katılımıyla ön seçim uygulandı.
“Ön seçim başarıya yüzde 20 etki yapar…”
Bugün CHP örgütünde “ön seçim” talebinin yeniden yükseldiğini görüyoruz. Sizce ön seçim, CHP açısından gerçekten başarıyı artıracak bir araç mıdır? Yoksa tek başına bir çözüm değil midir? Mevcut CHP örgüt yapısı dikkate alındığında, bugün sağlıklı ve adil bir ön seçim yapılması mümkün mü?
Eskişehir’de üye yapısını, mahalle ve ilçe dağılımlarını aşağı yukarı biliyorum. Bu şehirde son derece sağlıklı bir ön seçim yapılabilir. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri siyasi bilinç taşır, yönlendirici bir iradeye sahiptir. Doğru kararı, çoğu zaman genel başkandan daha isabetli biçimde tabandaki insan verir. Çünkü o bu şehirde yaşıyor, insanlarla birebir temas halinde… Ön seçim katılım demektir. Üye sandığa giderken “ben partimin sahibiyim” duygusunu yaşar. Aksi halde, kendini sahibi hissetmediği bir yapıya sadece şeklen destek verir. Ön seçimle belirlenen adayı ise benimser, “bu benim adayım” der ve dört elle sarılır. Bu başarıya yüzde 20 oranında katkı sağlar. Çünkü yalnızca aday değil, üyelerle birlikte geniş bir kadro sahaya çıkar.
Atamayla gelen milletvekillerinde halkın tercihi geri planda kalır, genel başkanın tercihi öne çıkar. Oysa ön seçim yapıldığında halk iradesi Meclis’e taşınmış olur. Bu durumda “genel başkanın adamları” değil, “genel başkan ve partinin adamları” ortaya çıkar. Bu da başarı ihtimalini artırır.
“Parti içi demokrasi CHP’yi ayakta tuttu”
Ön seçimin bir başka önemli yanı da partilerin ömrüyle ilgilidir. Katılımı esas alan partiler uzun süre ayakta kalır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüzyılı aşan tarihine baktığımızda, ara dönemler hariç ön seçim geleneğinin önemli bir yeri olduğunu görürüz. Dünyada da benzer bir durum vardır. Nerede katılım, nerede tabanın gücü varsa orada partililer kalıcı olur. Katılımın olmadığı yapılar ise zamanla dağılır. 12 Eylül sonrası ortaya çıkıp bugün siyaset sahnesinde olmayan partilere baktığımızda bunu görmek mümkündür. CHP bugün yaşıyorsa elbette Atatürk’ün kurucu etkisi büyüktür. Ancak parti içi demokrasinin işlemesinin de bu tarihte önemli bir payı vardır.
“Genel merkez belirlerse 3, ön seçim olursa 5 milletvekili çıkarırız”
Parti tabanında karşılığı olan isimler, aynı etkiyi toplumun genelinde de yaratabilir mi?
Eskişehir’in milletvekili sayısı yediye yükseldi. Mevcut tabloya bakıldığında, Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı aday belirlese dahi üç milletvekili çıkarabilir. Ancak ön seçim yapılırsa, Cumhuriyet Halk Partisi yedi milletvekilinden beşini alır. Eskişehir’in sosyolojik yapısı daha modern, daha paylaşımcı ve daha barışçı bir karakter taşır. CHP’ye tarihsel ve kültürel olarak yakın bir zemin barındırır. Seçmenle doğrudan temas kurulduğunda CHP’ye oy vermekte hiç de zorlanmaz. Bu nedenle tabanın içinden çıkan, üyelerin iradesiyle belirlenen bir adayla sahaya inmek toplum geleninde de güçlü bir karşılık bulur. Bu nedenle ön seçim yapılması halinde CHP’nin Eskişehir’de yedi milletvekilliğinin beşini kazanabileceğine inanıyorum.
“İl başkanları ön seçim istiyormuş gibi göründü, ancak gereğini yerine getirmediler”
Yıllardır Eskişehir’de zaman zaman kısık sesle de olsa, örgüt ve taban tarafından dile getirilen bir ön seçim talebi var. Ancak bu talebin Genel Merkez nezdinde karşılık bulmadığı görülüyor. Sizce ön seçim kararının alınabilmesi için hangi adımların atılması gerekiyor?
Bunun geçmişte örnekleri var. Sonuçta mesele biraz da genel başkanların tutumuyla ilgili. Katılımcı demokrasiye inanan genel başkanlar ön seçimi tercih ediyor. Özgür Özel parti içinden gelen bir isim, ön seçim deneyimi yaşamış biri. Bu nedenle ön seçimi mutlaka tercih edeceğini düşünüyorum. Tarihin farklı dönemlerinde bunun tersine örnekler de yaşandı. Antep’te, Trabzon’da ön seçim yapılmadığında örgüt tepki gösterdi, Ankara’ya gidildi, parti yönetimine açık bir tavır konuldu. “Bu şartlarda seçime girmeyiz” denilerek ciddi bir baskı oluşturuldu ve sonuçta parti ön seçim yapmak zorunda kaldı. Eskişehir’de de benzer bir irade gösterilebilir. Genel Merkez üzerinde demokratik bir baskı oluşturmak mümkündür. Ancak bugüne kadar Eskişehir’de hiçbir dönemde il ve ilçe başkanları ön seçim yapılmamasına karşı net bir tavır koymadı. Ön seçimi istiyormuş gibi bir görüntü verildi, fakat bunun gereği yerine getirilmedi. Bu değerlendirmeyi tüm dönemlerde görev yapan il başkanları için söylüyorum.
CHP 20 yıldır “hoca ve adamları”nın vesayeti altındaydı
Yılmaz Büyükerşen’den sonra parti içinde “vesayet döneminin sona erdiği” yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Siz bu yoruma katılıyor musunuz?
Katılıyorum… Uzun yıllar, neredeyse 20 yıla yakın bir dönem Cumhuriyet Hak Partisi Eskişehir’de Hoca’nın vesayeti altındaydı. İl başkanlarının, ilçe başkanlarının, meclis üyelerinin hiçbir önemi yoktu. Çoğu zaman belediyeye dahi alınmadıkları olurdu. Ortada örgütün etkin olduğu bir süreç, güçlü bir tavır ya da icra gücü yoktu. Çünkü “hoca ve adamları” vardı. Eskişehir’den aday gösterilen milletvekillerinin birçoğu da partili değildi. Eskişehir ve CHP ile ilgisi olmayan kişileri milletvekili yaptı. Bu durum seçmenle parti arasında mesafe oluşmasına neden oldu. Daha yüksel oy potansiyeline varken, en düşük seviyelerde kalındı. Hoca zannediyor ki “benim oyum…” Öyle bir şey yok. Şimdi Ayşe Ünlüce dönemini hep birlikte göreceğiz. Son seçimde 100 bine yakın bir fark oluştu. Önümüzdeki dönemde ön seçim mekanizması işletilirse belediye başka adayları da, meclis üyeleri de üyelerin iradesiyle belirlenirse farkın nereye yükseleceğini birlikte yaşayacağız. Parti çok önemli bir güçtür, yürütücü bir güç, adeta bir motor gücü… Ancak o motorun çalışmasını sağlayan akaryakıt halktır, insanlardır. Yan yana gelebildiğimizde, birlikte hareket edebildiğimiz sürece başaramayacağımız hiçbir şey yoktur.
Siz, Yılmaz Büyükerşen sonrası süreçte örgütün güçleneceğine ve bunun Eskişehir’de Cumhuriyet Halk Partisi’nin oylarını artıracağına inanıyor musunuz?
Çok etkili… Eskişehir’de il ve ilçe örgütlerimiz çok hareketli. Çünkü söz sahibi olduklarına inanıyorlar. Bu inanç, zaten beraberinde ön seçimi getirir.
“Parti içinde muhalefet doğaldır, anlayışla karşılanmalıdır”
CHP içerisinde “Koca Çınarlar” adıyla bir oluşum var. Bu tür grup ve yapılanmalar parti içi demokrasiyi güçlendirir mi, yoksa ayrışma riskini mi büyütür? Bu süreçte partiye zarar verme ihtimali var mı?
Parti içinde farklı kanatların muhalefet yapması doğaldır. Bunu anlayışla karşılamak gerekir. Eskişehir özelinde ise hem örgütlerde hem de belediyelerde şuan için bir olumsuzluk görmüyorum. Belediyelerimizin performansı oldukça güçlü... Büyükşehir Belediyesi başarılı bir tablo ortaya koyuyor. Kazım Başkan’ın Türkiye çapında en iyi belediye başkanı seçilmesi, Ahmet Başkan’ın ve ilçe belediyelerimizin ortaya koyduğu çalışmalar bunun göstergesi. Örgütler de sandık yapılanmalarını tamamlamış durumda. Herkes sorumluluğunu yerine getiriyor. Buna rağmen muhalefet olur mu? Elbette olur. Hatta muhalefet arttıkça enerjisin de yükseldiğine inanıyorum. Bu nedenle parti içi eleştiriyi olumsuz bir durum olarak görmüyorum.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Bir an önce seçim yapılsın. Sandık istiyoruz…