İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yürütülen ve 407 sanığın yargılandığı davada 15. gün geride kalırken, mahkeme heyeti ara kararını açıkladı. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararda 18 sanığın tahliyesine oy birliğiyle hükmedildi. Tahliye edilen isimler hakkında yurtdışına çıkış yasağı uygulanmasına karar verildi.
Tahliye edilenler isimler
Ebubekir Akın (Taşımacılık işiyle uğraşıyor), Sırrı Küçük (CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat’ın şoförü), Fatih Yağcı (Ağaç A.Ş. Satın Alma Şefi), Evren Şirolu (İşadamı), Kadriye Kasapoğlu (Ekrem İmamoğlu’nun özel kalem müdürü), Davut Bildik (İSPER A.Ş. çalışanı), Ali Üner (İşadamı), Kadir Öztürk (Murat Ongun’un şoförü), Altan Ertürk (İşadamı), Hüseyin Yurttaş (İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in şoförü), Mustafa Bostancı (Murat Ongun’un şoförü), Mahir Gün (İBB Medya A.Ş. eski çalışanı), Başak Tatlı, Nazan Başelli (İBB Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli), Sabri Caner Kırcı (İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca), Şehide Zehra Keleş Yüksel (İstanbul Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi), Baran Gönül (İmamoğlu İnşaat AŞ’nin çalışanı), Esra Huri Bulduk (İBB sosyal politikalar koordinatörü)
Savcı 7 kişi için tahliye istemişti
Duruşmada gün boyunca çok sayıda sanık avukatının tahliye talepleri alınırken, savcılık mütalaasında 7 sanık için tahliye talebinde bulundu. Diğer sanıkların tutukluluk halinin devamı istendi. Dava, pazartesi günü yeni savunmalarla devam edecek.
Duruşmada avukatının süresini kendisine devretmesi üzerine söz alan Ekrem İmamoğlu, yargılama sürecine ilişkin değerlendirmede bulundu. İmamoğlu savunmasında şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle son dört gündür, ilk üç haftada eksik kalan kısımlarla birlikte toplam 106 kişinin avukatlarının anlatımlarıyla; bu soruşturmanın öncesini, sonrasını ve tutukluluk sürecini tüm açıklığıyla dinledik. Savcılık makamının iddialarını en geniş haliyle değerlendirme imkanı bulduk. Ancak gelinen noktada, artık meselenin halk arasında basit bir anlatımla ifade edilebilecek bir durumun çok ötesinde olduğu açıktır. Son derece vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Üç hafta boyunca yapılan savunmalar, ortaya konulan evrak ve belgeler, bu soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü açıkça göstermiştir. Savcılığın Türk milletini nasıl aldattığını tek tek dinledik. Açık konuşmak gerekirse, bugün dinlediklerim ve duruşma sırasında tanık olduğum bazı anlar karşısında derin bir sarsıntı yaşadım. Kanım dondu, nefesim kesildi, göğsüm sıkıştı. Bu dosyada yer alan kişilerin maruz kaldığı muamele, anlatılanlar, ahlaki ve hukuki sınırların ciddi şekilde zorlandığını göstermektedir. Yaşananların, sadece bir yargılama süreci olarak değil, aynı zamanda ağır bir mağduriyet süreci olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eminim ki, ön yargıdan uzak, vicdan sahibi herkes bu tablo karşısında benzer duyguları hissedecektir.”
Canlı yayın çağrısı
İmamoğlu, duruşmaların kamuoyuna açık şekilde yayınlanması gerektiğini savunarak şu ifadeleri kullandı:
“Bugün şunu düşündüm, bu duruşma kamuoyuna açık şekilde, canlı yayınla izlenebilseydi ne olurdu? İnanıyorum ki, tüm bu yaşananlar tek tek ortaya çıkardı. İddia makamının ileri sürdüğü tezlerin ne ölçüde dayanaklı olduğu kamuoyu önünde net biçimde görülürdü. Bu sürecin niteliği herkes tarafından daha açık şekilde anlaşılırdı. Canlı yayını istemeyen Sayın Erdoğan’ın kulakları çınlasın. İstediğini dile getiren Devlet Bahçeli’nin de kulakları çınlasın. Gizlilik işlerine geliyor. Biraz vicdan, erdem, irfan varsa her iki siyasi parti lideri de buraya temsilci göndersin, izlesinler. Başımızın üzerinde yerleri var.”
4 bin sayfalık iddianameye tepki
İddianameye yönelik eleştirilerde bulunan İmamoğlu, şu sözleri dile getirdi:
“İBB oganizasyon şeması, suç örgütü, beyan, gizli tanık… Başka hiçbir delil olmayan 4 bin sayfalık ‘İftiraname ya da Terfiname’… Size özellikle ve özenle ifade etmek isterim. Allah aşkına, dört bin sayfa nasıl uydurulabilir? İnsanların canına, malına, sağlığına, namusuna, iffetine nasıl kastedilebilir? Bunlar insan değil mi? Kadınlar, erkekler, gençler… Bunların hepsi birer insan evladı. Peki bunu yapanlar insan değil mi? Onların annesi yok mu, kardeşi yok mu, eşi, evladı yok mu? Yanlış anlaşılmasın, Sayın savcıya bakarak söylemiyorum. İddia makamına yönelik bir eleştiridir bu. Kişisel değildir. Özür dilerim, yanlış anlaşılmasını istemem. Ama soruyorum: Bu nasıl yapılır? Bu millete bu nasıl reva görülür? Bu bir yaratıcılık değildir. Bu, ‘kişi kendinden bilir işi’ anlayışının bir sonucudur. Eğer bir zihniyet kötülüğü bu derece normalleştirmişse, o zaman her şey yapılabilir hale gelir.”
Ben buradayım, arkadaşlarımı serbest bırakın
Savunmasının sonunda tüm tutukluların serbest bırakılmasını isteyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Burada bulunan yol arkadaşlarım serbest bırakılmalıdır. Burada bulunan herkes serbest bırakılmalıdır Adalet herkesi kurtarır. Yüce Türk milletinin de tek güvencesi budur. Sayın Başkan, değerli üyeler, bu milletin hukuk devleti içinde yaşama arzusu vardır. Lütfen bu arzuyu koruyun ve güçlendirin. Tüm tutuklu arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını talep ediyorum. Ben buradayım. Lütfen arkadaşlarımı serbest bırakın.”




