Eskişehir, Osmanlı Devleti'nin kuruluş temellerinin atıldığı topraklarda yer alıyor. Eskişehir ile ilgili tarihi belgelen incelendiğinde, Osmanlı idari taksimatına "Sultanönü Sancağı" adıyla dahil oldu. 1393'te Anadolu Beylerbeyliği'nin kurulmasının ardından sancak statüsü netleşti. Arşiv kayıtlarında sancağın merkezi olarak Eskişehir ve onunla kaynaşan Karacahisar gösterildi. Anadolu Eyaleti'nin paşa sancaklarından biri olan Kütahya'nın yakın konumu, Tanzimat sonrası düzenlemelerde iki sancağın bazı işlemlerde birlikte değerlendirilmesine yol açtı. Sancak, kuruluşundan itibaren Anadolu'nun köklü idari birimlerinden biri olarak varlığını korudu.

Sultanönü'nün yönetimi, 17. yüzyılın ilk çeyreğine kadar bölgede oturan sancakbeyleri tarafından yürütüldü. Devletin idari sistemindeki değişimle birlikte sancaklar paşalara verilmeye başlandı. O dönemde sancak, paşaların "arpalık" ya da "has" statüsünde tasarruf ettiği bir birime dönüştü. Gelirleri paşalara tahsis edilen sancakta, paşaların Eskişehir'de bizzat bulunma zorunluluğu kalktı. Görev süreleri ortalama bir yıl olan paşalar, vergileri toplamak ve emniyeti sağlamak için "mütesellim" adı verilen temsilciler atadı. Mütesellim uygulaması, Tanzimat reformlarına kadar sürdü.

YAYA VE MÜSELLEM BİRLİKLERİNİN MERKEZİYDİ

Sancağın idari yapısı, askeri organizasyonla iç içe kaydedildi. Sultanönü, Osmanlı'nın ilk düzenli askeri gücü kabul edilen yaya ve müsellem örgütlenmesinin kurulduğu temel bölge olarak kayıtlara girdi. 16. yüzyılda sancak, "müsellemân" ve "piyadegân" sancağı biçiminde iki ayrı idari birime bölündü. Vergilendirme ve asker temini kayıtları da bu ayrıma göre tutuldu. 1472 tarihli ilk tahrir defterlerinin genel yapısı, yaya ve müsellem çiftliklerinin dökümünden oluştu.

SANCAĞIN KAZALARI ZAMANLA DEĞİŞTİ

Tahrir defterleri, sancağın alt birimlerinin zamanla değiştiğini gösteriyor. 15. ve 16. yüzyıl belgelerinde sancağa bağlı kazalar şöyle sıralandı:

  • Karacaşehir
  • Eskişehir
  • İnönü
  • Bilecik
  • Günyüzü

Günyüzü kazası, sonraki yıllarda yöre kahramanı Seyyid Battal Gazi'nin adından esinlenerek Seyyid Gazi, yani Seyitgazi olarak kaydedildi. Bilecik ise 1472'de Sultanönü'ne değil, Hüdavendigâr Sancağı'na bağlıydı. 1575 tarihli vakıf defterinde Eskişehir ile Karacaşehir, "Eskişehir Karacaşehir" ibaresiyle tek birim olarak birleştirildi.

TAHRİR DEFTERLERİ NÜFUSU NASIL GÖSTERİYOR?

Tahrir defterleri, Eskişehir'in nüfusunu sayılarla ortaya koyuyor. 1530 İcmal Tahrir Defteri'ne göre Eskişehir kasabası 7 mahalleden oluşuyordu. Döneme ait öne çıkan veriler şöyle:

  • 1530: kasaba 7 mahalle, 19 köy ve 2 mezra; toplam 362 hane, 31 bekâr erkek
  • 1530: sancak sınırlarında 114 vakıf köyü
  • 1573-1575: kaza sınırında 50 yerleşim, 2.370 yetişkin erkek (yaklaşık 9.500 kişi)

Belgelerde nüfus, hane, nefer, mücerred, imam ve hatip gibi statü terimleriyle sınıflandırıldı. 1573 kayıtlarında kaza nüfusunun yüzde 26'sını çadırlarda yaşayan Yörükler oluşturuyordu. Nüfusun yaklaşık yüzde 12'si ise Eskişehir kasaba merkezinde yaşıyordu.

MAHALLELERİN NÜFUS DÖKÜMÜ KAYITLARDA

1573 tarihli Mufassal Tahrir Defteri, merkez mahallelerin hane ve erkek nüfusunu listeliyor. Ortamescit, merkezin en kalabalık mahallesiydi. Mahalle bazında öne çıkan kayıtlar şöyle:

  • Ortamescit: 202 hane, yaklaşık 445 erkek nüfus
  • Alacamescit: 149 hane, yaklaşık 320 erkek
  • Hacıatmaca: 80 hane, yaklaşık 214 erkek
  • Mustafapaşa ve çevresi: 386 hane, yaklaşık 1.056 erkek

Tüm mahallelerin toplamında Eskişehir merkez kasabası, 1573'te 933 hane ve yaklaşık 2.334 erkek nüfusla kaydedildi.

VERGİ DEFTERLERİ İKTİSADİ YAPIYI BELGELEDİ

Eskişehir'in iktisadi yapısı, vergi amacıyla tutulan defterlere yansıdı. 1668 tarihli avârız defterinde, padişah ve vezirlere ayrılan has arazilerindeki nüfus tespit edildi. Belgeye göre bu kesimde 179'u askeri, 145'i üretici statüsünde olmak üzere toplam 324 kişi kaydedildi. Sosyo-ekonomik yapının en ayrıntılı kayıtları ise 1844-1845 temettuât defterlerinde yer aldı. Defterler, hane reislerinin adını, lakabını, mesleğini ve sahip olduğu arazi, gayrimenkul ile hayvan dökümünü içeriyordu.

19. YÜZYILDA NELER DEĞİŞTİ?

Eskişehir'in 19. yüzyıldaki büyümesi resmi sayımlara yansıdı. 1831'deki ilk genel nüfus sayımında, sancağa bağlı 15 nahiyede toplam erkek nüfus 67.638 olarak belirlendi. Yalnızca Eskişehir kazasında 38 köy bulunuyordu ve merkezde 3.022 hanede 7.974 erkek yaşıyordu. Aynı yüzyılda Kırım ve Kafkasya'dan gelen göçmenler bölgeye yerleştirildi. Göçmen iskanı, sınır güvenliği, atıl toprağın tarıma açılması ve demografik dengenin korunması gibi amaçlarla yürütüldü. Eskişehir'in tarım kapasitesi ve iklimi, bu tercihte etkili oldu.

KURŞUNLU CAMİİ VE KÜLLİYESİ ODUNPAZARI'NDA

Eskişehir'in tarihi dokusunun merkezinde Kurşunlu Camii ve Külliyesi yer alıyor. Odunpazarı'ndaki yapı, Osmanlı vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından vakfedildi. İnşaat 1517'de başladı ve yaklaşık sekiz yıl sürerek 1525'te tamamlandı. Külliyenin mimarı, Mimar Sinan'dan önceki başmimar Acem Ali oldu. Menzil külliyesi olarak tasarlanan kompleks, dini, eğitim, konaklama ve sosyal yardım işlevlerini bir arada taşıdı. Avlunun merkezindeki şadırvan su ihtiyacını karşıladı. Külliyedeki imaret ve aşevi ise öğrencilere, yolculara ve halka yemek dağıttı. Birimlerin bir bölümü bugün farklı amaçlarla kullanılıyor:

  • Medrese ve Mevlevihane: bugün Lületaşı Müzesi ve atölyeler
  • Kervansaray: bugün Cam Sanatları Merkezi ve Odunpazarı Cam Festivali alanı
  • Sıbyan Mektebi: bugün kütüphane

Caminin kubbesinin kurşunla kaplanması, yapıya "Kurşunlu" adını verdi.

Kaynak: Haber Merkezi