CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, EHA Medya Grup Başkanı Soner Yüksel ve EHA Yazı İşleri Müdürü Ayşe K. Uçak’ın sorularını yanıtladı.
SONER YÜKSEL: Hem ülke hem şehir olarak oldukça olağanüstü ve yoğun süreçlerden geçiyoruz. Siz de yıllar içinde ciddi mücadeleler verip bedeller ödeyerek vekil oldunuz. Ancak öyle bir döneme denk geldiniz ki sanki son 30 yılın tüm olağanüstü gelişmeleri bu döneme sıkışmış gibi. Sabah kalktığınızda hiç 'Nasıl bir dönemde milletvekili oldum?' diye düşündüğünüz oluyor mu?
İBRAHİM ARSLAN: Ne yazık ki düşünüyorum, çok zorlu bir süreç… Bizim kuşak için bu dönem, ‘görmediğimiz ne kaldı?’ sorusuna yanıt aramakla geçiyor. 68 kuşağından aldığı emanetle yol yürüyen ve siyaseti ideolojik bir temel üzerine kurmaya çalışan 78 kuşağı olarak; darbeyi, darbe girişimlerini, olağanüstü halleri ve sıkıyönetimleri gördük. Yetmedi, şu aralar parti içi darbeleri yaşıyoruz. Ekonomik, idari, siyasi ve sosyal yaşamda gerçekten çok çetin günlerden geçiriyoruz. Bir milletvekili olarak tek üzüntüm ve sıkıntım, ülkenin, yurttaşlarımızın ve kentimizin sorunlarına yeterince yetememekle ilgili.
“Bildiklerim bende kalsın, sağlığım el verirse yazacağım”
SONER YÜKSEL: Bugün CHP listelerinden diğer partilere verilen vekillikler ve 'kandırıldık' söylemi büyük bir tartışma konusu. O krizi Eskişehir’de birebir yaşamış bir isim olarak, o güne dönüp baktığınızda ne düşünüyorsunuz?
İBRAHİM ARSLAN: Yaklaşık 40 yıllık siyasi geçmişim yok sayılarak bazı değerlendirmeler yapıldı. Parti Meclisi’nin listeleri onaylayacağı günden önce, aslında ben ikinci sıradaydım; tüm görüşmelerim ve çalışmalarım da bunu gösteriyordu. Ancak son gece üçüncü sıraya kaydırıldım. Listelerin açıklanacağı gün, Demokrat Parti’nin Türkiye genelinde talep ettiği kontenjanlardan biri de Eskişehir’in üçüncü sırasıydı. Benim bu süreçte yaşadıklarım, bildiklerim şimdilik bende kalsın; inşallah ilerleyen yıllarda sağlığım el verirse bunları mutlaka yazmak isterim. Bu girişimin Eskişehir ayağında, parti içerisinden de bir uzantısı olduğunu çok iyi biliyorum. İnsanlar her şey gizli kalıyor, 'ben yaptım, çaktırmadan uzaklaşayım' sanıyor ama yanılıyorlar. Benim üçüncü sıradan çıkarılıp yerime Demokrat Parti’den bir arkadaşın yazılması yönündeki bu girişimleri, genel merkez düzeyinde yaptığım temaslar ve ilişkiler sayesinde önledim.
“Mahkeme kararıyla atanmış genel başkan kavramını reddediyoruz”
AYŞE K. UÇAK: CHP’li delegeler, olağanüstü kurultay talebiyle toplanan imzaları Genel Merkez’e teslim etti. Bazı kesimler bu hamleyi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığını hukuken tanımak olarak yorumluyor… Siz bu yorumlara katılıyor musunuz? Ayrıca önümüzdeki 10 gün içinde bir kurultay kararı alınır mı?
İBRAHİM ARSLAN: İşin bir hukuki, bir de siyasi yanı var. Siyasi açıdan elbette biz mahkeme kararlarıyla, butlan kararlarıyla atanmış bir genel başkan kavramını reddediyoruz. Ancak tüzükten kaynaklı bütün haklarımızı aramak ve hukuki mücadelemizi sergilemek açısından bu girişimlerimizi de sürdürüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi bir kurumdur ve kurumlar kurallarıyla yönetilir. Kaldı ki bütün siyasi partiler için bu böyledir; tüzükler, partilerin kendi iç anayasası hükmünü taşır. Buradan hareketle, olağanüstü kurultay talebimizi kurultay delegelerimizin özgür iradeleriyle; şu anda mahkeme kararıyla genel başkanlık sıfatı taşıyan isme ve genel sekreterlik görevini yürüten arkadaşlarımıza teslim ettik. Bununla ilgili elbette tüzüğümüzde tanımlanan yasal süreler var. Siyasi Partiler Kanunu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi tüzük ve yönetmeliklerinin ilgili hükümleri gereği bu emredici bir yapıdır; olağanüstü kurultay mutlaka toplanmalıdır.
"47 yıl sonra birinci parti yapmış yönetim için hangi başarısızlıktan söz ediyorsunuz?”
SONER YÜKSEL: Demokrasi talebiyle adalet yürüyüşü yapmış bir isim kendi partisine neden darbe yapar? İkincisi, süreç her ne kadar hukuki kılıfa uydurulsa da toplumun vicdanında ciddi bir yara açtı ve sandığa karşı büyük bir karamsarlık yarattı. Sorumlu bir siyasetçi olarak, toplumdaki bu güvensizliği ve karamsarlığı tersine çevirecek bir 'B planınız' veya yol haritanız var mı?
İBRAHİM ARSLAN: Bugün mutlak butlan kararıyla görevi kabul eden arkadaşların şu sorulara yanıt vermesi gerekir: Bu yönetim, seçimlerde birinci parti olmuş mu? Olmuş. O günden bugüne yapılan tüm tarafsız anketlerde birinci parti konumunu sürdürmüş mü? Sürdürmüş. Başta Genel Başkanımız Özgür Özel olmak üzere, tüm kadrolarla Türkiye’nin en ücra köşelerine giderek 160’a yakın tematik ve bölgesel miting yapmış bir yönetim için hangi başarısızlıktan söz edebilirsiniz? Üstelik tüm bunlar yapılırken partimiz dışarıdan bir kuşatma altına alındı. Esenyurt Belediyemize yapılan operasyonla başlayan süreç; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı adayımız Sayın İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanmasıyla devam etti. Biz bir yandan belediyelerimiz üzerinden yürütülen bu algı operasyonlarına ve kurumsal kuşatmalara karşı mücadele ederken; diğer yandan halkın hayat pahalılığı, geçim zorluğu gibi gerçek gündemini elimizde tutmaya çalıştık. Halkta bulduğumuz bu güçlü karşılık, dışarıdan yapılan operasyonları etkisiz hale getirdiği için süreç, içeriden bir operasyona evrilmeye çalışıldı. Fotoğrafın bütününe baktığımızda, iktidar diliyle yürütülen bu iş birliği projesini ve yurttaşlarımızın umudunu yok edecek bu operasyonu asla kabul etmiyoruz. Tüzüğe ve yasalara aykırı bu işlemlere karşı parti içi hukuku ve demokrasiyi sonuna kadar zorlayacağız. Buradan bir sonuç almak zorundayız; ancak alamazsak bile hiç kimsenin endişesi olmasın. Bu halkın önüne Türkiye'yi düzlüğe çıkaracak o gelecek projesini ve çözümü mutlaka koyacağız.
“Gelsinler olağanüstü kurultayda aday olsunlar"
AYŞE K. UÇAK: Cumhuriyet Halk Partisi içinde siyaset yapma alanının daraldığı ve yeni bir parti kurulacağı iddiaları gündemde. Hatta Özgür Özel’in açıklamaları da bu senaryoları destekler nitelikte. Süreç o noktaya varır ve yeni bir parti kurulursa, siz yeni partiye geçer misiniz?
İBRAHİM ARSLAN: Ben kendi adıma da bu yolda birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşlarımız adına da şunu çok rahatlıkla ifade etmekle yükümlüyüm: Bizler kendi bireysel kaygılarımızla siyaset yapıyor değiliz. Siyaseti ne için, nasıl ve kimler için yaptığınız çok büyük önem arz etmektedir. O nedenle bizim yapmaya çalıştığımız unsur şu: 24 yıldır iktidarın ağır baskısı; ekonomik, siyasi ve sosyal kuşatması altında olan halkımızı ve uçurumun dibine sürüklenen ülkemizi bir an önce bu girdaptan kurtarmak için iktidara yürüyen bir partinin çalışmalarını sergilememiz lazım. Biz elbette istiyoruz ki bu mücadele, önderimiz Mustafa Kemal'in bize emanet ettiği Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında olsun. Eğer samimiyseler, eğer iyi niyetliyseler, eğer iktidarla bir iş birliği içerisinde değillerse; demokrasiye, hukuk devletine, anayasal devlete, millet ve örgüt iradesine inanıyorlarsa yapacakları bir tek şey var: Tüzüğün hükmü gereği ve hakkımız olan olağanüstü kurultayı toplamaktır. Olağanüstü kurultayda gelsinler, aday olsunlar. Örgüt eğer o iradeyi ortaya koyar, Sayın Kılıçdaroğlu ya da başka bir iradeyi seçerse biz buna saygıyla karşılarız. Ama partinin hızla bu süreçten arınması gerekmektedir.
"CHP seçimlere katılamama riskiyle karşı karşıya"
Burada bizi bekleyen bir tehlike de şudur: 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan 38. kurultay, ondan sonra yaptığımız iki tane olağanüstü kurultay ve sonrasında gerçekleştirdiğimiz olağan kurultay ne yazık ki yok sayılmıştır. Şimdi böyle olunca Cumhuriyet Halk Partisi, 25 Temmuz 2020 tarihinde pandemide gerçekleştirdiği kurultaya döndü. Siyasi Partiler Kanunu’nda çok açık bir hüküm var; bir siyasal parti üst üste iki dönem kurultayını gerçekleştirmemiş olma gerçeğiyle, yani tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu durum, ilgili kanun gereğince partimizi seçimlere katılamama riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. O nedenle biz Temmuz ayını takvimsel olarak önemsiyoruz ve kurultayımızın 25 Temmuz'dan önce mutlaka toplanması gerektiğini söylüyoruz. Gerekli koşullar sağlanmıştır. Genel merkeze düşen görev derhal bu kurultayı toplamaktır.
“Yeni bir partileşme süreci yaşanacaksa tavrım ve tutumum nettir”
Eğer bu gerçekleşmezse; biz adli tatil meselesini ve hukukun durumunu da gözeterek, bizden umut bekleyen milyonlarca yurttaşımız adına Türkiye'nin önüne mutlaka bir gelecek projesi oluşturmakla mükellefiz. Böyle bir senaryoda birden fazla seçeneğimiz var: Bir yandan mevcut seçime katılma yeterliliğini elde eden siyasi partilerle ilgili girişimlerimiz devam ediyor, öte yandan kendi parti örgütlenmemizi sürdürmek açısından alternatif çalışmamızı yaşama geçireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin milletvekili, önderimiz Mustafa Kemal'in bize emanet etmiş olduğu ilkeleri, idealleri yaşatan bir insan olarak hiç tereddüt etmeden önümüzdeki süreçte eğer ayrı bir partileşme süreci yaşanacaksa orada tavrım ve tutumum nettir. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel'le birlikte yolculuğumuza devam edeceğiz.
AYŞE KAYTAN UÇAK: CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü katıldığı bir televizyon programında yeni parti iddialarına değindi ve çok sert bir çıkış yaparak, 'Gidenler AKP'nin ekmeğine yağ sürerler ve ben onları CHP'li kabul etmem' ifadelerini kullandı. Az önce 'Ayrı bir partileşme süreci yaşanacaksa tavrım nettir' diyen bir siyasetçi olarak; Süllü’nün bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
"AKP'nin ekmeğine yağ sürenleri arıyorlarsa bu sürecin mimarlarına baksınlar"
İBRAHİM ARSLAN: AKP'nin ekmeğine yağ sürecek birilerini arıyorlarsa bu sürecin mimarı olanlardır. Çünkü meseleyi fotoğrafın bütünü açısından görmek lazım. Nedir o? 24 yılın sonunda iflas eden, ülkemize ve milyonlarca yurttaşımıza herhangi verebileceği yeni bir şeyi kalmayan AKP’nin, yerel seçimlerde halktan aldığı güven oyunun ortadan kalktığı ve milyonlarca yurttaşımızın bir an önce erken seçim talep ettiği bir ortamda; halkın yegane umudu olan Cumhuriyet Halk Partisi'ne öncesinde dışarıdan saldırılarla, sonrasında beceremeyince içeriden bir takım iş birliği çalışmalarıyla umudu yerle yeksan ederek iktidarın ve AKP'nin ekmeğine yağ sürenler asla ve asla bizler değiliz.
"Keşke kayyum gelseydi, en azından partiyi kurultaya götürürdü"
Çıkıp mutlak butlan noktasında, 'Ya bu görev bize gelirse kabul ederiz, ne yapalım kayyuma mı gitsin?' argümanını geliştirdiler. Keşke kayyum gelseydi. Kayyum dediğiniz çağrı heyetinin işi hiçbir işe işleme dokunmadan partiyi sadece kurultaya götürmek, kurultay iradesi ortaya çıktıktan sonra da görevini sonlandırmaktır. Yönetime gelen arkadaşlarımızın şu anda yapmaya çalıştığı bu olmadığı çok açık ortada. Kaldı ki tasfiyeye ve kıyıma başlamıştır. Dokuz tane milletvekili arkadaşımızın kesin ihraç talebiyle disipline sevki orta yerdedir ve bunu tüzüğümüze aykırı bir kararla aldılar. MYK'nın bir milletvekilini disipline sevk etme yetkisi yoktur. Okuma özürlü olan insanlar açsınlar, önce bir tüzüğümüzü okusunlar.
"AKP’nin ekmeğine yağ sürüyorlar” demek kimin haddine?
Buna rağmen bu arkadaşlarımız kendi iradeleriyle mi partiden ayrılma noktasına geliyor? O kadar büyük hukuksuzluk yaşanıyor ki; dün itibariyle meclisin milletvekili dağılım sandalyesine bakınız, Cumhuriyet Halk Partisi'nden bir arkadaşımız ayrıldı, 137 milletvekili görünüyor ama dokuz milletvekili olan arkadaşımızın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nda üyelikleri sonlandırılıyor. Şimdi bunun müsebbibi kim? Bu sorunun yanıtını verecek arkadaşlarımız. Biz asla ve asla kendi ikbalimiz için siyaset yapmıyoruz. Milyonlarca yurttaşımız hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı içerisinde mücadele veriyor. O nedenle AKP'nin ekmeğine yağ sürmek ne haddine? Kim bu cümleyi kullanabilir? Yarın bizim dokunulmazlıklarımızı da kaldırabilirler. Ödememiz gereken bir bedel varsa evet biz ödemeye hazırız.
"O kadar parti aşıklarıysa olağanüstü kurultayın önünü açsınlar"
Sayın Süllü, bazı ifadelerde bulunmuş. Bu partide olağanüstü kurultaya gidebilmenin belli koşulları var. Kimdir o? Bir, genel başkan doğrudan olağanüstü kurultaya götürebilir partiyi; gidin, yapmıyorlar. İki, parti meclisi kurultay talep edebilir; parti meclisinin toplantısından bir gün önce orada siyasal mühendisliği düşünerek, dokuz milletvekili arkadaşımızdan dört tanesi parti meclis üyesiydi, tedbirli göndererek parti meclisi üyeliğini sonlandırmaya kalktılar ve bu hakkı elimizden almaya çalışıyorlar. Üçüncü organ da gerçek olan örgütün iradesini yansıtan kurultay delegelerinin olağanüstü kurultay talebidir. O kadar hukuk aşıklarıysa, o kadar parti aşıklarıysa, o kadar bu millete umut olma aşkıyla yanıp tutuşuyorlarsa yapmaları gereken tek bir şey vardır: Bu partiyi biz kırk beş gün içerisinde bu olumsuz tablodan çıkarır, iktidar yolculuğumuza devam ederiz. Ona kafa yorsunlar, gitsinler genel merkezle ilişki içerisinde oldukları insanları bu yöne sevk etsinler, olağanüstü kurultayın toplanmasına yardımcı olsunlar. Bu kadar basit…
"Yanlışa düşenlerle siyasal mücadelemizi kendi içimizde de veririz"
SONER YÜKSEL: İlerleyen süreçte Eskişehir'de ‘CHP, CHP ile çatışıyor’ gibi bir tablonun ortaya çıkacağını öngörüyor musunuz? Diğer taraftan, Eskişehir gibi sosyal hayatın çok önde olduğu, görece küçük bir şehirde; 'Ben Kılıçdaroğlu'nun tarafındayım' diyerek bir il başkan adayı, il yönetimi, kadın kolları ve gençlik kolları gibi geniş bir yapılanmanın kurulması ne kadar mümkün?
İBRAHİM ARSLAN: Meselenin iki başlığı var. Birinci başlığı örgütü ilgilendiren kısımdır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Eskişehir’de şu anda 23 bin civarında üyesi var. Bir de bunun dışında bize oy veren yüz binlerce hemşerimiz var. Her iki açıdan da değerlendirdiğimde; parti içerisindeki bütün örgütün çok ezici bir çoğunluğunun bu olan bitenden çok rahatsız olduğunu, bu haksız ve hukuksuz yaklaşımlara karşı net bir tutum aldığını görüyorum. İkinci boyutu ise sahadayız, sokaktayız. İnsanlar bizi nerede görse, 'ne olur bir çözüm üretin' noktasından bakıyorlar. Olanı biteni asla onaylamıyorlar. Bununla da yetinmiyorum; yanı sıra paydaş olabileceğimiz, ittifak ve iş birliği içerisinde bulunabileceğimiz diğer muhalefet siyasal parti temsilcileri, sendikalar, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle de bir araya geliyoruz. Ve bunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Elbette olağan bir süreç içerisinde parti içinde siyaset yapan arkadaşlarımızın tercihleri farklılaşabilir; farklı farklı adaylar etrafında bütünleşmeler, birlikte yol yürümeler olabilir. Bunun yolu şudur: Sandığın getirilmesidir. Getirin sandığı, bizim çağrımız da odur. Dolayısıyla Eskişehir'de kendi adımıza söylüyorum, hiçbir arkadaşımızın bu yanlışa düşmesini arzulamam. Eğer düşerlerse elbette onlarla siyasal bir mücadeleyi kendi içimizde de veririz, Eskişehirli hemşerilerimizle birlikte de veririz.
"İl Başkanımıza çağrımdır: danışma kurulları mutlaka toplanmalıdır"
SONER YÜKSEL: Bu kritik süreçte Eskişehir özelinde il başkanı, belediye başkanları ve diğer milletvekilleriyle bir araya gelip ortak bir yol haritası konuşuyor musunuz?
İBRAHİM ARSLAN: Ben bu sürecin ikili ya da üçlü bireysel görüşmelerle değil, kurumsal düzeyde yürütülmesi gerektiğini savunan bir insanım. Eskişehir örgütü sadece milletvekillerinden ya da belediye başkanlarından ibaret değildir Buradan da bir çağrıda bulunmuş olayım: İl başkanımızla da bu konuyu görüşeceğim, danışma kurullarının mutlaka toplanması gerekiyor. Nasıl bir yol haritası izleyeceğimize dair kararlara tabanın da katılması son derece önemlidir. Çünkü biz temsil yetkimizi iki yerden alıyoruz: Birincisi en sade üyesinden genel başkanına kadar bir bütün olan örgütümüz, ikincisi ise bize oy veren hemşerilerimizdir. Dolayısıyla hem örgütün hem de toplumun nabzını doğru tutabilmek adına, önümüzdeki günlerde bu toplantıların yapılması zorunludur. Evet, biz Eskişehir'de belediye başkanlarımızla ya da vekillerimizle bir araya geliriz, bireysel düşüncelerimizle bir tutuma dönüştürebiliriz. Ancak yetmez, tabanın da karar alma süreçlerine katılması gerekir.
"Yarın İbrahim Arslan'ın ne olacağının hiçbir kıymeti harbiyesi yok"
AYŞE K. UÇAK: Bu süreçte özellikle seçilmiş aktörlerin, gelecekteki adaylık pozisyonlarını garantilemek ve kendi siyasi ikballerini korumak adına saf belirledikleri de konuşuluyor. Bu 'siyasi ikbal davası' yorumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İBRAHİM ARSLAN: Böyle düşünen arkadaşlarımızın hepsini kınıyorum. Bu meseleyi hafife almaktır. Memleket elden gidiyor kardeşim bunu görmek lazım. Geçen yıl bir paylaşım yapmıştım ‘büyük oyun’ diye. Bu büyük oyunu göremezsek kimin milletvekili ya da belediye başkanı olduğunun kıymeti harbiyesi yoktur. Bugün milletvekiliyiz; kimi arkadaşlarımız belediye başkanı, kimi arkadaşlarımız il ve ilçe başkanları ya da farklı konumlarda. Ne kıymeti var? Asıl amacımız ilkelerimiz, ideallerimiz, ideolojimiz ve uğruna siyaset yaptığımız toplumsal kesimler değil mi? 50 yıldır siyasetin içindeyim. 50 yılın sonunda bugün milletvekili sıfatını taşıyorum. Yarın İbrahim Aslan'ın ne olacağının hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Bu ülkenin ne olacağının çok önemi var. Dünden bugüne ‘vazgeçilemez’ denilen, ‘ben olmazsam olmaz’ diyen kimler geldi, kimler geçti? İşsizlik, yoksulluk, sefalet, demokrasi, iç politikadan dış politikaya kadar, insanlar inim inim inliyorlar. Ne oldu? Şimdi arkadaşlarımızın başı göğe mi erdi? Butlancılar oturuyorsunuz. Genel merkezden dışarı çıkamıyorsunuz. İki hafta önce altı beldede ara seçimler yapıldı. Neredeydiler arkadaşlarımız? O nedenle mesele kişilerin bireysel ikbal derdinin çok üzerinde bir meseledir. Biz siyasi olarak otururuz hesaplaşmamızı yaparız ama halk o hesabı bizden soracaktır.
"İçinde bulunulan durumun sorumlusu biz değiliz"
AYŞE K. UÇAK: Bir tarafta sizin de belirttiğiniz gibi yoksulluktan inim inim inleyen bir halk var, diğer tarafta ise kendi içinde bu denli dağınık ve kavgalı bir muhalefet portresi. Gelecek yıl bir seçim kararı alınsa, bu dağınık yapı seçmene nasıl güven verecek?
İBRAHİM ARSLAN: İçinde bulunulan durumun sorumlusu bizler değiliz. Çözümünü de söylüyoruz zaten. Bu girdaptan çıkabiliriz. Yerel seçimlerin ardından erken seçim sandığının bir an önce Türkiye’nin önüne getirilmesiyle ilgili stratejik bir politika izledik. ‘Türkiye İttifakı’ olarak adlandırdığımız kavram altında ‘ben bu kötü gidişattan rahatsızım’ diyen her kesimle yan yana gelmek için girişimlerimiz devam etti. Bununla da yetinmedik. Butlan yönetiminin, yetkisiz yetkililerin ilk yaptığı işlerden bir tanesi ne oldu? Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizi kapatmak… Son kurultayımızda Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisini tüzüğümüze koyduk. Orada politika kurullarımız oluştu. Ama o kurulları altlık eden konu neydi? Cumhuriyet Halk Partisini ‘kim genel başkan olsun’ ya da ‘kim parti meclis üyesi olsun’ tartışmalarından çıkardık. Tüzük kurultayı yaparak partinin yapılanmasını da değiştirmiştik. Bununla da yetinmedik. Son olağan kurultayımızda program yenilenmesine de gittik. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte başta kendi öznemiz olmak üzere bizimle birlikte yol yürüyecek bütün kesimlerle bir araya gelerek Türkiye'nin önüne mutlaka ve mutlaka bir gelecek projesi koyacağız. O yarım bıraktıkları ya da kesintiye uğratmaya çalıştıkları iktidar yürüyüşümüzden hiçbir güç bizi alıkoyamayacak.
"Yüreği yeten varsa gelsin, 80'lerden bu yana arşivleri açalım"
SONER YÜKSEL: Geçmişte Eskişehir’de sol içi bölünmeler yüzünden seçimlerin nasıl kaybedildiğini ve en masum insanların nasıl günah keçisi ilan edildiğini en iyi bilen, bu bedeli bizzat ödeyen isimlerden birisiniz. Bugün de benzer bir kaos ortamı var. Belediye başkanlarının şu anki tavrı butlancılara karşı tepki şeklinde olsa da, yarın baskı arttığında geçmişteki gibi bir kaygıya kapılıp çekimser kalırlar mı, yoksa bedel ödemeye hazırlar mı? Eskişehir’de bu krizle yüzleşebilecek bütünsel ve kararlı bir yapı görüyor musunuz?
İBRAHİM ARSLAN: Bir sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum… Solda bölünmüşlük, 90’lı yıllardan itibaren çok ciddi sorunlar oluşturmuştu. Bunlardan ders çıkarmamız gerekiyor. Buradan çağrım olsun; Yüreği yeten, hafızası ve siyasi parti kültürleri yeten arkadaşlarımız varsa, 1980’li yıllardan başlayarak arşivlerimizi açalım. Kim neredeymiş, ne yapmış; hepsini bir masaya yatıralım. Biz geçmişte şuna çok kafa yorduk; Solda bölünmüştük bize zarar veriyor. Iskaladığımız bir noktada sağdaki dağınıklık. Bugün yaşadığımız sorunlardan bir tanesi sağda bütünleşmenin 2002’den itibaren AKP bünyesinde gerçekleşmiş olmasıdır. Öncelikle siyaseti idealler, ilkeler ve uğruna siyaset yaptığımız toplumsal kesinler adına yapacağız. Cumhuriyet Halk Partililer ya da sosyal demokrat bu tarafa, ‘diğer seçmen benim ilgi alanıma girmiyor’ gibi bir yaklaşım içerisinde olamayız. Hedef seçmenin yüzde yüzüdür. Önümüzdeki dönemde belediye başkanlarımızın da bu kaygıyla hareket edeceğini düşünüyorum.
"Kurultaydan sonuç alamazsak Eskişehir olarak siyasi tavrımızı koyarız"
SONER YÜKSEL: Net sormak gerekirse; Eskişehir’de üç belediye başkanı arasında 'ne olursa olsun beraberiz' şeklinde bir kader ortaklığı var mı? Kalınacaksa da gidilecekse de birlikte mi hareket edilecek? Sahada bu kenetlenmenin ışığını görüyor musunuz?
İBRAHİM ARSLAN: Partimizdeki bu olumsuz tablonun bir an önce ortadan kalkması, iktidarın oyununa gelinmemesi, partimizin zayıflatılıp yıpratılmaması ve bölünmemesi için üzerimize düşen ne varsa siyasi partiler kanunu başta olmak üzere parti tüzüğü kapsamında girişimlerimizi yapacağız. Arkadaşlarımızın her biri de bu yönde çabasını ortaya koyuyor. Günü geldiğinde eğer burada başarısız olursak, Türkiye'nin önüne bir seçenek sunmakla mükellefiz. Bu konuda da Eskişehir'de belediye başkanlarımızla, milletvekillerimizle, örgütümüzle bir bütünlük içerisindeyiz. Meclis dengeleri olabilecektir. Belediye meclis üyelerinin siyasi tutumları önem kazanacaktır. Karar alma süreçlerinde etkili olacaktır ama hiç bu kaygılara düşmeden arkadaşlarımızın siyasal yetkinlikleri ve erişkinlikleriyle konuyu değerlendirerek günü geldiğinde alınması gereken siyasal tavrı alacaklarından hiç kuşkum yok. Önümüzdeki süreçte yapılacak genel ve yerel seçimlerde mutlaka toplumun önüne yine bütün kadrolarımızla ve politikalarımızla çıkacağız. Hemşerilerimiz ve yurttaşlarımızla bir bütünlük içerisinde ülkemize ve kentimize hizmet vermeye devam edeceğiz. Bundan zerre kadar kuşkum yok. İzleyen günlerde kurultayla ilgili sonuç alacağımızı düşünüyorum. Eğer alınmazsa da siyasi tavrımızı elbette hep birlikte yine koyarız.
"Biz yargılanmaya değil, kumpas ve tuzak operasyonlarına karşıyız"
AYŞE K. UÇAK: Kemal Kılıçdaroğlu’nun kullandığı ‘arınma ve aklanma’ çıkışı partililerin bir kısmında karşılık buluyor. Son dönemde bazı CHP’li belediyelerin AK Parti’ye geçişi, Uşak ve Antalya örnekleri ortadayken, Özgür Özel yönetimi bu şaibeli isimlere karşı disiplini işletmekte geç mi kaldı?
İBRAHİM ARSLAN: Cumhuriyet Halk Partisi'nin yapmış olduğu görev bölümleri zaten vardı. Son olağan kurultaydan önce de partinin gölge bakan uygulaması vardı. Ona göre de altında çalışma ekipleri oluşturulmuştu. Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Gökhan Zeybek’in koordinasyonunda, belediyelerimize hem yol gösteren hem de onları denetleyen bir ekip çalışıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının TRT yayınlanması için çok ısrar ettik, Meclis’te çok çabaladık. Kanun teklifi verdik, her seferinde ret edildi. Bugün arkadaşlarımızın her biri kendini aslanlar gibi savunuyorlar, argümanlarını ortaya koyuyorlar. Hangi arınma? Biz yargılanmaya karşı da değiliz. Biz adil yargılanmadan yanayız. Buna itiraz eden yok. Yeter ki bir kumpas, tuzak operasyonun içerisinde girmeyelim. Masumiyet karinesi gereği şu anda iddia niteliğini taşıyan henüz ispatlanmamış iddialarla da insanları hapsedemezsiniz. Farklı bir noktaya taşıyamazsınız. Bu iktidarın dilidir. Bir arsızlığımız, uğursuzluğumuz, usulsüzlüğümüz varsa en ağır cezanın kesilmesi noktasında hepimiz hemfikiriz. Bunu kim kollayabilir? Kim savunabilir? Ben kamucu bir adamım… Kamunun kaynaklarını kendi bireysel çıkarları için kullanan her kim varsa hesabı dibine kadar sorulsun. Ama hukuk önünde sorulsun. Bu hesaplaşmayı yaparız. Yanlış yapanın hesabını sorarız. Ama bu dille değil, bu yaklaşımla değil. Bize düşen görev iktidarın, iktidar ortaklarının ve onun uluslararası boyuttaki işbirlikçileriyle Orta Doğu üzerinde yapmak istedikleri bu projenin çökertilmesi lazım.