Eskişehir Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖV-DER) Başkanı Faik Alkan, Eskişehir Haber Ajansı Muhabiri Buse Kuşcu’ya 2025-2026 eğitim-öğretim yılını değerlendirdi.

Her 5 çocuktan 2’si, kimi zaman da 3’ü okula aç gidiyor... Okul yolunda hayallerini sırtında taşıyan bu çocuklar, ne yazık ki çoğu zaman bir öğün yemeğin eksikliğini de beraberlerinde taşıyor.

Ekonomik kriz, yalnızca mutfaklarda değil, sınıf sıralarında da derin izler bırakıyor. Eğitim, çocukların geleceğe uzanan en güçlü köprüsü olması gerekirken, bugün birçok aile için ağır bir yük haline gelmiş durumda. Bilgiye ulaşmak, öğrenmek ve kendini geliştirmek isteyen öğrenciler kadar, onların yanında ayakta durmaya çalışan veliler de büyük bir mücadele veriyor.

Bir çocuğun açlıkla sınandığı yerde başarıdan, fırsat eşitliğinden ve aydınlık yarınlardan söz etmek ise her geçen gün biraz daha zorlaşıyor…

Faik Alkan Buse Kuşcu Eğitim

“Kamusal eğitimin olmadığı bir yerde eşitlik hayali ortadan kalkıyor”

Buse Kuşcu: Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖV-DER) hangi temel ihtiyaçtan yola çıkarak kuruldu? Bugün itibariyle örgütlenme yapınız ne durumda?

Faik Alkan: ÖV-DER Türkiye'de bir çatı. Bunun da biraz da sözcülüğünü yapıyoruz şu anda. 1997 yılında öğrencilerin ilk kez bu kamusal eğitimin son zamanlarını yaşadığımız bir dönemde hak ihlalleri, okullarda para toplanmalar, temizlik sorunu gündeme geldiğinde bir veli örgütlenmesi ortaya çıkmaya başlamıştı. ÖV-DER Türkiye'de bunun öncülüğünü yaptı. Ondan sonra birçok dernek kurdu arkadaşlarımız ama ÖV-DER bunu Türkiye'de ilk öncülüğünden bir tanesidir. Çanakkale'den Samandağ'a kadar, Atay'a kadar birçok yerde şubesi olan bir veli örgütlenmesidir.

Eskişehir'de de biz 2015 yılından beri faaliyet yürütüyoruz. Bazen bu faaliyetlerimiz gerçekten böyle çok yukarıya çıkmıyor, bazen sönümleniyor. Ama hiçbir zaman ÖV-DER olarak temel ilkemiz olan kamusal laik bilimsel eğitim mücadelesinden vazgeçmedik. Çünkü şu anda okullarda gördüğümüz en temel sıkıntılardan bir tanesi budur. Çünkü kamusal eğitimin olmadığı bir yerde eşitlik, en önemlisi fırsat eşitliği ve aynı zamanda öğrencilerin yarını kurma dediğimiz o hayali ortadan kalkıyor.

“Onların her sorunu, evlerin temel sorunu haline geliyor”

Dernek çatısı altında şu ana kadar ne tür faaliyetler yürüttünüz? Velileri ve öğrencileri desteklemek adına öncelik verdiğiniz çalışma alanları nelerdir?

Biz bazen kampanya vari çalışıyoruz. İmza kampanyalarından tutun dilekçelere kadar. Ama daha çok baktık ki bu işin yansıması, bu durumu pek çözmüyor. Örneğin bu 4+4 meselesinde çok yaptık bunu. Nitekim tarih bizi doğruladı. Doğru iş yaptığımız ortadaydı ama şu anda dönüp geriye baktığımız zaman şunu gördük: Bu iş sadece bir imza kampanyası ile sürdürülecek bir durum değil. Biz bunun yerine başka bir hatta yöneldik. Dedik ki “okullardan beslenelim, okullardaki velilerle bir araya gelelim”. Bu bazen bireysel oluyor, bazen gruplar halinde oluyor. Diyelim ki işte Çamlıca'da bir okulumuz kapatılıyor, oradaki kız çocuklarının sorunları var. Hemen oradaki velilerle bir araya gelmenin yollarına bakıyoruz. Dediğimiz gibi bazen 1-2 kişi oluyor, bazen daha fazla bir sayıda oluyor. Bu sorunu Eskişehir gündemine getiriyoruz. Yetkililerle tartışıyoruz ve genellikle çözüm odaklı süreçlere bakıyoruz. Sonuç itibariyle bu çocuklarımız, ülkenin yarın geleceğini oluşturacaklar. Dolayısıyla onların her sorunu da evlerin temel sorunu haline geliyor. Faaliyetlerimizi bu bağlamda yürütüyoruz. Bazen pandemi gibi kesitlerimiz de oldu. Mesela pandemide çok ara verdik. Orada şunu yapabildik: Örneğin bir öğrencimiz yoksul, tablete erişim sorunu var. Hemen Milli Eğitim ile temasa geçerek onları çözdük. Kaymakamlıklarla, valilikle keza bu tür sorunlarla meseleyi en hafife indirmeye çalıştık.

“Bir kuşağı kaybettik”

Geride bıraktığımız 2025-2026 eğitim-öğretim yılını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönem eğitime nasıl bir iz bıraktı?

Bu yılın parametreleri, koşulları geçmişle karşılaştırdığımız zaman daha da artan sorunları beraberinde getirdi. Yani bu sadece veliler açısından değil. Asıl merkezimiz olan öğrenciler açısından baktığımız zaman gerçekten umut tükendi. Artık eğitimin bu ülkede gelecek inşa etme konusunda temel araç olmadığını, çocukların umutlarının çalındığı, gözyaşının arttığı, bu sadece ortaöğretim, lise için değil, aynı zamanda üniversiteler için de geçerli. Çünkü oradaki öğrencilerle de çoğu zaman bir araya geliyoruz. Bu kadar fedakarlığın yapıldığı, bu kadar hayatından ödünler verilerek, geleceğinde hiçbir şey elde edememe korkusuyla karşı karşıya kalan bir neslimiz var. Bir kuşağı açıkçası kaybettik. Bu gençler bu ülkenin umudu olacak. Bu ülkenin umudu olan gençlerimiz hayallerini başka bir ülkede kurmasınlar. Burada kursunlar. Çünkü bu ülkenin işçi ve emekçilerinin, yoksullarının, köylülerinin gerçekten vergileriyle okul hayatlarını devam ettiriyorlar.

“Bu geleceğimiz açısından bize bir kara tablo çiziyor”

Okulların her şeyini veliler karşılıyor. Kamusal eğitim maalesef bitti. Bakın şu anda okullarımızda, birçok okulumuzda yardımcı personel yok. Çünkü THP programı bitiyor, bitti birçok okulumuzda. Okulları da temizlik sorunu gündeme geldi. Neyse ki, bir kurtarıcı ortaya çıktı. Devamsızlık… Cumhuriyet tarihinin en büyük devamsızlık sorunuyla karşı karşıyayız. Şu anda birçok okulumuz boş. Bu geleceğimiz açısından bize bir kara tablo çiziyor. Öğrencilerimiz okula gelmek yerine ya sokakta ya da en çok yaptıkları şey evde günü geçiriyorlar, sosyal medyada geçiriyorlar, bilgisayar başında geçiriyorlar. Ama okul gibi hayata hazırlayan, okul gibi kişiliği şekillendiren, okul gibi sosyalleştirilen bir yapıda mekanizmanın içerisinde olmak istemiyorlar. Asıl sorunlarımızdan bir tanesi bu. Ben burada size çok istatistik sayabilirim. Ama bugün onu yapmayacağım. Bugün başka bir şey söyleyeceğim. Bugün duyguları söyleyeceğim. Çünkü bu duygular sadece öğrenciler ve veliler değil, öğretmenler açısından da aynı şekilde, eğitim emekçileri açısından da aynı. İtibarsızlaştırmak, hedef gösterilmek, “okursan ne olacak, onun yerine git işte sanayide çalış”... MESEM kayıtlarını da görüyorsunuz kentimizde. Ve ülkede MESEM'de iş cinayetine giden öğrencilerimizi görüyorsunuz. İş kazalarını görüyorsunuz. Mesleki eğitim şu anda hiç olmadığı kadar tukaka edilmiş durumda. Evet konuşuyoruz bu ülkenin mesleki eğitime çok ihtiyacı var. Evet var. Ama bu böyle değil. Böyle bir mesleki eğitim olmaz. Şu anda bizim MESEM içerisindeki öğrencilerimiz sermayeye ucuz işçi oluyor. Birçok işletme 10-15 tane MESEM öğrencisi çalıştırıyor, işçi çalıştırmıyor. Kayıt dışı ekonomi…

“2025-2026 yılında sorunların arttığını, çözümün azaldığını görüyoruz”

2025-2026 yılına baktığımız zaman; sorunların arttığını, çözümün azaldığını görüyoruz. Eğitim sistemi sadece bina yapmak değildir. Eğitim sistemi o öğrenciyle bir plan yapmaktır. Bugün bilgi dediğimiz şey en kolay ulaşacağımız şeydir. Öğrencilerimiz bilgiye çok kolay ulaşıyorlar. Peki bu bilginin kullanılması, bu bilgiden üretim, bu bilgiyle yarını yakalamak… Hani Cumhuriyet'in temel ideolojisiydi ya, muasır medeniyetler seviyesine çıkmak, biz neredeyiz şu anda? Üniversitelerimiz ne kadar bilim üretiyorlar? Yani gerçekten bu yıl 2025- 2026 yılı bizim açımızdan yine diğer yıllardan farklı olarak sorunların çok arttığını gösterdi. Çünkü yapay zekanın, nanoteknolojilerin hayatımızda artık robotları konuştuğumuz bir dönemde biz eğitimde TYP personelinin temizliğini, hijyeni tartışıyoruz. En önemlisi de dünyada hiç olmayan bir ilkel modelle yani test tekniğiyle, sınavla öğrencilerimizin zekasını ölçmeye çalışıyoruz.

“Bir bakanın yaptığını diğer gelen bakanın bozduğu bir durumla karşı karşıyayız”

Bu eğitim öğretim yılında, derneğinizin de girişimleriyle veya bakanlığın adımlarıyla çözüme kavuşan olumlu gelişmeler oldu mu?

Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı ne yazık ki kendi yolunda yürüyor. Yani geçmiş yıllardaki gibi basının, demokratik kitle örgütlerinin veya STK'ların görüşlerini alıp da yol haritası belirleme diye bir şey yok. Yani bugün Türkiye eğitimindeki gelişmelere baktığımız zaman, bir bakanın yaptığını diğer gelen bakanın bozduğu bir durumla karşı karşıyayız. Yakın tarihte tartışmaya açıldı. Soğuma dönemi dediğimiz bizim, ara tatiller… Bu daha önceki bakan Ziya Selçuk zamanında başlayıp devam eden, öğretmenlerinin yüzde 80’i, velilerin yüzde 70’inden, öğrencilerin neredeyse yüzde 90’ına yakınının onayladığı bir sistem şu anda tartışmaya açıldı. Yani az önce söylediğiniz bağlamda olsaydı bu tartışmaya açılır mıydı? En azından basının baskısıyla bir şey yapılırdı. Evet şu anda bakan “böyle bir durumumuz yok” dedi. Ama bu tartışma süreci bile belli başına başka bir şey koydu bize. Demek ki Türkiye'de eğitim politikaları siyasetin üstünde değil. Demek ki Türkiye'deki eğitim politikaları günübirlik yapılıyor.

“Gençlerimiz o günden beri ağlıyorlar”

İngiltere, Almanya gibi tarihten çok örnek verebilirim. Mesela Almanya iki büyük dünya savaşının aktörlerinden bir tanesi olan bir ülke. Şu anda Avrupa ekonomisinin başaltlarından biri. Dünya ekonomisinin önemli noktalarından bir tanesi. İleri kapitalist bir ülke. Peki nasıl inşa etti bu süreci? Tek bir anahtarı var. Sihirli değnek yok. O da eğitim. Eğitimle yaptı bunu. Hala Alman eğitim modelinin 19. yüzyılda şekillenmeye başlayan, günümüzde nokta atışlarla değiştirilen bir model var. Oysa ki biz de topyekün bir karşı karşıyayız. Yani bir bakan geliyor, diyor ki “olmadı”. LGS'de yeni nesil sorular çıkardılar dediler, yarım sayfa matematik sorusu sordular ve gençlerimiz o günden beri ağlıyorlar.

“Eşit olmayan bir sistemde öğrenciyi sınava hazırlamak gerçekten çok zor”

Ekonomik kriz velileri nasıl etkiledi? Eğitim masrafları (servis, yemek, kaynak kitaplar, kırtasiye) karşısında velilerin en çok zorlandığı kalemler hangileri oldu?

Asıl mesele işte bu. Yani asıl belirleyici bu. Türkiye'de adil bölüşümün olmaması bir anda okullar arasındaki farklılıkları ortaya koydu. Aynı okul içerisinde sınıflar arasında farklılıkları ortaya koydu. Özel okullar hiç olmadığı kadar arttı. Özel okuldaki velilerle de görüşüyoruz. 2012'den günümüze kadar baktığımız zaman özel okulların neredeyse yüzde 20’lere dayandığını görüyoruz. Eğitim işgal açısından baktığımız zaman bu da çok çok önemli bir durumdur. Dolayısıyla şimdi ekonomik krizin faturasını kim ödüyor? Öğrencilerimiz ödüyor. Ekonomik krizin faturasını kim ödüyor? Asgari ücretle geçinen emekçiler ve o aileler ödüyor. Dolayısıyla eşit olmayan bir sistemde bir öğrenciyi sınava hazırlamak ne yazık ki gerçekten çok zor. Yani ona özel ders aldırmak, kursa göndermek, onunla sınavlara hazırlanmak gerçekten çok zor.

“Hep krizlerin faturasını ne yazık ki bu ülkede emeğiyle geçirenler ödüyor”

Okullarda toplanan paralar… Onlarca kalem altında okullarda para toplanıyor. En son işte Maraş saldırısı oldu. Gerçekten çok kötü bir dönemde yaşadık. Şu anda güvenlik tartışması var okullarda. Okullarda güvenlikçi olması gerekiyor diyorlar. Peki faturayı kim ödeyecek? Veliler. Bu kadar baktığımız zaman işte TYP sorununu çözemeyen bir bakanlık bu sorunu nasıl çözecek o da ayrı bir tartışma. Hep krizlerin faturasını ne yazık ki bu ülkede emeğiyle geçirenler ödüyor. Ne yazık ki o emekçilerin çocukları ödüyor.

“Her türlü hijyeni sağlayacak olan personel açığımız var”

Okulların temizlik, hijyen ve yardımcı personel eksikliği bu yıl da gündemdeydi. Velilerden okul hijyeni ve çocukların sağlığı konusunda nasıl geri bildirimler aldınız?

Pandemiden bir tek çıkardığımız ders şuydu. Bol miktarda hijyen malzemesini bakanlığımız gönderdi. Yani hakkını yememek lazım. Okullarda depolar doldu vs. Temel sorun bunu bilinçsiz bir şekilde kullanmak değil. Temel sorun bunu kullanacak olan personelin olmamasıydı. Bakın yardımcı hizmetliler, şu anda okulları ayakta tutan, tuvaletleri temizleyen, merdivenleri silen, yani okulda her türlü hijyeni sağlayacak olan personel açığımız var. Bu günübirlik çözümlerle, iş gücü uyum politikasıyla veya TYP ile çözülecek bir durum değil. Yani onların alım şartları, çalışacakları süre belli. Biz diyoruz ki kamusal olarak eğer bir eğitim politikası üretmezsek ve kadrolu istihdam yaratmazsak, kadrolu iş gücünü yaratmazsak bu söylediğimiz sorunları çözmemiz mümkün değil. İstediğiniz kadar çamaşır suyu, istediğiniz kadar hijyen malzemesi gönderin okullara. En fazla bunu bol bol miktarda kullanırsın. Ama personel açığını kapatmak çok çok önemli. Personel açığı olmadığı okullarımız var tabii ki. Onlar merkezi okullarımız. Okul aile birlikleri üzerinden okul müdürleri, idareler çalıştırıyorlar. Onların da eli kolu bağlı yapacakları bir şey yok. Bunun finansmanını kim sağlıyor? Veliler. Peki ne zaman oluyor bu? Kayıt dönemlerinde oluyor. Biz Temmuz'dan sonra sizinle bu konuları çok konuşacağız. Şu okulda şu kadar para toplanıyor, burada şu kadar para toplanıyor gibi programlar yapacağız gibi gözüküyor. Çünkü dediğimiz gibi bütün finansman velilerin üzerinde.

“Öğrenci; zeki veya zeki olmayan, başarılı veya başarısız olarak ayrıştırıldı”

Yeni müfredat programları ve eğitim sistemindeki değişiklikler bu yıl uygulamadaydı. Veliler ve öğrenciler bu yeni sisteme adapte olabildi mi? Sahada gözlemlediğiniz aksaklıklar nelerdir?

Ben de bir öğretmenim bu arada. Birçok derste içerik değişti. Dolayısıyla şöyle bir paradoks da ortaya çıktı: O içeriklerle öğrencilerimize ders anlatıyoruz, anlatmaya çalışıyoruz daha doğrusu. Çoğu arkadaşımız o müfredatı da yetiştiremedi. Çünkü kapsam çok fazla, geniş ama bir gerçekliğimiz var. Günün sonunda bu öğrencilerimiz bizim ya LGS'ye giriyorlar ya da YKS'ye giriyorlar. Burada bir tutarsızlık var, burada bir sıkıntı var. Bu da bakanlık tarafından çözüme kavuşturulamadı. Tuttular, açık uçlu sorular tartışmasını yaptılar. Bakın şimdi bu Türkiye'de gerçekten en çok belki de suistimal olacağı bir alan, en çok güvensizin artacağı bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü bizim çocuklarımız uzun süre test tekniğiyle sınavlara girdiler. Biz test tekniğine çok karşı çıkıyoruz. Test tekniği belki de en ilkel eğitim modeli. Çünkü bir öğrenci; zeki veya zeki olmayan, başarılı veya başarısız olarak ayrıştırıldı. Dolayısıyla bu yeni modelle ilgili çok şey söyledik, çok şey yazdık, çizdik ama bir gerçekliğimiz var. Günün sonunda bu model de herhalde uzun evrimli olacak gibi değil.

“Bakanlığa bir şey söylemiyoruz artık”

Son olarak önümüzdeki eğitim-öğretim yılı başlamadan önce Milli Eğitim Bakanlığı’na ve yerel yönetimlere acil koduyla iletmek istediğiniz en önemli çağrı nedir?

Bakanlığa bir şey söylemiyoruz artık. Ama yerel yönetimlere, Eskişehir'in kent yöneticilerine, yerel yönetimlere de hep söylediğimiz bir şey var. Bunu da çok ön plana çıkardık dernek olarak. Bir öğün iyice ücretsiz yemek... Bugün okullarımızda temel sorunlardan bir tanesi, her 5 çocuktan 3 tanesi veya 2 tanesi -sosyolojik yapıya göre değişiyor- okula aç gidiyor. Burada yerel yönetimlere çok iş düşüyor. Şunu diyebilirler: Bizim işimiz değil, konsolide bütçeden bunu karşılayın. Valla bu çocuklar bu kentin çocukları, bu çocuklar bu ülkenin çocukları. Bodurluk, obezite, sağlıksız yaşam koşulları, sağlıksız yaşam şu anda bizim öğrencilerimizin en temel sorunu. Bunu da çözecek olan bu kentin seçilmişleridir. Bu kentin seçilmişlerine bu halk bir misyon yüklüyor. Yani en azından belli bölgelerde, Büyükşehir Belediye'miz başta olmak üzere bir öğün ücretsiz yemek kampanyamıza destek verebilirler. Bunun her tür koşulu var, bu kentte yeter ki isteyelim.