Türkiye'de iklim değişikliği ve su kaynakları üzerindeki baskı, son dönemde uzmanların gündemine sıkça giriyor. Meteoroloji alanından yeni bir değerlendirme yapan Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, ülkenin önümüzdeki 5 yıl boyunca çölleşme açısından geri dönüşü zor bir aşamaya yaklaşabileceğini açıkladı. Yağışların ortalamanın altına inmesi, suyun büyük ölçüde verimsiz biçimde kullanılması ve nüfus başına düşen kaynak miktarının azalması, tabloyu zorlaştıran başlıca etkenler arasında yer alıyor. İç Anadolu'nun güneyinden Güneydoğu Anadolu'ya uzanan bir kuşak, çölleşme riski en yüksek bölgeler olarak öne çıkıyor. Listede Eskişehir'in bazı kesimleri de yer alıyor.

Tarihin en güçlü El Nino etkisi yolda. Uzman araştırma şirketlerinden veriler geldi.

PROF. DR. MİKDAT KADIOĞLU UYARDI

Türkiye'nin su bütçesinin artık dengede olmadığı, yeni uyarıların temel başlangıç noktasını oluşturuyor. TGRT Haber'den Bengü Sarıkuş'a konuşan Kadıoğlu, ülkenin önümüzdeki 5 yılda çölleşme açısından kritik bir eşiğe yaklaştığını dile getirdi. Uzmanın değerlendirmesi, hem yer altı sularındaki azalmayı hem de yağışların düşüş eğilimini kapsayan kümülatif bir analize dayanıyor.

TÜRKİYE SU STRESİ YAŞAYAN ÜLKE STATÜSÜNDE

Yıllık olarak bir kişiye düşen su miktarı Türkiye'de 1.500 metreküpün altına geriledi. Bu rakam, uluslararası ölçütlere göre "su stresi" sınıflandırmasına denk gelen eşiğin altında bulunuyor. Kadıoğlu, ülkenin halihazırda bu kategoride yer aldığını söyledi. Nüfusun büyümesi ve yağışların azalmasıyla birlikte rakamın daha da düşme ihtimali gündemde.

SON İKİ YILDA YAĞIŞLAR NASIL DÜŞTÜ?

Son iki yıllık yağış verilerinin uzun dönem ortalamasının gerisinde kaldığı belirtiliyor. Su talebinde ise belirgin bir azalma yaşanmadı. Kadıoğlu, arz tarafındaki bu daralmaya karşın tüketim hacminin aynı seviyede sürmesini, bütçe açığını derinleştiren temel etken olarak değerlendirdi. Bu denklem, su kaynakları üzerindeki baskıyı kalıcı hale getiriyor.

VAHŞİ SULAMA NEDEN SU KAYBINI ARTIRIYOR?

Tarım, Türkiye'deki su kullanımının en büyük kalemi konumunda. Bu kullanımın önemli bir bölümü hâlâ vahşi sulama olarak adlandırılan yöntemle gerçekleştiriliyor. Toprağa salınan suyun büyük kısmı bitkiye ulaşmadan buharlaşıyor veya derine sızarak kayboluyor. Uzmana göre damla ve yağmurlama sistemlerine geçilmemesi, su kaybı oranının yüksek kalmasının başlıca sebebi.

Yer altı sularının azalmasının ilk etkisi tarımsal üretimde görülecek. Suya bağımlı ürünlerde ciddi rekolte kayıplarının yaşanabileceği öngörüsü, gelecek 5 yılın temel ekonomik gündemlerinden biri haline gelebilir. Üretimdeki düşüş hem fiyat artışı hem de ithalat zorunluluğu doğurabilir. Vatandaşın gıda harcamasındaki baskı, su krizinin doğrudan ekonomik yansıması olarak değerlendiriliyor.

DENİZ SUYU TARIM ARAZİLERİNİ NEDEN TEHDİT EDİYOR?

Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı bölgelerinde iki yönlü bir risk yaratıyor. İlki taşkın olasılığının artması; ikincisi ise tuzlu suyun tarım arazilerine sızması. Kadıoğlu, bu sürecin Türkiye'nin verimli ovalarında belirgin biçimde gözlendiğini söyledi. Çukurova, Söke, Bafra ve Çarşamba ovalarında tuzlu su etkisinin toprağı verimsizleştirdiği bildirildi. Aynı tehdit içme suyu kaynaklarını da kapsıyor.

KURAKLIĞIN ÜÇ AŞAMASI NEDİR?

Kuraklığın yalnızca yağış azlığı şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen uzman, sürecin üç farklı aşamada geliştiğini belirtti. İlk basamak meteorolojik kuraklık; yağışın düşmesini ifade ediyor. İkinci basamak tarımsal kuraklık olarak adlandırılıyor ve toprak nemindeki azalmayı kapsıyor. Üçüncü ve en derin aşama hidrolojik kuraklık; akarsu, baraj ve yer altı suyu seviyelerinin düşmesini içeriyor.

Vatandaşın gündelik yaşamda kuraklığı fark edebileceği bazı işaretler bulunuyor. Gece saatlerinde su basıncının düşmesi, kesintilerin sıklaşması, suyun tadında değişikliklerin oluşması ve baraj doluluk oranlarının yüzde 30'un altına gerilemesi öne çıkan göstergeler arasında yer alıyor. Bu sinyallerin bir arada gözlenmesi, krizin yerleşik bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor.

ÇÖLLEŞME RİSKİ ALTINDAKİ İLLER HANGİLERİ?

Uzmanın belirlediği risk haritasında İç Anadolu'nun güneyi ile Güneydoğu Anadolu öne çıkıyor. Bu hatta yer alan ve kritik risk grubunda gösterilen iller şu sırayla sıralanıyor:

  1. Konya
  2. Karaman
  3. Aksaray
  4. Niğde
  5. Şanlıurfa
  6. Mardin
  7. Diyarbakır'ın güney kesimleri
  8. Iğdır Ovası
  9. Ankara'nın güney ilçeleri
  10. Eskişehir'in bazı bölgeleri
  11. Kayseri'nin doğu kesimleri

Kadıoğlu'na göre bu hattaki bölgelerde önümüzdeki 5 yıl, çölleşmede "geri dönüşü olmayan eşik" niteliği taşıyabilir. Eskişehir'in listede yer alması, güney kesimleri başta olmak üzere belirli mahallelerin kuraklık baskısı altında bulunduğunu ortaya koyuyor. Eskişehir'in güney kesiminde Seyitgazi, Mahmudiye ve Çifteler ilçeleri bulunuyor.

Kaynak: Haber Merkezi