Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Komisyon adına açıklamayı yapan Büşra Ünlübaş Özkan, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin aradan geçen yüz yılı aşkın sürede hâlâ en yakıcı insan hakları mücadelelerinden biri olduğunu vurguladı.

Cumhuriyet’in laik ve demokratik kazanımlarını savunmaya devam edeceğiz

Özkan, New York’ta dokuma işçisi kadınların eşit işe eşit ücret ve insanca yaşam talebiyle başlattığı direnişin bugün de kadınların hak arayışına ışık tuttuğunu belirterek, Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu olarak Cumhuriyet’in laik ve demokratik kazanımlarını savunmaya devam edeceklerini ifade etti. Özkan, “Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu olarak; bu tarihsel mirası Cumhuriyetimizin laik ve demokratik kazanımlarıyla harmanlıyor, 2026 Türkiye’sinde kadın haklarının sarsılmaz savunucusu olduğumuzu bir kez daha haykırıyoruz. Cumhuriyetimizin laik hukuk temelleri ve kadınların yüzyıllık kazanımları, bugün yalnızca siyasi söylemlerle değil; bizzat kadınların yaşam haklarına yönelen sistematik saldırılarla sarsılmaktadır” ifadelerini kullandı.

Cezasızlık, yeni cinayetlerin azmettiricisi olmaktadır

Özkan, 2025 yılında Türkiye’de en az 391 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü, 212 kadının ise şüpheli şekilde hayatını kaybettiğini ifade ederek, bu tablonun cezasızlık politikalarının ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu olduğunu vurguladı. Özkan, “kadına yönelik şiddetle mücadelenin kâğıt üzerinde kaldığını, infaz sisteminin failleri ıslah etmek yerine kadınların yaşam hakkını tehlikeye attığını açıkça göstermektedir. Cezasızlık, yeni cinayetlerin azmettiricisi olmaktadır” söyledi.

Önceliğimiz eşit ve özgür yaşayan kadını yaşatmaktır

Kadınların yalnızca “eş” ve “anne” rolleri üzerinden tanımlanmasına karşı olduklarını vurgulayan Özkan, “Kadını şiddet gördüğü aile yapısına mahkûm eden politikalar kadın cinayetlerinin sosyolojik zeminini güçlendiriyor. Bizim önceliğimiz şiddeti perdeleyen bir yapıyı kutsallaştırmak değil, eşit ve özgür yaşayan kadını yaşatmaktır” dedi.

Cumhuriyet’in laik hukuk düzenine yönelmiş bir müdahaledir

Özkan, Türk Medeni Kanun’un kadınların hukuk önünde birey olarak tanınmasını sağlayan devrim niteliğinde bir düzenleme olduğunu belirterek, Medeni Kanun’un ruhunu zayıflatacak girişimlerin Cumhuriyet’in laik hukuk düzenine müdahale anlamına geldiğini vurguladı. Özkan, “Bugün Medeni Kanun’un ruhunu aşındıran her girişim; yalnızca kadın haklarına değil, Cumhuriyet’in laik hukuk düzenine yönelmiş bir müdahaledir. 100 yıl önce kazanılmış eşitlik ilkesinin geriye götürülmesine izin vermek; tarihsel bir kazanımı tartışmaya açmak değil, Cumhuriyet’in temel değerlerinden vazgeçmek anlamına gelir” diye konuştu.

6284’ten verilecek her taviz, kadınların yaşam hakkından vazgeçmek demektir

Özkan ayrıca 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kadınlar için hayati bir güvence olduğunu vurgulayarak, bu kanunun tartışmaya açılmasına ya da uygulanmasının zayıflatılmasına karşı olduklarını ifade etti. Özkan konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Şiddet failinin uzaklaştırılmadığı, koruma kararlarının etkin uygulanmadığı ve “aile birliği” bahanesiyle kadınların şiddet ortamına geri gönderildiği her an; yeni bir kadın cinayetine davetiye çıkarılmaktadır. 6284’ten verilecek her taviz, kadınların yaşam hakkından vazgeçmek demektir. Bu kanuna dokunulmasına da, uygulanmasının geciktirilmesine de asla izin vermeyeceğiz.”

Kaynak: Alperen Ata