Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyeleri, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü dolayısıyla baro binasında bir araya geldi. Komisyon Başkanı Ozan Akbe, doğal yaşam alanlarının tahribatından avcılığa, deney hayvanlarından kürk ticaretine ve sokak hayvanlarının durumuna kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunarak, hayvanların yaşam hakkının hiçbir ekonomik ya da insani çıkarın gerisinde bırakılamayacağını söyledi.

"Yaşamak Herkesin Hakkı"

Akbe, insan merkezli adaletin ve yasaların sınırlarını sorgulamak, sesi kısılan milyonlarca canlının yaşam hakkını savunmak için bir arada olduklarını aktararak, “Bugün hatırlatmak gerekir ki yaşam, yalnızca insan türüne bahşedilmiş bir ayrıcalık değildir; acıyı, sevinci, korkuyu ve kederi hissedebilen her canlının en temel ve devredilemez hakkıdır. Ne var ki takvimler bir kez daha 4 Ekim’i gösterirken bir kutlama havası içinde değiliz; çünkü karşımızda münferit ihmaller değil, doğanın ve canlıların aleyhine işleyen küresel ve sistematik bir zulüm düzeni bulunuyor. Bu düzen, sınır tanımayan bir tahribatla doğayı yutuyor. Rant, betonlaşma ve kontrolsüz sanayileşme uğruna ormanlar, sulak alanlar ve bozkırlar talan edilirken; milyonlarca yıllık evlerinden alınan yaban hayvanları hayatta kalma savaşı veriyor. Doğal yaşam alanları gasp edilen yaban hayatı, bir de ‘av turizmi’ veya ‘spor’ adı altında bizzat ihaleye çıkarılıp katledilirken; sayısız türün soyu gözlerimizin önünde tükenişe sürükleniyor. Doğayı bir mülk, yaban hayatını ise bir kâr ya da eğlence aracı gören bu zihniyet, ekosistemi geri dönülemez bir felakete sürüklüyor” diye konuştu.

"Acının Dili Olmaz"

“Doğal yaşam alanlarını yok eden aynı acımasız tahribat, insanın bencil arzuları için kurulan görünmez zindanlarda devam ediyor” diyen Akbe, “Tüketim zincirinin karanlık fabrikalarında, ömürleri boyunca kanatlarını dahi açamayacakları daracık kafeslere hapsedilen tavuklar birer üretim nesnesine indirgeniyor. Laboratuvarların kapalı kapıları ardında kimyasallarla zehirlenen, test masalarında can veren deney hayvanları görünmez kılınıyor. Cins hayvan ticareti uğruna damızlık olarak sömürülen canlar vitrinlerde pazarlanırken; insanın yapay kibri ve lüks tutkusu kürk çiftliklerinde akıl almaz bir vahşete dönüşüyor. Tilkiler, vizonlar ve tavşanlar tel kafeslerde işkence dolu bir hayata mahkûm edildikten sonra kürkleri için vahşice katlediliyor. Canlıları birer eşyaya çeviren bu kibir; okyanusların özgür yunuslarını beton havuzlara hapsedip, sirklerde kırbaç zoruyla gösteri yaptırıp alkış tuttururken de, sokaktaki kedi ve köpekleri tecrit kamplarına, ölüme sürerken de aynı yüzüyle karşımıza çıkıyor. Acının dili, türü ya da mekânı yoktur. Bir havuzun dibinde yitip giden hayatla, kafesin demirinde, laboratuvar masasında veya sokak lambasının altında yaşam savaşı veren canın çığlığı birdir” dedi.

"Haklarını Savunmaya Devam Edeceğiz"

Akbe cümleleri şöyle noktaladı: “Bizler hayvanları birer mülk, kürklerini birer giysi, canlarını birer av hedefi, tutsaklıklarını da kimsenin eğlencesi olarak kabul etmiyoruz. Gerçek adalet; o kafeslerin ve laboratuvarların kapıları açıldığında, beton havuzlar boşaltıldığında, av cinayetleri durdurulduğunda ve bu topraklarda yaşayan her canlı hiçbir pazarlığa konu edilmeksizin korunduğunda sağlanacaktır. Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu olarak; sesi duyulmak istenmeyen her canlının sesi olmaya, yaşam hakkını tavizsiz savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz.”

Kaynak: Haber Merkezi