“Birleşik Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” forumu İstanbul, Ankara, İzmir ve Edremit’in ardından beşinci durak olan Eskişehir’de Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, gazeteci İsmail Arı ve Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu’nun konuk olarak katıldığı forumda, farklı kesimlerden katılımcılar birleşik muhalefetin nasıl oluşturulabileceğine ilişkin görüşlerini ifade etti.
“Kuşatmalar Devam Edecek”
Gazeteci İsmail Arı, Anayasa’nın “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmüne atıfta bulunarak, “Ve Anayasa’nın bir diğer maddesinde ‘Herkes düşünce ve kanaatini açıklamada özgürdür. Bir kişi düşüncesini açıkladı diye hiçbir tarafta cezalandırılamaz’ deniyor. Buna rağmen bu iktidarın Anayasa’yı alenen çiğnediğini, ayaklar altına aldığını görüyoruz. Siyasallaşmış yargıyla birlikte bunu yaptıklarını görüyoruz. Birçok gazeteci maalesef cezaevinde. Son 1 ayda 7 gazeteci tutuklandı. Artık gazeteci tutuklamaları, maalesef üzülerek söylüyorum, sıradan bir hâl aldı ve toplum buna alıştırıldı. Düşünce ve ifade özgürlüğü ve nihayetinde basın özgürlüğü demokratik toplumların olmazsa olmazıdır. Bu ülkede yapılanları başka ülkelerde, Avrupa ülkelerinde falan görmek mümkün değil. Ve ülkeyi bu tür tutuklama kararlarıyla, bu tür skandal kararlarla kocaman bir açık hava tımarhanesine çevirdiler. Bizim bu yapılanlara teslim olmamamız lazım. Boyun eğmememiz lazım. Bu iktidarın kuşatması dalga dalga devam edecek” diye konuştu.
“Meclis’in Denetim Gücü Etkisiz”
Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, Türkiye’nin dört bir yanında sürdürülen emek ve demokrasi mücadelesine katılanların ortak bir siyasi geleceği nasıl kuracağını konuşmak üzere toplandıklarına dikkat çekerek, “Türkiye’de başkanlık rejimi adı altında devletin kurumlarını tek kişinin siyasi iradesine ve çevresindeki çıkar gruplarının soygun düzenine bağlayan bir iktidar yapısı yerleşmiş bulunuyor. Bizdeki bu son fon krizi, fon soygunu, bu tür bir vampir ekonomisinin örneğidir. Böyle bir siyasal düzende hukuk siyasete, siyaset suç ağlarına bağlanmış oluyor. Varoluşsal bir sorunla karşı karşıyadır Türkiye Cumhuriyeti. Meclisin denetim gücü etkisizdir. Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmıştır. Basın özgürlüğü sistematik bir biçimde bastırılmaktadır. Kamu kurumlarında liyakat değil, sadakat egemendir. Kamu kaynakları iktidarın devamını sağlayan sermaye ve çıkar ilişkilerine bağlanmıştır. Temel siyasi ve ekonomik kararlar tek merkezden alınmaktadır. Laiklik tasfiye edilmektedir. Muhalefetin örgütlenme ve halka ulaşma kanalları yok edilmek istenmektedir. Anayasal güvenceler etkisizleşmiştir. Halk egemenliğinin yerini monarşik reflekslerle yönlendirilen bir ümmet anlayışı, laik kamusal düzenin yerini dinsel aidiyetlere dayanan müdahaleler, sosyal yurttaşlığın yerini yardıma bağımlılık almıştır” dedi.
“Sağlık Metaya Dönüştü”
Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Nazan Aksaray, her kesimin ülkeye ilişkin kaygılarının, itirazlarının ve umutlarının olduğunu kaydederek, “Bizi yan yana getiren, bu ülkenin geleceğinde hepimizin söz sahibi olması gerektiğine duyduğumuz inançtır. Sağlık, her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, sadece fiziksel değil, ruhsal ve sosyal olarak da tam iyilik hâlini ifade eder. Bunlardan birisi eksik olursa sağlıklı olmaktan bahsetmek mümkün değildir. Geldiğimiz noktada ülkemizde sağlıklı bireyden bahsetmemiz maalesef olanaklı değil. Ülkemizde sağlık, hak olmaktan çıkarılmış, alınır satılır bir metaya dönüştürülmüştür. Halkın sağlığı, sağlık çalışanlarının emeği ve sağlığı, gözü doymaz sermayenin kâr hırsına teslim edilmiştir. Sadece sağlık hizmeti alanında değil, insanın bulunduğu her nerede olursa orada sermayenin kâr hırsı uğruna halkın sağlığı yok sayılmakta, hatta böylece ortaya çıkan hastalıklardan da kâr elde edilmektedir” ifadelerini kullandı.
“Genç Olmak Güvencesizlik”
SOL Genç adına konuşan Barlas Aksoku ise gençlerin yaşadığı sorunların sadece ekonomiden ibaret olmadığını ifade ederek, “Çünkü genç olmak; okumak için çalışmak, geçinebilmek için borçlanmak ve geleceğini kurmak için güvencesiz yaşamak anlamına geliyor. Ne yazık ki ben de bunun öznesi olarak çoğu zaman derslere gidemiyor, çalışmak zorunda kalıyorum. AKP Türkiye’sinin okulları ticarethaneye çevirmesi, gençleri eğitim hakkından mahrum bırakarak onları birer ucuz iş gücü olarak görmesi, sigortasız işlerde çalışmaya mecbur bırakarak en temel eğitim hakkını elinden alması asla tesadüf değildir. Barınma sorununu yaşayan öğrencinin, güvencesiz çalışan gencin, düşük ücretle çalışan işçinin ve eğitim hakkı için mücadele eden herkesin talepleri birbirinden kopuk değil” diye konuştu.





