Son zamanlarda toplumda en çok konuşulan konu;
“Zam”
Döviz fiyatlarının bir gecede tutulamayacak kadar artmasıyla başlayan süreç halen bitmiş değil.
Piyasa fiyatları, dövizin çıktığı yer ortalamasına getirilmeye çalışılıyor.
Fakat bunun tam olarak başarıldığı söylenemez.
Ekonomik anlamda düşünceli bir toplum ortaya çıkmış halde…
Öyle ki;
Daha kış mesaisi başlamadan gelen faturalar bile herkesin göz bebeklerini yerinden oynatıyor.
Bu denli yüksek faturaların doğalgazın yanmaya başladığı dönemde nasıl ödeneceği konusunda ince ince hesaplar yapılıyor.
+++
Bu gerçek burada dursun, diğer tarafta hala ve hala tutulamayan reyonlar gerçeği var.
Etiketlerdeki fiyatlara ulaşmak gerçekten zor.
Bakkaldaki, marketteki, manavdaki fiyatların günü, diğer güne tutmuyor.
Yakın geçmişte kolayca ulaşılan ürünlere maalesef ki artık ulaşmakta epeyce zorluk çekiliyor.
Kendi ülkemizde yetişen ürünlere yaklaşılamaz oldu.
Bakın, balık sezonu başladı gidiyor.
Tezgahlardaki fiyatlara bakıp, iç geçiren çok insanla karşılaşıyoruz.
Kırmızı et, beyaz derseniz ancak maaştan maşa giriyor artık mutfaklara…
+++
Gelelim şehirdeki diğer manzaralara…
Özellikle hafta sonları yaşanan yoğun trafik var.
Neredeyse bütün şehir arabaya binmiş geziyor.
Yetmiyor komşu şehirler de Eskişehir’e akıyor.
AVM’ler öylesine dolu ki, otoparkları gelen otomobillere yetmiyor.
Mağazaların çoğu insan kaynıyor.
Çıkıyorsunuz, şehrin cazibeli alanlarına dolanıyorsunuz, oturacak yer yok.
“Burada yemek yemeye para mı yeter?” diye sorduğunuz mekâna randevusuz giremiyorsunuz.
Girmeye kalksanız zaten yer yok, almıyorlar.
Gece yaşamı zaten hızlı, “Pahalılıktan alınamaz halde” denilen alkol su gibi gidiyor.
+++
Şimdi gelelim sadede…
İşte size iki ayrı Eskişehir…
İlkini okuyunca, “Asgari ücret 10 Bin olsa ne olacak, fiyatlar yine durmayacak, yine geçim derdi yaşamaya devam edeceğiz” yorumunu yapabiliriz.
Yazının diğer bölümünü okuyunca da;
“Ne krizi kardeşim, herkes dışarıda.
Geziyor, eğleniyor. Millette para var” düşüncesine de hemen kapılıveriyorsunuz.
Ki, her iki yorum da sonuna kadar haklı.
Ancak tek bir farkla!
Yaşanan geçim sıkıntısı toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturuyor.
Mekanları dolduran mutlu ve ekonomik derdi olmayan kesim ise epeyce azını.
O kesimin sayısı da zaten her yeri doldurup taşırmaya yetiyor.
Kısacası;
Artık tamamen ikiye bölünen;
Büyük kısmın geçim sıkıntısı yaşadığı;
Az sayıda olanların daha da zengin olarak yaşam sürdüğü bir ortam var artık.
Orta gelirin, orta direğin tarihe karıştığı ikiye bölündüğümüz bir tablo var.
Ve o fotoğraf, şehrin he köşesinde kabak gibi ortaya çıkıyor ve artık kolayca gözlemleniyor…
İşin en enteresanını da söyleyeyim mi?
O da şu;
Şu ekonomik tabloda dahi halka inemeyen, halkla konuşamayan ve halk için politika üretemeyen bir muhalefet var.
Şu krizde bile, bırakın iktidarı sallamayı, kendi koltuklarını korumanın derdine düşmüş genel başkanlar var…