Boşaltılan okullar arasında Fahri Günay Ortaokulu’nun bir bloğu, Yarbay Yaşar Gülle İlkokulu, Mehmetçik Anadolu Lisesi ve Pilot Binbaşı Ali Tekin İlkokulu bulunuyor.

Mehmetçik Anadolu Lisesi, eğitimini Namık Kemal Ortaokulu’nda sürdürecek ve burada ikili eğitime geçilecek. Fahri Günay Ortaokulu’nun bir bloğu, Lületaşı Ortaokulu’na, Yarbay Yaşar Gülle İlkokulu ise Kardeşler İlkokulu’na taşınacak; her iki okul da ikili eğitime geçecek. Pilot Binbaşı Ali Tekin İlkokulu da Atatürk Ortaokulu’na taşınacak ve burada ikili eğitime geçecek.
Okulların depreme dayanıksız olduğunu ve Eskişehir’de bazı alanların depremsellik açısından tehlike yarattığına dikkat çeken İMO Başkanı Gökten, Eskişehir Haber Ajansı’ndan Buse Kuşcu’ya açıklamalarda bulundu.
“Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden akademisyenler incelemelerde bulundu”
Eskişehir’de depreme dayanıksız okullar hakkında bilgi veren Gökten, “Milli Eğitim Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı, Eskişehir’deki okul binalarının incelenmesi için bir süreç başlatmıştır. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden akademisyenler incelemelerde bulunmaktadır. Bu incelemelerin ardından raporlar hazırlanır ve hızlı bir şekilde gerekli adımlar atılmaya çalışılır. Okullar, risk durumlarına göre değerlendirilir; gerçekten çok riskli olarak tanımlanan binalar hızlı bir şekilde boşaltılır. Bunlardan biri de öğretmen evidir; bu yapı, okul olmasa da eğitim camiasını ilgilendiren sosyal ve donatı alanıdır. Bu planlamaların neden kış vaktine dek geldiği, ara tatile veya yaz dönemine neden yetişmediği ve neden daha önceden planlanmadığı sorulacaktır. Bu, zaman zaman siyasilerin birbirine soracağı konulardır. Ben şu anda buna girmek istemiyorum; çünkü planlama süreçleri farklı alanlarda tartışılacaktır” ifadelerini kullandı.
“Sadece okullar için değil, kamu binaları için de geçerli”
Depreme dayanıksız olduğu belirtilen okulların acilen yenilenmesi gerektiğini ifade eden Gökten, “Raporların detayları da incelenmelidir. Bu, binaları hızlı bir şekilde yenilememiz gerektiğini göstermektedir. 1999 depreminden önce inşa edilmiş binalar, deprem yönetmeliklerinin değişmesinden önce tasarlanmıştır. Zemini alüvyon olan ve taşıma kapasitesi düşük, çok katlı yapılar (dört kat ve üstü) depremde hasar görme ve yıkılma riski yüksek olarak tanımlanır. Bu durum sadece okullar için değil, kamu binaları için de geçerlidir” dedi. Ayrıca Gökten, eski deprem yönetmeliklerine göre yapılmış binaların, mevcut yasaya ve yönetmeliğe göre güçlendirme ve yıkım yapılmasına dikkat çekti.
“Bütçe ayrılması ve ekonominin düzenlenmesi şarttır”
Gelecekte yapılması gerekenlere de değinen Gökten, binaların incelenmesinin gerektiğini ifade etti. Gökten, “Binaların hızlı bir şekilde incelenmesi ve bu incelemenin daha da detaylı olarak yapılması gerekmektedir. Her şehirde hem akademisyenlerin hem de ilgili odaların devreye girmesi, komisyonların değerlendirmelerde bulunması önerilir. Bizler, kamu niteliği taşıyan bir kurum olarak bu sürecin takipçisi olacağız. Binaların en ekonomik ve doğru çözümlerle yenilenmesi gerekir. Eğer yıkıp yapma maliyeti yüzde kırkın altındaysa güçlendirme, yüzde kırkın üstündeyse yeniden inşa edilmelidir. Bunun için uygun bir bütçe ayrılması ve ekonominin düzenlenmesi şarttır. Bu ülke, doğru yönetimle bu süreci gerçekleştirecek güce sahiptir. Ancak kaynakların doğru şekilde yönetilmesi, ülkeyi yönetenlerin asli görevidir. Biz de bu konuda eleştirilerimizi her zaman dile getirmeye devam edeceğiz” dedi.

Suyun kenarında, zayıf zeminde yapılaşma
Gökten, depreme dayanıksız okulların yanı sıra Eskişehir’in bazı kesimlerinin de tehlikede olduğunu vurguladı. Gökten, “Kızılcıklı Mahmut Pehlivan caddesinde gözlemlediğim kadarıyla, bu caddenin 1999’dan önce yapılmış binaları var; hatta 90’lı yıllar ve 1985’li yıllarda inşa edilmiş yapılar da bulunuyor. Buradan bir örnek vereceğim: Suyun kenarındayız; bu da demek oluyor ki alüvyon zemindeyiz. 1999’dan sonra yapılan binalar ise 6-7 katlıdan başlayıp, 8-9 katlı yapılara kadar çıkıyor” dedi.
Deprem meselesi polemik konusu olmamalıdır
Depreme dayanıksız olan binaların isimlerini vermek konusunda bir çekincesi olduğunu ifade eden Gökten, olayların polemik malzemesi yapıldığını söyledi. Gökten , “Okullar için de durum aynıdır; bu, herhangi bir kamu binası için de geçerlidir. Bu nedenle “bu bina kötüdür, şu bina sakattır” gibi ifadeler kullanmaktan artık çekiniyorum. Çünkü bu tür cümleler polemik malzemesi hâline geliyor ve bizim istediğimiz bir şey değil. Bizim amacımız, polemikler üzerinden siyasetin “bu bina çürükmüş” gibi söylemlerle gündem yaratması değil; herkesin binasının durumu, depreme karşı dayanıklılığı nedir, bunu irdelemektir. Birbirimize bunu siyasetin malzemesi yapmadan, konuşmamız gerekiyor. İşte ana derdimiz budur” diye konuştu.
“Tıp Fakültesi’nin acilen planlanarak yıkılıp yeniden yapılması elzemdir”
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin acilen yıkılması gerektiğini belirten Gökten, “1999’dan sonra yapılmış, alüvyon zeminde, çok katlı binaları tek tek inceleyelim. Bazı ufak tefek istisnalar güçlendirilebilir. Ancak özellikle Tıp Fakültesi örneğini vermek gerekir. Bu konu hepimizi çok yakından ilgilendiriyor. Tıp Fakültesi’nin acilen planlanarak yıkılıp yeniden yapılması elzemdir. Depremin ne zaman olacağını bilemeyiz; başımıza iş almamak için bu en önemli sorunlardan biridir” dedi.
“Yaşanabilecek tehlike hepimizi etkileyebilir ve ciddi can kayıplarına yol açabilir”
Deprem ve kentsel dönüşüm konularının siyasileştirildiğini ancak bundan öte geçilmesi gerekildiğini belirten Gökten, taratışmalardan uzak durulması gerektiğini ifade ederek şu sözlere yer verdi: “Biz, bir garantör olarak, bu hukuksal karmaşaların ve siyasi tartışmaların derhal ve acilen sona ermesini istiyoruz. Çünkü bu konular daha önce yapıldı; “99’dan sonra bu paralar neredeydi?” gibi siyasi konuşmalar yapıldı, biri diğerini suçladı. Artık bu tür tartışmalardan uzak durmalıyız. Sadece Eskişehir’i değil, tüm ülkeyi ilgilendiren bir konudan bahsediyoruz. Örneğin bugün Bursa ile ilgili bazı haberler okudum; yaklaşan bir Bursa depremi söz konusu. Sındırgı’da da ciddi bir hareketlilik var; ne olduğu henüz net değil, belki volkanik bir durum ortaya çıkabilir, bilemiyoruz. Ama ortada ciddi bir depremsellik var. Faylar üzerindeki stres, bir kamyon tekerleğinin gücüyle bile tetiklenebilecek kadar yüksek. Bu nedenle yaşanabilecek tehlike hepimizi etkileyebilir ve ciddi can kayıplarına yol açabilir.”
“Deprem konusu siyasetin oy devşirme aracı olmamalıdır”
Siyasi tartışmaları yaratan kişilerin de risk altında olduğunu anlatan Gökten, “Bu yüzden konuyu hukukçuların da dahil olduğu, aklı selimle ele alınan bir süreç hâline getirmeliyiz. Deprem konusunu siyaset malzemesi yapmaktan çıkaralım. Siyasiler başka konuları konuşabilir; ulaşım sorununu veya başka meseleleri tartışabilirler. Ancak deprem konusu siyasetin oy devşirme aracı olmamalıdır” ifadelerini kullandı.
“Kentsel dönüşüm ve yapı güvenliği gündemimiz olmalı; siyasi çekişmelerin değil”
Siyasilere çağrıda bulunan Gökten, konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Bu sorunu siyaset dışı, aklıselimle çözelim. Teknik bilgiye sahip, tarafsız kişiler ve kamu temsilcileri garantör olsun; biz buna varız. Yaklaşan deprem hepimizi ciddi şekilde etkileyecek ve büyük sıkıntılar yaratacaktır. Bu nedenle hepimizin üzerine düşen görevler vardır ve bu görevleri yerine getirmek zorundayız. Hukuk hepimize lazım... Yetki tartışmaları hukuksal çerçevede çözülebilir, davalar açılıyor; ama siyaset üstü bir konu olduğu için üstesinden gelebiliriz. Yereldeki insanların da şehre hizmet etmesi gerekiyor. Ortak akılla hareket ederek yetki karmaşasını bir kenara bırakıp soruna çözüm bulabiliriz. Kentsel dönüşüm ve yapı güvenliği gündemimiz olmalı; siyasi çekişmelerin değil. Bu tartışmaları bir an önce geride bırakarak, yetki kimdeyse ortak akılla çözüme ulaşmasını rica ediyoruz.”





