Ankara’da atama süreçlerindeki mülakat uygulamalarına karşı çıkan eğitimciler ile özel sektördeki çalışma koşullarına tepki gösteren öğretmenler, taleplerine dikkat çekmek amacıyla açlık grevi başlattı. Eylem sürecindeki gözaltı görüntüleriyle kamuoyunun gündemine gelen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Eskişehir İl Temsilcisi Özgür Cihan Tıknazoğlu, yaşanan sorunları ve taleplerini Eskişehir Haber Ajansı (EHA) muhabiri Alperen Ata’ya değerlendirdi.

“Siyasi irade tercihini öğretmen değil, patrondan yana kullandı”
ALPEREN ATA: Son zamanlarda özel sektör öğretmenleri ve mülakat sorunu yaşayan öğretmenler açlık grevine başladılar. Bize bu süreci en başından anlatabilir misiniz?
ÖZGÜR CİHAN TIKNAZOĞLU: Özel sektör öğretmenleri temelde taban maaş hakkı talep ediyor. Bu talep aslında geçmişe dayanıyor; 2014 yılına kadar yasada mevcut bir madde vardı. Bu madde, ‘Özel sektörde çalışan öğretmen, kamudaki denginden daha düşük bir ücret alamaz’ diyordu. Ancak 2014 yılında AKP bu yasayı kaldırdı. Yasanın kaldırılmasıyla birlikte özel sektörde çalışan öğretmenler tamamen patronların insafına teslim edilmiş oldu. Ücretler ciddi şekilde düştü.
“Tıpkı mevsimlik işçiler gibi 1 Eylül’de başlayıp 31 Ağustos’ta bitiriyoruz”
Uzun süredir güvencesiz çalışma koşulları altındayız. Burada neyi kastediyorum? Belirli süreli iş sözleşmelerimiz var. Tıpkı mevsimlik işçiler gibi, aslında her yıl 1 Eylül'de işe başlıyoruz ve 31 Ağustos'ta sözleşmemiz sona eriyor. Her yılın sonunda sözleşmeyi tekrar yenilemek zorunda kalıyoruz; bu da çok ciddi bir güvencesizlik anlamına geliyor. Yani patron aslında bize "Seni işten çıkardım" demiyor, "Sözleşmen bitti, yeni sözleşme yenilemiyorum" diyor. Bu iki durum bizim için büyük bir kriz yaratıyor.
“Pandemi döneminde asgari ücretin altında maaş alan arkadaşlarımız oldu”
Dershanelerin dönüşüm sürecinden sonra "merdiven altı" diye tabir ettiğimiz yeni okullarda çok ciddi hak gaspları oluşmaya başladı. Sigorta primleri eksik yatan, pandemi döneminde asgari ücretin bile altında maaş alan arkadaşlarımız oldu; çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldık. Nihayetinde 2021 yılında sendikamız kuruldu ve bu sorunlara karşı mücadele etmeye başladı. Özellikle sokak eylemleriyle sesimizi duyurmaya çalıştık. Bunun yanı sıra, işin yasal zemine oturtulması ve düzenlenmesi için bürokratlarla da yoğun görüşmeler yürüttük. Son gelinen noktada, 14 Haziran Pazar günü arkadaşlarımız mülakat mağdurlarıyla bir araya gelerek taleplerini son kez haykırmak ve verilen sözlerin yerine getirilmesi için Ankara’ya gittiler.
“Biz olmayan bir şey değil, gasbedilen hakkımızın iadesini istiyoruz”
ALPEREN ATA:Temel talepleriniz tam olarak nelerdir?
ÖZGÜR CİHAN TIKNAZOĞLU:Temel talebimiz aslında taban maaş hakkı. Biz olmayan bir şeyi istemiyoruz; zaten daha önce yasada var olan ve 2014'te kaldırılan bir hakkın geri getirilmesini talep ediyoruz. Bu son derece net ve anlaşılır bir talep. Görüşmelerimizde de bunu hep dile getiriyoruz ve açıkçası bizi bu konuda haklı buluyorlar. Ankara'daki temel dayanağımız biraz da bu haklılığımız. Görüştüğümüz bürokratlardan şimdiye kadar birkaç kişi dışında çok olumsuz bir tepki almadık. Genelde "Haklısınız; oturalım, konuşalım. Sizi, işverenleri ve yasa koyucuları aynı masada buluşturup taleplerinizi dinleyelim" diyorlar. Birinci talebimiz bu.
“Yetki önündeki engel iş kolu düzenlemesi”
İkincisi, sendikadaki iş kolu tanımıyla ilgili bir problemimiz var. Biz şu an "on nolu" (büro, ticaret, eğitim ve güzel sanatlar) iş kolundayız. Bu iş kolunda çok fazla farklı sektörden çalışan var; depolama işçileri, basın mensupları, bankacılar gibi aslında eğitimle doğrudan ilgisi olmayan birçok meslek grubu burada görünüyor. Dolayısıyla çalışan sayısı kağıt üzerinde çok fazla. Kendi iş kolumuzda örgütlenmiş olsak yetkili sendika olabilecek üye sayısına ulaşmamıza rağmen, bu "torba" iş kolunda yer aldığımız için yasal olarak yetkili sendika olamıyoruz. Bu yüzden eğitim iş kolunun ayrılmasını istiyoruz. İkinci talebimiz de bu. Son olarak güvenceli çalışma koşulları istiyoruz. Az önce bahsettiğim belirli süreli iş sözleşmeleri bizde ciddi bir yarın kaygısı yaratıyor. Bu sistemin kalıcı olarak çözülmesini istiyoruz. Temel taleplerimiz bunlar.
“Bin 611 kişi ciddi bir mağduriyet yaşıyor”
Mülakat mağdurlarına gelirsek; biliyorsunuz, onlar da bir yıldır büyük emekler verdiler, çalıştılar ve ciddi bedeller ödediler. Şu an yaklaşık 1611 kişi ciddi bir mağduriyet yaşıyor. Onlara da verilmiş net sözler vardı. Biz onlarla güçlerimizi birleştirerek Ankara'da buluştuk. Onların da temel talebi bu sözlerin tutulması…
“Türkiye'de bu sektörde ilk defa işe iade davasını kazandık”
ALPEREN ATA:Bu süreçte Eskişehir'de Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası neler yapıyor?
ÖZGÜR CİHAN TIKNAZOĞLU:Eskişehir'de sendika kurulduktan sonra hızla örgütlenmeye başladık ve şu an 200'ün üzerinde üyemiz var. Eskişehir görece küçük bir kent olduğu için şu sıkıntıyı çok yaşıyoruz: İnsanlar burada çok görünür olmak, ön plana çıkmak istemiyorlar. Çok da haklı gerekçeleri var; çünkü işsiz kalma riski taşıyorlar. Bahsettiğim o sözleşme yenilememe tehdidi, öğretmenler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu yüzden açıkça öne çıkmasalar da el altından çok ciddi bir örgütlenme hali var; üye sayımız her geçen gün artıyor. Hukuki mücadelemizi de çok güçlü bir şekilde yürütüyoruz. Sendikamızın avukatı olan bir arkadaşımız var. Eskiden haklarını bilmeyen, işten çıkarıldığı zaman tazminatını alamayan birçok meslektaşımız vardı. Bu konularda ciddi mücadeleler verdik ve önemli kazanımlar elde ettik. En son Eskişehir’de bir kolejden arkadaşlarımız işten çıkarılmıştı. Yürüttüğümüz mücadele sonucunda arkadaşlarımız hem tazminatlarını aldılar hem de Türkiye'de bu sektörde ilk defa işe iade davasını kazandılar. Bu bizim için çok önemli bir emsal oldu. Şehirde sokak eylemleri kısmımız biraz zayıf kalsa da hukuki ve örgütlenme alanında çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.
“Eskişehir milletvekili olduğu için bize bir alan diye düşünmüştük”
ALPEREN ATA: Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, aynı zamanda AK Parti Eskişehir milletvekili. Siz de Eskişehir temsilcisisiniz. Bu bağlamda kendisiyle daha rahat bir iletişim kurup sorunlarınızı dile getirme fırsatınız oldu mu?
ÖZGÜR CİHAN TIKNAZOĞLU: Aslında bu konuda oldukça umutluyduk. Hatta Ayşen Gürcan göreve geldikten sonra arkadaşlarımız kendisiyle bir görüşme gerçekleştirdi ve o görüşme oldukça olumlu geçti. Ayşen Hanım da az önce ifade ettiğim şeyi söyledi: "Biz sizi, işverenleri ve komisyonu bir araya getireceğiz; sorunlarınızı, taleplerinizi hep birlikte konuşacağız" dedi.Ancak sonrasında maalesef araya kamu çalışanlarının toplu sözleşme dönemi girdi ve bizim toplantımız ertelendi. Daha sonra tekrar toplantı talep ettiğimizde ise bu talebimiz ne yazık ki görmezden gelindi. Hatta bildiğiniz gibi Ayşen Hanım burada bir trafik kazası geçirmişti. Biz sonrasında AK Parti il başkanlığını ziyaret ederek hem kendisine geçmiş olsun dileklerimizi ilettik hem de o toplantı sözünü tekrar hatırlattık. Fakat kesinlikle bir dönüş alamadık. Daha sonra birkaç kez daha görüşme talebinde bulunmamıza rağmen ne yazık ki herhangi bir yanıt alamadık. Kendisi Eskişehir Milletvekili olduğu için bize bir alan açar, sesimizi duyar diye düşünüyorduk ama maalesef taleplerimize olumlu bir karşılık bulamadık.
“40'a yakın arkadaşımız yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı”
ALPEREN ATA: Şu an açlık grevinde olan öğretmenler var. Bu açlık grevi sonuna kadar gidecek mi, süreç bundan sonra nasıl ilerleyecek?
ÖZGÜR CİHAN TIKNAZOĞLU: 14 Haziran'da Ankara'ya gittiğimizde arkadaşlarımızın amacı aslında son derece barışçıldı; taleplerini tekrar iletmek, bakanlıkla görüşmek, meclise gidip orada heyetler kurmaktı. Mülakat mağdurları da uğradıkları haksızlığı anlatıp kendilerine verilen sözleri hatırlatmak için gelmişlerdi. Fakat çok ilginç ve üzücü bir şekilde, daha Güvenpark'ta toplanır toplanmaz çok sert bir polis müdahalesiyle karşılaştık. Ekranlarda da görmüşsünüzdür; 40'a yakın arkadaşımız yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı.
“Kurtuluş Parkı'nda bekleyen ailelere biber gazıyla müdahale edildi”
Tabii ki bu bir hak mücadelesi, geri çekilmedik. Arkadaşlarımız gözaltındayken, kalan diğer arkadaşlarımız Sakarya Caddesi'nde toplandı. Çeşitli demokratik kitle örgütleri de gelerek bize destek verdi, orada açıklamamızı yaptık. Ertesi gün arkadaşlarımız gözaltından çıktığında, bu defa Kurtuluş Parkı'nda onları bekleyen aileler ve destekçiler vardı. Ancak arkadaşlarımızın otelden çıkmasına izin verilmedi; otelin etrafı ablukaya alındı ve saatlerce orada mahsur bırakıldılar. Bu sırada Kurtuluş Parkı'nda bekleyen ailelere ve demokratik kitle örgütlerine yine biber gazıyla çok sert bir müdahale yapıldı. Yaralananlar oldu, ailelerden hastaneye kaldırılanlar oldu. Özellikle Ankara Emniyeti'nin bu tavrını anlamakta güçlük çekiyoruz.
“Arkadaşlarımıza direnmekten başka hiçbir çare bırakmadılar”
Arkadaşlarımız bu konuda çok net. Biz artık içi boş sözlerden ve oyalama taktiklerinden çok sıkıldık. Bu işin artık bir nihayete ermesini istiyoruz. Bizi Ankara'da yürütmüyorlar, açıklama yaptırmıyorlar, görüşmelerimizi engelliyorlar. Tabii ki kimse isteyerek açlık grevi yapmaz; ancak arkadaşlarımıza direnmekten başka hiçbir çare bırakmadılar. Bu yüzden açlık grevinin altıncı gününde, sadece bir haftada dört kez gözaltına alınan arkadaşlarımız oldu. Bugün bile buraya gelmeden önce takip ettim, Çalışma Bakanlığı ile görüşme talep etmek için giden arkadaşlarımıza yine müdahale edildi ve gözaltılar yaşandı. Bu iş net bir şekilde sonuçlanana kadar direnmeye devam edeceğiz.
“Şehrimizdeki bu dayanışma büyüyerek devam ediyor”
ALPEREN ATA: Siz Eskişehir'de Eğitim-İş ve Eğitim-Sen ile ortak açıklamalar yaptınız. Sendikaların genel başkanları da Ankara'ya gitti. Diğer sendikalardan veya eğitim örgütlerinden yeterli destek geliyor mu? Bu destekler sizin için ne ifade ediyor?
ÖZGÜR CİHAN TIKNAZOĞLU: Bu destekler bizim için çok kıymetli. Sadece eğitim sendikalarından değil, halktan ve velilerden de çok ciddi bir destek alıyoruz. Ankara'daki arkadaşlarımız da bunu sık sık dile getiriyor. Çünkü biz meşruyuz ve haklıyız; kamuoyunun gözündeki bu haklılığımız bizi ayakta ve irademizi diri tutuyor. Eğitim-Sen bizi sahiplenen çok güçlü açıklamalar yaptı. Hatta Ankara'daki eylemde Eğitim-Sen şube başkanı da ters kelepçeyle gözaltına alındı. Oraya gelen birçok demokratik kitle örgütü başkanı çok sert müdahalelerle karşılaştı. Bu dayanışma bizim için çok anlamlı. Şehrimizdeki bu dayanışma büyüyerek devam ediyor.

“Bilinçli ebeveynler artık patronlara öğretmenin maaşını soruyor”
ALPEREN ATA: Şu an eğitim-öğretim dönemi devam ederken öğretmenlerin açlık grevine gitmesini öğrenciler ve veliler nasıl karşılıyor?
ÖZGÜR CİHAN TIKNAZOĞLU: Sendikal mücadelenin bu anlamda çok ciddi bir kazanımı oldu aslında. Özellikle özel okullara kayıt yaptırmaya giden bilinçli ebeveynler, artık gittikleri kurumlarda öğretmenlerin çalışma koşullarını sorgulamaya başladılar. "Öğretmenleriniz kaç yıldır burada çalışıyor?", "Maaşları düzenli ödeniyor mu?" gibi sorular sormaya başladılar. Bunu sendikanın çok önemli bir kazanımı olarak görüyorum. Çünkü veliler de biliyor ki, öğretmen sirkülasyonunun çok yoğun olduğu yerlerde öğretmenler mutlu değildir, kötü koşullarda çalıştırılıyordur ve bu da doğrudan eğitime yansır. Bunun dışında velilerden de çok büyük destek alıyoruz; Özel Okul Velileri Derneği ile sürekli iletişim halindeyiz ve ortak etkinlikler yapmaya çalışıyoruz.
“Örgütlenmekten çekinmeyin, korkmayın”
ALPEREN ATA: Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler sendikalı oldukları zaman bir problemle karşılaşıyorlar mı, yoksa önleri açık mı?
ÖZGÜR CİHAN TIKNAZOĞLU: Açıkçası arkadaşlarımız bu konuda haklı olarak kaygılılar; özellikle Eskişehir gibi kurumların ve patronların birbirini yakından tanıdığı görece küçük şehirlerde bu kaygı daha yüksek. "Eğer sendikada çok öne çıkarsam kara listeye alınır mıyım, işsiz kalır mıyım?" korkusunu çok yaşıyorlar. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var: Biz ne kadar çok örgütlenirsek, ne kadar yan yana durup birlikte yürürsek elimiz o kadar güçleniyor ve o kadar büyük kazanımlar elde ediyoruz. Tek başınayken zayıfız ama bir aradayken güçlüyüz. O yüzden tüm meslektaşlarımıza çağrımızdır: Örgütlenmekten çekinmeyin, korkmayın. Bu zaten bizim anayasal ve yasal bir hakkımızdır. Özel sektördeki tüm öğretmen arkadaşları sendikamız çatısı altında örgütlenmeye davet ediyoruz.



