Trafik, iklim ve maliyet baskısı, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de demiryolunu yeniden öne çıkarıyor. Küresel raylı sistem pazarının 2030'ların başında 500 milyar doları aşması beklenirken, Türkiye 2053 hedefleri kapsamında şehir içi raylı ağını 1.500 kilometreye çıkarmayı ve 2035'e dek binlerce yeni aracı yerli üretimle karşılamayı planlıyor.
RAYLI SİSTEMLER NEDEN ÖNE ÇIKIYOR?
Şehirlerin büyümesi, toplu taşıma odaklı bir planlamayı zorunlu kılıyor. Raylı sistemler, trafiği hafifletmesi, az karbon salması, maliyet avantajı ve hava koşullarından sınırlı etkilenmesi gibi nedenlerle tercih ediliyor. Deniz yollarını ve önemli geçiş noktalarını etkileyen jeostratejik gelişmeler, alternatif rota arayışında demiryolunu cazip kılıyor. Karbonu düşük taşımacılık arayışı da bu sistemleri güçlü bir alternatif yapıyor.
KÜRESEL PAZAR 500 MİLYAR DOLARA KOŞUYOR
Demiryolu, dünya genelinde büyüyen bir sektör konumunda. Güncel istatistiklere göre küresel demiryolu ağı, 1,3 milyon kilometrenin üzerinde bir mesafeye ulaştı. En büyük demiryolu ağı ABD'de bulunuyor. Onu sırasıyla Rusya, Çin, Hindistan, Kanada, Almanya, Fransa ve Japonya takip ediyor. Küresel raylı sistem pazarının büyüklüğü 350 milyar doları aşıyor. Tahminlere göre pazarın 2030'ların başında 500 milyar doları geçmesi bekleniyor. Büyümenin temelinde, raylı sistemlerin sunduğu çevreci ve verimli ulaşım avantajları yer alıyor.
TÜRKİYE'NİN 2053 HEDEFİ
Türkiye, uzun vadeli ulaştırma stratejisinde demiryoluna ağırlık veriyor. 2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı, demiryolu ağının büyütülmesini, yüksek hızlı trenle bağlanan il sayısının çoğaltılmasını ve yük taşımacılığında demiryolu payının artırılmasını öngörüyor. Hedef, karayolunun taşımacılıktaki ağırlığını dengelemek. Türkiye'de şehir içi raylı sistem ağı şu anda 1.058 kilometreye ulaştı. Orta vadede bu ağın 1.500 kilometreye çıkarılması planlanıyor.
2035'E KADAR İHTİYAÇ LİSTESİ
Genişleyen ağ, çok sayıda yeni araç ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi'nin (ARUS) raporuna göre 2035'e kadar 1.500 kilometrelik şehir içi hat için yaklaşık 7 bin tramvay, metro ve hafif raylı araç gerekecek. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın hazırladığı 12. Kalkınma Planı çalışma grubu raporunda ise Türkiye'nin 2035'e kadar duyacağı ihtiyaç şöyle öngörülüyor:
- 81 hızlı ve yüksek hızlı tren
- 77 elektrikli tren seti
- 992 dizel ve elektrikli lokomotif
- 27 bin 713 yük vagonu
- 2 bin 474 metro ve hafif metro aracı
- 359 tramvay
Rapora göre orta vadede ihtiyaç duyulacak raylı sistem araçlarının tahmini maliyeti yaklaşık 20 milyar euro olarak hesaplandı.
YERLİ ÜRETİM VE İTHALAT BAĞIMLILIĞI
Stratejinin temelinde, bu ihtiyacın yerli üretimle karşılanması yer alıyor. Tasarım ve imalat aşamalarında yerlilik payının yükseltilmesi öncelikli görülüyor. Milli elektrikli tren projeleri ile şehir içi metro ve tramvay araçlarında dışa bağımlılığın azaltılması, temel hedefler arasında bulunuyor. Yerli ve milli üretim hamlesiyle ithalat bağımlılığının düşürülmesi amaçlanıyor. Genişleyen ağa paralel olarak sinyalizasyon, araç bakım ve onarımı ile hat teknolojileri alanında yetkin teknik personele duyulan talebin de arttığı belirtiliyor.
ASIL GÜÇ ENTEGRASYONDA
Raylı sistemin etkinliği, yalnızca hat uzunluğu ya da hızıyla ölçülmüyor. Ulaşım türlerinin birbiriyle entegrasyonu da belirleyici önem taşıyor. Örneğin metrodan inen bir yolcunun otobüs, bisiklet ya da yürüyerek yolculuğunu kolayca sürdürebilmesi, diğer taşıma türlerinin yükünü azaltıyor. Burada akıllı ulaşım sistemleri, dijital bilet uygulamaları, mobil çözümler ve veri paylaşımı önem kazanıyor. Türkiye'de bu alanda ilerleme olsa da birçok şehirde hâlâ parçalı bir ulaşım deneyimi yaşanıyor. Dijital entegrasyon ile uzun vadeli finansman modellerinin birlikte ele alınması, atılımın sürdürülebilirliği açısından öne çıkıyor.





