Ocak ayında beyin kanaması geçirdi, 45 gün yoğun bakımda kaldı... Eskişehir Ticaret Borsası Başkanı Ömer Zeydan, hayata yeniden tutunma hikayesini ve merak edilen kararlarını ilk kez EHA'ya anlattı: 'Borsanın kasası dolu, paraya tamah edenlere bu koltuğu emanet etmem!'

Kafasındaki kasketi hafifçe kaldırıp ameliyat dikişlerini gösterirken yüzünde en ufak bir sitem yok; aksine hayata sımsıkı tutunmuş bir adamın hafif tebessümü var.

Eskişehir Ticaret Borsası Başkanı Ömer Zeydan’dan bahsediyorum.

Ocak ayında evinde tek başınayken geçirdiği beyin kanamasının ardından tam 45 gün boyunca yoğun bakım karanlığında kaldı. Bir saniyede yön değiştiren bir hayat ve ardından gelen bir yıla yayılan sabırlı bir iyileşme mücadelesi…

Ömer Zeydan, evinin kapılarını Eskişehir Haber Ajansı’na (EHA) açtı. Eşi Zehra Hanım ve oğlu Can ile birlikte oturduğumuz o salonda, bir insanın hayata yeniden nasıl tutunduğuna tanıklık ettik.
Uzun uzun konuştuk...
Hastalığı...
Pişmanlıkları...
Çocuklarını...
Tarımı...
Siyaseti...
Ve ikinci hayatını...

Açık, sansürsüz, tüm samimiyetiyle...

- Ocak ayında bir beyin kanaması geçirdiniz. Çok geçmiş olsun... Bugün geriye dönüp baktığınızda o günü nasıl hatırlıyorsunuz? Hayatınızda nasıl bir kırılma yarattı?

Ocak ayının ortasıydı. Evde tek başımaydım, aniden rahatsızlandım. Oğlum Can Fransa’da, kızım İtalya’da, eşim Zehra ise Ayşe Ünlüce ile toplantıdaydı. Komşular sağ olsun ambulans çağırmış, hastaneye kaldırmışlar. Yaklaşık 45 gün boyunca yoğun bakımda kalmışım… O süreci hiç hatırlamıyorum. Yakınlarım da zaten “İyi ki hatırlamıyorsun” diyorlar. Yoğun bakımdan sonra servise geçtik, sonra da eve geldik. O gün bugündür tedavi evde sürüyor. Bu sürede sadece birkaç kez çıkabildim dışarı; bir köy toplantısı, Kızılinler’de bir kahvaltı... Bir de pazar günleri Ticaret Borsası’na uğruyorum. Konuşmamda bir aksama kalmıştı ama doktorlarım da ailem de çok yol katettiğimi söylüyor. Şimdi daha iyiyim, daha da iyi olacağım.

- İlk gözlerinizi açtığınız anı hatırlıyor musunuz? İlk kimi gördünüz, aklınızdan ne geçti?

Gözlerimi serviste açtım. Eşim Zehra, oğlum ve kızım başımdaydı. Onları görünce ağzımdan çıkan ilk şey şu oldu: “Beni istiyor musunuz?”

- Neden böyle sordunuz?

Çünkü bir başkasına yük olmaktan ölesiye korkuyordum. “Gitme, kal” dediler. İşte ben o iki kelimeye, onların o sözüne tutunup hayata döndüm.

- Böylesine ağır bir sağlık süreci insana hayatı ve zamanı yeniden sorgulatıyor. Kendinizde en çok nelerin değiştiğini hissediyorsunuz?

Birincisi, insan önce kendine iyi bakmalıymış. İkincisi, neyin ne zaman olacağı hiç belli olmuyormuş. Üçüncüsü de şu: Hastalanmak sadece bir saniye sürüyor ama iyileşmek koca bir yılı alıyor. Gerçekten çok zormuş… Daha önce böbrek, kalp sorunları yaşadım ama gördüm ki onlar hiçbir şey değilmiş. Sağlığın ve evlatların kıymetini çok daha iyi anladım. Bir de şunu öğrendim: İnsanlar ne yakınlarından utansınlar ne de kendilerinden…

(Bu sırada kafasındaki kasketi kaldırıp ameliyat izini gösteriyor)

Bakın, bu ameliyat izi. Bu şapkayı izi gizlemek için değil, kendime yakıştırdığım için takıyorum. Çok şükür zihnim hep yerindeydi. Zehra bana bir gün, "Sen hayatın boyunca para, daire, arsa biriktirmemişsin; insan biriktirmişsin" dedi. Bu söz benim için çok kıymetliydi. 13 yıldır Borsa Başkanıyım, meğer Borsa ile hiçbir bağı olmayan koca koca insanlar arkamdan ağlamış, kurbanlar kesip dualar etmişler. Bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Hepsine minnettarım.

“TEK ARZUM KENDİ ARABAMA BİNİP GAZA BASIP GİTMEK”

-O kadar zaman hastanede ve evde kalırken en çok neyi özlediniz? İyileşince "İlk işim şu olacak" dediğiniz ne vardı?

Birincisi araba kullanmak… Tek arzum kendi arabama binip gaza basıp gitmek. Makam aracı sevmeyen biriyim, kendi arabamla Borsa’ya gitmeyi çok özledim. Az kaldı, yapacağım. İkincisi doyasıya, desteksiz yürümek... Üçüncüsü de yeniden bisiklete binebilmek.

- Geriye dönüp baktığınızda "Keşke yapmasaydım" dediğiniz bir pişmanlık ya da bir kırgınlık var mı içte kalan?

Oldu elbette… Sağlıklıyken takıldığım kırgınlıklar yüzünden pişmanlıklarım oldu. "Boşuna kırılmışım, boşuna kafama takmışım" dedim kendi kendime. İnsan hastanede yatarken her şeyi süzgeçten geçiriyor. O kırgınlıkları sürdürmenin ne kadar anlamsız olduğunu anladım.

- Tedavi süreciniz şu an ne durumda? Bir gününüz nasıl geçiyor?

Daha önce eve gelen dört ayrı terapistim vardı. Hepsinden Allah razı olsun çok emek harcadılar. 25 Haziran’dan bu yana Fizyomer’de Dr. Türkan Tünerir ile ilerliyoruz. Haftanın beş günü, sabah 09.00’dan öğleden sonra 15.30’a kadar tedaviyle geçiyor. Uzmn. Dr. Necdet Atalık da akupunktur ve destekleyici tedavilerimi uyguluyor. Bir de eve gelen konuşma terapistim var. Yoğun bir tempo yani.

- Kitap, sosyal medya, siyaset... Bunlara vakit kalıyor mu?

Çift görme sorunum vardı, şükür çözüldü ama kitap okumakta hala biraz zorlanıyorum. Yine de iki kitap bitirdim. Sosyal medyayı aktif takip ediyorum ama kendi tedavimi veya günlüğümü paylaşmıyorum. Siyaseti izliyorum; kim ne demiş, ne yapmış hepsini biliyorum. Televizyonda da genellikle haber ve belgesel yayınlarını tercih ediyorum.

- Madem izliyorsunuz sorayım: Dışarıdan bir gözle bakınca bugün siyasetin durumunu nasıl görüyorsunuz?

Çok karmaşık görüyorum. İşin içinden nasıl çıkacaklar gerçekten bilmiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı da bu sürecin içinden nasıl çıkacak bilmek zor; açıkçası şu an onun yerinde olmak istemezdim.

“BORSANIN KASASI DOLU, SIRF PARA İÇİN GELENLERE O KOLTUĞU BIRAKMAM”

- Peki ya Ticaret Borsası? Ayrılık sonrası o kapıdan ilk içeri girdiğiniz an neler yaşandı?

Şimdilerde salı günleri yönetim kuruluna katılıyorum, pazar günleri de uğruyorum. İlk gittiğimde ağlayanlar, gelip sarılanlar oldu. Açıkçası bu kadarını beklemiyordum, çok duygulandım. Onlara hep şunu dedim: "Ben, Yönetim Kurulum ve Meclisimiz burada gönüllüyüz. Sizler ise buradan ekmek yiyorsunuz. Ben olayım ya da olmayayım, buraya sahip çıkın." Hepsinden Allah razı olsun, sahip çıkıyorlar.

- Ve gelelim en çok merak edilen konuya... Önümüzde bir Oda seçimi var. Yeni dönemde aday olacak mısınız?

Bakın, bu tür kurumlar insanın evladı gibi oluyor. Yerime sahip çıkabilecek birini bulsaydım… Aslında başta düşünmüyordum. Ama çalışma arkadaşlarıma sordum, “Sen olmazsan biz olmayız” dediler. Meclisimize sordum, “Hayır, bırakamazsın” dediler. Baktım kendimi iyi hissediyorum, ailemle de oturduk konuştuk... Ve kalmaya, seçimlere girmeye karar verdim. Çünkü Borsa’da birçok iş yaptık, hali hazırda da yapacak işlerimiz var. Eskişehir Ticaret Borsası eskiden fakir bir borsaydı, şimdi çok çok zengin bir borsa. Dolayısıyla o paraya tamah eden fazlaca başkan adayı var ortalıkta... Karınları değil, üyelerimizin ve çiftçimizin karnı doysun, işleri gelişsin önemli olan o. Bakıyorum bazı adaylara, sırf para için geliyorlar.

- Yani Borsa’nın kasası dolu ve siz o kasayı öyle herkese emanet etmek istemiyorsunuz... Doğru mu anlıyorum?

Evet, aynen öyle… Devam etmek istiyorum. Seçim bu, kazanırım veya kazanamam, o ayrı konu. Ama devam kararımı yönetim kuruluyla aldım. Ve bunu da ilk defa bir gazeteci olarak sizinle paylaşıyorum. Oğlum ve eşim aslında çok istemiyorlar, kararı bana bıraktılar ama eski istekleri olmadığını görebiliyorum. Eğer bir dönem daha çalışma fırsatı bulursam, yerime parayla pulla işi olmayan, birini yetiştiriyorum. Yapmam gereken işler var…

-Peki, "Bu dönem mutlaka tamamlamalıyım" dediğiniz o projeler tam olarak neler?

İlk günden itibaren hedefimiz Eskişehir Ticaret Borsası'nı güçlü, güvenilir ve kurumsal bir yapıya kavuşturmaktı. Bugün geldiğimiz noktada bunu büyük ölçüde başardık.

Şimdi en büyük hedefim, Eskişehir'e Tarımsal Ticaret Kampüsü kazandırmak.

Bu proje yalnızca yeni bir hizmet binası değil; üretimin, ticaretin, bilginin ve bereketin buluştuğu bir Bereket Merkezi olacak. Lisanslı depoculuk, elektronik satış altyapısı, akredite laboratuvarlar, modern canlı hayvan borsası, eğitim ve danışmanlık hizmetleriyle birlikte, borsamızın sekiz meslek grubunun ihtiyaçlarına uygun depolama, işleme ve ticaret altyapısını aynı çatı altında buluşturacağız. Heyecanlıyım, hazine ile yer çalışmalarına başladık. Bugüne kadar Borsamızın mali yapısını güçlendirdik ve güçlü bir kurumsal altyapı oluşturduk. Yeni dönemde ise bu birikimi, üreticimize, tüccarımıza, sanayicimize ve Eskişehir'e uzun yıllar hizmet edecek kalıcı bir esere dönüştürmek istiyorum.

“ESKİŞEHİR TARIMI BU YIL İKİ KAT BÜYÜDÜ”

-Peki kentin genel tablosuna bakarsak; Eskişehir tarımının geleceği açısından umutlu musunuz? Bölge tarımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sene geçen yıllara göre Eskişehir tarımı ikiye katlandı; üretim miktarında iki, iki buçuk katlık bir artış var. Fiyatlarda gerileme olsa da birim başına düşen verimde müthiş bir bereket yaşanıyor, silolarımız dolup taşıyor. Ekmeyen, tarlasını boş bırakan bu sene “Niye ekmedim” diye pişman oldu. Konya’dan, Urfa’dan, Ankara’dan zahireciler ürün almaya buraya geliyorsa, demek ki bu şehirde iş var. Gençler keşke tarım yapsa… Sen de tarım yap. En iyi yatırım eğitime ve toprağa yapılan yatırımdır; geç geri döner ama asla zarar ettirmez. Önümüzdeki yılların bu seneden de iyi olacağını öngörüyorum.

“ŞİMDİ DAHA MÜLAİM, DAHA HOŞGÖRÜLÜ BİR ÖMER ZEYDAN VAR”

-Tüm bu yaşananlardan sonra; hastalık öncesindeki Ömer Zeydan ile bugünkü Ömer Zeydan arasında gözlediğiniz en büyük fark ne?

Ben sana sorayım… Sen söyle.

-Daha pozitif, daha yumuşak bir Ömer Zeydan görüyorum…

Son derece haklısın. Beni yakından tanıyanlar sert bulurlar. Yürüyüşüm de, yüzüm de, söylemim de öyle. Fakat bilirler ki kalbim altın gibidir. Bazen saman alevi gibiyimdir. Kızarım, üç dakika sonra unuturum. Bu daha önce vardı, şimdi neredeyse hiç yok, kalmadı gibi bir şey. Zaman zaman yanlış yapılan, fuzuli harcanan bir şeye tahammül edemiyorum hala; zaman ve para boşa gittiği için üzülüyorum, tepkimi koyuyorum. Ama şimdi daha mülayim, daha hoşgörülü bir Ömer Zeydan var karşınızda.

-Röportajımızın sonuna geldik… Son olarak eklemek, teşekkür etmek istediğiniz birileri var mı?

Olmaz mı… Bu süreçte üzerimde emeği olan o kadar çok insan var ki...

Öncelikle Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanımız Sayın Prof. Dr. Atilla Özcan Özdemir'e ve Başhekimimiz Sayın Prof. Dr. Haluk Hüseyin Gürsoy'a gönülden teşekkür ediyorum. Hastalığım boyunca sadece tıbbi olarak değil, insani olarak da hep yanımızda oldular.

Bir teşekkürü de özellikle Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı'ndan Uzman Dr. Öğretim Üyesi Emre Özkara Hocama etmek istiyorum. Hastalığımın en kritik döneminde çok cesur bir karar aldı. "Başka şehre, özel hastaneye gitsin" demedi, "Biz burada ayağa kaldıracağız." dedi ve sorumluluğu üstlendi, beni sahiplendi. Bugün yeniden yürümeye başlamışsam, konuşabiliyorsam, ailemle birlikte bu röportajı verebiliyorsam bunda Emre Hocamızın, Özcan Hocamızın ve tüm ekibin emeği gerçekten çok büyük. Kendilerine hakkımı ödeyemem.

-Sadece tek bir doktorun mucizesi değil yani bu…

Tabii bu iş sadece bir doktorun başarısıyla olmuyor. Yoğun bakımda, serviste, ameliyatta... Beyin ve Sinir Cerrahisi ekibimizin bütün doktorlarına, asistan doktorlarımıza, yoğun bakım çalışanlarımıza, hemşirelerimize, hasta bakıcılarımıza ve ismini sayamadığım tüm sağlık çalışanlarımıza gönülden teşekkür ediyorum. İnsan hastaneye hasta olarak giriyor ama oradan yeniden hayata dönebiliyorsa, bunun arkasında gerçekten görünmeyen çok büyük bir emek var. Ben bunu yaşayarak gördüm.

(Eşi Zehra Hanım’a dönerek: "Nasıl tahammül ettiler bana?")

Zehra Hanım: Seni çok sevdiler. "Bizi unutma, gel" dediler.

Demek ki sonunda sevdirmişiz kendimizi...(gülüşmeler) Ben de fırsat buldukça hepsini ziyaret ediyorum. Bu süreç bana bir şeyi daha öğretti. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi, sadece Eskişehir için değil, bütün bölgemiz için çok büyük bir değer. Ben bunu yaşayarak gördüm. Böylesine güçlü bir akademik kadroya ve fedakar sağlık çalışanlarına sahip bir hastanenin hepimizin desteğine ihtiyacı var.

Özellikle personelimizin ne kadar büyük bir özveriyle çalıştığını kendi gözlerimle gördüm. Sayıları gerçekten yetersiz olmasına rağmen gece gündüz demeden mücadele ediyorlar. İnşallah hem insan kaynağı anlamında daha fazla desteklenir hem de yeni hastane yerleşkesi bir an önce hayata geçer. Bu sadece sağlık çalışanlarımız için değil, Eskişehir'in geleceği için de çok önemli. Ben de bu şehrin bir evladı olarak bu konuda üzerime düşen ne varsa yapmaya, elimi taşın altına koymaya hazırım.

Son olarak da şunu söylemek istiyorum; hastalığımın ilk anından itibaren bizi arayan, aileme destek olan, dua eden, yanımızda olduğunu hissettiren herkese gönülden teşekkür ediyorum. İnsan böyle zamanlarda dostunu da, vefayı da daha iyi anlıyor.

Bir teşekkürü de özellikle AK Parti İl Başkanı Sayın Gürhan Albayrak'a etmek isterim. O gece hastalandığımı öğrenir öğrenmez ailem için üniversitede oda tahsis edilmesini sağlamış, yakından ilgilenmiş. Ben hiçbir zaman insanların siyasi görüşüne göre yaklaşmadım. O gece gösterdiği insani yaklaşımı da ömrüm boyunca unutmayacağım.