Başkan Ünlüce: "Köy Enstitüleri Aydınlanma Işığıdır" Başkan Ünlüce: "Köy Enstitüleri Aydınlanma Işığıdır"

“ Devrim Yasaları, Eşsiz Hukuk Devriminin Saçayağıdır.”


Bugün devrim yasaları olarak adlandırılan; 429 Sayılı Din ve Vakıf İşleri Bakanlığının ve Genelkurmay Bakanlığının Kaldırılmasına Dair Kanunun, 431 Sayılı Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti Sınırları Çıkarılmasına Dair Kanunun ve 430 sayılı Öğretimin Birleştirilmesi Kanununun 100. Yılını onurla kutluyoruz.


“Devrim Yasaları, Hukuk Devriminin Rehberidir”


Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen bu üç yasa, laik hukuk devletinin temeli ve Cumhuriyet’in yol haritası niteliğindedir. Bu üç yasa ile ikili hukuk ve ikili eğitim sisteminin yanı sıra hilafet de kaldırılarak demokratik, laik hukuk devleti yolunda en büyük adım atılmıştır.


429 Sayılı Kanunla, dinin ve ordunun siyaset aracı olarak kullanılmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Şeriye ve Evkaf Bakanlığı kaldırılmış; Şeyhülislamlık, şeri mahkemeler ve fetva usulü tarihe karışmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı kurulmuştur. Kanunun ilk maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev alanı belirlenmiştir. Buna göre hukuki işlemlere ait hükümler Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev alanında değildir. Yine, 16 Kasım 1937'de çıkarılan Nizamnamede de Sual- Cevap konusuna sınırlama getirilmiş ve Diyanet İşleri Başkanlığı Danışma Kurulu’nun ancak ibadetlere, inançlara ve Medeni Kanun’un yayınlanmasından önceki zamana ait miras gibi konulara ilişkin sorulara cevap hazırlayacağı açıklanmıştır. Bugün de Anayasa’nın 136. maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlerini laiklik ilkesi doğrultusunda yerine getireceği açıklanmıştır. Yukarıdaki temel ilkelere karşı günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 429 sayılı Kanunla belirlenmiş temel görev alanının dışına çıkarak Medeni Kanun’un yayınlanmasından sonraki zamana ait boşanma, miras, kira sözleşmesi gibi hukuksal konularda fetvalar vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Medeni Kanunu veya Türk Borçlar Kanunu yürürlükte değilmiş gibi yürütülen bu faaliyetler Anayasaya ve laik hukuk düzenine aykırıdır.


İkinci olarak kabul edilen 430 Sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu (öğretim Birliği Yasası) ile bilimsel düşüncenin önü açılmış, Türkiye Cumhuriyeti eğitimde ulusal, bilimsel ve laik esasları kabul etmiştir. Bu Devrim Kanunuyla medreseler kaldırılmış, bütün eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış, eğitim alanındaki kapitülasyonlara son verilmiş, ülkemizdeki öğretim birliği sağlanmıştır. Eğitim sistemindeki teokratik uygulamalar yerlerini ulusal, bilimsel ve laik uygulamalara bırakmış; tarih ve yurt bilgisi eğitimi millileşmiştir. Türk Devrimi’nin bütün ilerlemelerine ve Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun yürürlükte olmasına karşın günümüzde ilkokul, ortaokul, lise ve milletlerarası özel okullarla ilgili ayrıştırıcı düzenlemelerle ülkemizdeki öğretim birliğini zedeleyen adımlar atılmış bulunmaktadır. Kız öğrenci okulları, ÇEDES Projesi, Diyanet akademisi, 4+4+4 eğitim sistemi, zorunlu din dersi, tarikat ve cemaatlerce işletilen yurtlar, kurslar bu adımların başlıca örnekleridir. Ülkemizdeki öğretim birliğini zedeleyen bütün bu düzenlemeler 430 Sayılı Kanuna ve Anayasa’da belirlenen laik hukuk düzenine aykırıdır.
Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK, Nutuk’un da halifeliğe ilişkin şu tespitine yer vermiştir. “Efendiler, açık ve kesin söylemeliyim ki, Müslümanları hâlâ bir halife korkuluğu ile uğraştırıp aldatmak gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır. Böyle bir oyuna kapılıp hayal kurmak da ancak ve ancak cahillik ve gaflet eseri olabilir.” İşte ATATÜRK’ün hiçbir işlevi olmadığını işaret ettiği halifelik, 431 Sayılı kanun ile kaldırılarak, laiklik ilkesinin temeli atılmıştır. Ancak, bugün sokaklarda, caddelerde, meydanlarda “hilafet” çığlıkları atılabilmekte, Türkiye Cumhuriyeti Savcıları bu duruma sessiz kalabilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk düzeni, din, ırk ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın kanun önünde eşitlik getiren, hukuk birliğini sağlayan, din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan laik hukuk düzenidir. Bu düzeni devam ettirmek, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının görevi ve sorumluluğudur. Bu görev ve sorumluluğumuzun bilincinde, bir an için gözümüzü kırpmadan, gaflet uykusuna düşmeden, karşı devrimin karanlık kuklarına karşı mücadelemizi devam ettireceğiz.


Bu duygu ve düşüncelerle, Türk Milletine, Türkiye Cumhuriyetine ve ATATÜRK’e en derin bağlılığımızla; Cumhuriyet’in eşsiz hukuk devriminin sacayağını oluşturan ve Türkiye’nin çağdaş dünyanın onurlu bir üyesi olmasının önünü açan 3 Mart Devrim Yasalarının kabul edilmesinin 100. yılı kutluyor, kamuoyuna saygılarımızı sunuyoruz.