Gerçekten ana çapalanmak, bize satıldığı gibi sürekli bir ‘huzur’ bulutu içinde süzülmek mi yoksa hayatın tamamını tüm pürüzlerini de dahil şeffaflıkla kucaklama cesareti mi?

Gözlerimizi kapatıp derin bir nefes alıyoruz ve bütün dertler sihirli bir değnek değmişçesine kayboluyor. Modern çağın ve pozitif psikolojinin bize pazarladığı ‘anda kalmak’ tarifi tam da böyle. Her şeyin pürüzsüz, sakin, problemsiz ve mutluluk verici olduğuna dair bir yanılsama. Yaratılan beklenti, zihnin dışarıdaki tüm kaosa kapılarını kapatıp sorunları halı altına süpürmesinden ibaret. Ama anda kalmak meselesi bundan çok daha fazlası ve bu meseleye bambaşka bir kapıdan geçiliyor.

Anda kalma pratiğinin gösterişsiz ama bir o kadar da özgürleştirici, şeffaf gerçekliğine daha yakından bakalım.

1. Kaçış Değil Yüzleşme Hali

Bize anda kalmanın bir tür ‘kaçış’ ya da ‘uyuşma’ hali olduğundan bahsedildi. Kafan mı karışık, canın mı sıkkın? Olsun, ana odaklan ve unut gitsin! Oysa bu yaklaşım gerçeği reddetmektir. Gerçek anlamda şimdiki zamanda olmak içimizdeki o sıkışık hali, göğsümüzdeki ağırlığı, can sıkıntısını veya öfkeyi değiştirmeye reddetmeye çalışmadan sadece olduğu haliyle onu görmeye ve gözlemlemeye gönüllü olmaktır. Sorunun tam ortasındayken ‘Şu an içime bir fırtına var, bunu görüyorum ve bu duygunun var olmasına kendini göstermesine alan açıyorum’ diyebilme cesaretidir.

2. Bedenin Sessiz Bilgeliği

Geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin kaygıları zihnimizde yer edinirken bedenimiz daima şimdi ve buradadır. Anda kalmak zihinsel bir durumdan ziyade fiziksel bir haldir. Tüm bedeni yargısızca tarayarak her bir uzvun hissini fark etmek ve burun deliklerinden girip çıkan nefesin ritmini takip etmek… Bu eylemler sayesinde zihin ne kadar uzağa giderse gitsin, nefes her zaman bizi eve döndüren en güvenli çapadır. Çünkü her nefes bir öncekinden yeni ve şimdiye dairdir.

3. Kendi Ritminde Akmak

Anda kalma çabası çoğu zaman ‘böyle hissetmemeliyim’ baskısına dönüşür. Oysa o an içimizden gelen his, mevcut durum oluşan hal neyse onu kabul edip ona uyumlanmak gerekir. Gerçek farkındalık; dayatılan o tek tip dinginliğe ulaşmaya çalışmak değil kendi doğanla temas etmektir. Yargılamadan, direnç göstermeden, kendi suyunun yolunu bulmasına izin vermektir. Neşeliysen neşene bürünmek, yorgunsan da o yorgunluğun hakkını vererek dinlenmektir.

Anda kalmak ulaşılacak nihai bir hedefi bitirilecek bir görev ya da kazanılacak bir madalya değildir. Gittiğimizi, daldığımızı, kaybolduğumuzu her fark ettiğimizde şefkatle şimdiki zamana yeniden dönme pratiğidir.

Anda kalmak ancak tüm yaşama yayılan ve her gün aynı niyetle beslenen bir varoluş pratiğine dönüştüğünde, gerçek bir 'anda olma' halinden söz edebiliriz.