Bugün çiftçi yalnızca toprağıyla değil; yüksek maliyetlerle, borçlarla, ithalat politikalarıyla ve piyasa baskısıyla mücadele etmektedir.
14 Mayıs’ın “Dünya Çiftçiler Günü” olarak kutlanması, ilk bakışta toprağa emek veren insanın tarihsel önemini teslim eden anlamlı bir gün gibi görünse de bugünün tarımsal gerçekliği bu tablonun çok daha çelişkili olduğunu göstermektedir. Çünkü insanlığın varlığını sürdüren çiftçiler, modern ekonomik düzende emeğinin karşılığını alamamakta; yoksullaşmakta ve üretimden kopmaktadır. Bu nedenle 14 Mayıs yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda tarımsal sömürünün ve kırsal çözülmenin görünür hale geldiği bir gündür.
İnsanlık yaklaşık 12 bin yıl önce tarıma geçerek uygarlığın temelini attı. Yerleşik yaşamdan devletlere kadar bütün toplumsal yapı, tarımsal üretimin üzerinde yükseldi. Çiftçi yalnızca gıda üreten biri değil, uygarlığın kurucu öznesiydi. Ancak zamanla tarım da piyasa ilişkilerinin ve sermaye baskısının etkisi altına girdi.
Kayıtlı çiftçi sayısının 3 milyondan 2 milyona düşmesi, kırsal nüfusun yaşlanması ve tarım sektörünün ülke istihdamının yüzde 18’ini karşılamasına rağmen milli gelirden yalnızca yüzde 5 pay alabilmesi; tarımsal emeğin sistematik biçimde değersizleştirildiğini göstermektedir. Çiftçi üretmekte, fakat yarattığı değere el koyan başkaları olmaktadır.
Bugün çiftçi yalnızca toprağıyla değil; yüksek maliyetlerle, borçlarla, ithalat politikalarıyla ve piyasa baskısıyla mücadele etmektedir. Gübre, mazot, tohum ve ilaç gibi temel girdiler üzerindeki şirket hâkimiyeti, üreticiyi giderek daha bağımlı hale getirmektedir. Böylece çiftçi görünürde üretici olsa da ekonomik zincirin en kırılgan halkasına dönüşmektedir.
Tarımın şirketleşmesi, küçük üreticinin tasfiyesi ve kırsal yaşamın çözülmesi; yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir sorundur. Çünkü gıda üzerinde denetim kuran güç, toplum üzerinde de belirleyici hale gelir. Bu nedenle çiftçinin mücadelesi yalnızca mesleki değil; aynı zamanda bağımsızlık, kamuculuk ve halkın gıda güvencesi mücadelesidir.
Gerçek bir kutlama; ancak çiftçinin emeğinin karşılığını aldığı, üretim araçları üzerinde güvenceye sahip olduğu ve tarımın toplum yararı doğrultusunda planlandığı koşullarda mümkün olabilir. Çözüm; üreticiyi piyasanın insafına terk eden anlayışta değil, kamucu planlamada, kooperatifleşmede ve örgütlü üretimde yatmaktadır.
Bu nedenle 14 Mayıs bugün yalnızca bir kutlama günü değil; çiftçinin tarihsel rolünü yeniden hatırlama, tarımsal eşitsizlikleri görünür kılma ve toprağıyla birlikte değersizleştirilen emeğin sesini yükseltme günüdür.