Hobi bahçeleri adı altında tarım arazilerinin bölünerek yapılaşmaya açılması, 5403 sayılı kanunun amacını zedeliyor; denetim eksikliği ve “imar affı” beklentisi sorunu büyütüyor.
Hobi bahçeleri son yıllarda Türkiye’de hızla yaygınlaşan bir olgu haline geldi. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan vatandaşların doğayla bağ kurma arzusu, daha sakin ve üretken bir yaşam isteği bu eğilimi besliyor. Ancak masum görünen bu talep, hukuki ve çevresel açıdan ciddi sorunları da beraberinde getiriyor. Bu noktada, “5403 Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu” çerçevesinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Söz konusu kanunun temel amacı, tarım arazilerinin korunması ve amaç dışı kullanımının engellenmesidir. Çünkü verimli tarım toprakları, telafisi mümkün olmayan yalnızca mevcutlarla sınırlı, insan yaşamı için hayati önem taşıyan doğal kaynaklardır. Buna rağmen, birçok bölgede tarım arazilerinin küçük parsellere bölünerek “hobi bahçesi” adı altında satışa sunulduğu ve üzerine yapılaşmaya gidildiği görülmektedir. Bu durum kanunun ruhuna ve hükümlerine aykırıdır.
Burada dikkat çeken en önemli sorunlardan biri, kamu kurumlarının denetim ve uygulama konusundaki yetersizliği. Yetkili kurumlar, bu tür kaçak veya mevzuata aykırı uygulamaları zamanında engellemek yerine çoğu zaman sürecin ilerlemesine göz yumuyor ya da geç müdahale ediyor. Bu gecikmiş müdahaleler, hem sorunun büyümesine hem de vatandaşın mağduriyetinin artmasına neden oluyor. Daha da önemlisi, bu durum dolaylı olarak yasa dışı uygulamaların önünü açarak adeta teşvik edici bir zemin oluşturuyor.
Diğer taraftan, Türkiye’de geçmişte çıkarılan imar afları da bu sorunun derinleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. İmar afları, başlangıçta mevcut sorunları çözmek amacıyla gündeme gelse de zamanla toplumda “nasıl olsa bir gün af çıkar” algısını pekiştirmiştir. Bu algı, vatandaşların mevzuata aykırı yapılaşmaya daha cesur yaklaşmasına neden olmaktadır. Hobi bahçeleri kapsamında yapılan kaçak yapılar da bu beklentiden beslenmektedir.
Sonuç olarak ortaya karşılıklı bir istismar durumu çıkmaktadır. Bir yanda kanun gereği görev ve sorumluluklarını zamanında ve etkin şekilde yerine getirmeyen kamu kurumları, diğer yanda ise bu boşluklardan faydalanarak mevzuata aykırı hareket eden vatandaşlar bulunuyor. Bu karşılıklı etkileşim, sorunun kronikleşmesine yol açıyor.
Oysa çözüm belli: Öncelikle kamu kurumlarının denetim mekanizmalarını etkin ve sürekli hale getirmesi gerekiyor. Erken müdahale, bu tür yapılaşmaların yayılmasını büyük ölçüde engelleyebilir. Bunun yanı sıra, imar affı gibi uygulamalara son verilerek hukukun öngörülebilirliği ve ciddiyeti korunmalıdır. Vatandaşın da bilinçlendirilmesi ve uzun vadeli zararlar konusunda farkındalığının artırılması büyük önem taşıyor.
Unutulmamalıdır ki tarım arazileri sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de ortak mirasıdır. Kısa vadeli kazançlar uğruna bu mirasın tahrip edilmesi, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle hem kamu otoritelerinin hem de vatandaşların sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, sürdürülebilir bir gelecek için zorunludur.