Akşam olup hava karardığında, o bildiğimiz estetik, o güvenli ve huzurlu Eskişehir hissi yer yer kayboluyor.
Eskişehir’le ilgili konuşurken nedense hep aynı başlıklara sıkışıp kalıyoruz. Trafik, asfalt, kentsel dönüşüm, imar planları, çevre yolu, havalimanı… Liste uzayıp gidiyor. Yıllardır konuşuyoruz, konuşmaya da devam edeceğiz gibi duruyor. Çünkü bu şehirde bazı meseleler gerçekten Türk dizileri gibi; uzun, ağır ilerleyen ve bir türlü final yapmayan hikâyeler.
Bir de işin başka bir boyutu var. Şehir dışına çıkıp geri döndüğümüzde fark ettiğimiz, “Bizde neden yok?” dediğimiz detaylar… Küçük gibi görünen ama aslında yaşam kalitesini doğrudan etkileyen şeyler. İşte tam da burada, bence yeterince konuşulmayan ama Eskişehir’in ruhuna yakışmayan bir eksiklik var: aydınlatma.
Evet, yanlış okumadınız. Aydınlatma.
Eskişehir zihniyetiyle, kültürüyle, sosyal yapısıyla aydınlık bir şehir. Ama iş sokaklara gelince aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Akşam olup hava karardığında, o bildiğimiz estetik, o güvenli ve huzurlu Eskişehir hissi yer yer kayboluyor. Özellikle merkez dışına çok çıkmaya da gerek yok. Kırmızıtoprak, İstiklal Mahallesi, Akarbaşı’nın bazı sokakları, Deliklitaş, Sakarya Caddesi’nin arka tarafları… Dolaşın, bakın. Aynı tabloyla karşılaşırsınız.
Yanlış anlaşılmasın, “hiç ışık yok” demiyorum. Var… ama varlığıyla yokluğu arasında pek fark olmayan, eski usul, sararmış, yetersiz aydınlatmalar bunlar. Şehrin dinamizmine, gençliğine, cazibesine ayak uyduramayan bir görüntü.
Üstelik mesele sadece estetik de değil.
Aydınlatma, doğrudan güvenlik demek. Sosyal hayat demek. İnsanların akşam saatlerinde kendini rahat hissetmesi demek. Eskişehir gibi günün her saati yaşayan bir şehirde bu kadar temel bir konunun geri planda kalması açıkçası düşündürücü.
Mesela Porsuk çevresi… Tülomsaş karşısındaki yeşil alanlara bir bakın. Gündüzleri ayrı güzel, ayrı keyifli. Ama akşam olunca aynı yerler bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Ağaçlar yeşerdiğinde zaten zayıf olan ışık tamamen kayboluyor. Ortaya çıkan karanlık alanlar ise ne yazık ki alkol ve madde kullanımından kavgalara, hatta zaman zaman çok daha üzücü olaylara kadar birçok riski beraberinde getiriyor. Porsuk’a düşme ve boğulma vakalarının bile konuşulduğu bir ortamdan bahsediyoruz.
Bu, “olabilir” denilecek bir şey değil.
Çünkü şehir dediğin, sadece gündüz güzel olan değil; gece de güven veren, yaşanabilir olan yerdir.
Bu iş elbette sadece tek bir kurumun sorumluluğu da değil. Başta OEDAŞ olmak üzere yerel yönetimlerin koordineli şekilde ele alması gereken bir konu. Sokak sokak, mahalle mahalle planlanması gereken bir süreç. Etap etap yapılacak ama mutlaka yapılacak bir dönüşüm.
Çünkü biz “Avrupa şehriyiz” diyorsak, “turizm şehriyiz” diyorsak, her yıl yüz binlerce insanı ağırlıyorsak… sadece kafelerimizle, parklarımızla değil; gecesiyle de örnek olmak zorundayız.
Hele ki 2026 gibi Eskişehir için sembolik değeri olan bir yılda…
Böyle bir dönüşüme başlamak, bu şehre gerçekten yakışmaz mı?
Bence fazlasıyla yakışır.